Kategori Risale-i Nur Kategori Risale-i Nur Yazısı ve Kur’an Harfleri Kategori

Ek Soru Soru

İslam Harflerini Muhafaza

Risale-i Nur yazısını islam harflerini muhafaza ve unutulmuş bir sünnetti ihya etmek için yazdığımızı söylediğimiz zaman karşı taraftan "İslam yokken de cahiliye devrinde bu harfler 'Arap alfabesinde' kullanılıyordu." demesine karşın nasıl bir cevap vermemiz lazım? 

Cevap Cevap

Sevgili kardeşimiz yazının veya başka şeylerin İslam’dan önce kullanılmış veya yapılmış olması onun değersiz olduğunu ve onunla amel edilmeyeceğini göstermez. İslam kendisinden önce ki adet gelenek ve görenekleri ve de inanışları tümüyle reddetmemiştir. Onları bazen tağyir, bazen de tadil ve tamir etmiştir. Mesela müşrikler Allah’a inanıyorlardı fakat putları aracı yapmışlardı. İslam ise onların yanlış olan Allah inancını tamir ve tadil edip düzeltmiştir. Putlardan ve şirk unsurlarından arındırarak Allah’ın razı olduğu biçime sokmuştur.

Mesela Mekke’de veya Medine’de farklı dinlerin müntesipleri kurban keserlerdi, oruç tutarlardı, adak adarlardı ve de Kâbe’yi kutsal sayıp tavaf ederlerdi. Fakat İslam dini bunları tamamen kökünden kaldırmayıp tevhid inancı çerçevesinde düzenlemiştir. Mesela Hz. Peygamber (sav) Medine’ye geldiği zaman Yahudilerin aşûre günü oruç tuttuklarını gördü ve bunun ne orucu olduğunu sordu; cevap olarak şöyle dediler:

"Bugün, iyi bir gündür. Allah, İsrailoğulları’nı Firavun’un zulmünden bugün kurtarmıştır. Musa (a.s.) Allah`a şükür için bugünde oruç tutmuştur. Biz de tutarız." dediler. Hz. Peygamber; "Biz Musa`nın sünnetine sizden daha yakınız." dedi ve o gün oruç tuttu ve ashabına da tutmalarını emir buyurdu. Fakat Yahudiler’e benzememek için de bir gün öncesi veya sonrası da dahil edilerek oruç tutulmuştur. Yani Yahudi ve Hristiyanlar ’ın yaptığı veya istimal ettiği şeyler Allah ve Resul’ünün onayından geçtikten sonra artık İslam’ın malı ve özü olmuştur. Bir şey, öncesinde kimin elinde olursa olsun İslam onu onaylayıp bünyesine dahil etmişse artık o şey İslam’a ait olup onun malı olur.

Biliyoruz ki tüm dilleri Allah yarattı ve de insanlara öğretti. Arapça sadece bir kavmin yazısı değildir. Bizzat Allah’ın tarih içinde insanlığın dimağında dilinde hafızasında geliştirerek Kur’an’ın nazil olacağı zamana kadar en üst seviyeye çıkardığı bir dildir. Haşa Kur’an tesadüfi bir zaman diliminde inmiş değildir. Allah’ın takdiri ve onun zamanlaması dahilinde indirilmiştir. Bu zaman dilimi de Arapça’nın zirve olduğu bir dönemdir. Yani tabiri caizse Allah-u Teala (c.c) Kur’an’ı taşıyacak onun manalarını en üst düzeyde temsil edecek şekilde Arapçayı en üst seviyeye çıkarmıştır. Arapça bu itibarla kuranın hamili olma şerefine ermiştir. İşte Allah bu dili seçmiş ve Kur’an’ı bu dil ile indirmiştir. Sahih hadislerde de cennet dilinin Arapça olduğu belirtilmiştir. Yani Allah tarafından Arapça’ya ve yazısına bir kıymet ve ehemmiyet verildiği gayet açıktır.

Mekke ve Medine tamamen İslamlaşınca bu dil tüm dünyaya artık İslam’ın manasını ve hakikatini taşıyan çok önemli bir köprü ve vasıta olmuştur. Artık dünyada bu yazı İslam’ı temsil etmiş ve binlerce yıl da bu şekilde kabul görmüştür. Zaten bir müddet sonra birçok millet İslam’la şereflendikten sonra İslam ve Kuran’la olan bağlarını daha canlı tutmak ve kopmaz bir bağ oluşturmak  için İslam alfabesini tercih etmişlerdir.

Yani tüm bu sonuçlardan yola çıkarak şunlar söylenebilir; bu Allah’ın yarattığı, seçtiği ve değer verip kıymetlendirdiği bir yazıdır. Sonradan Müslüman olan birçok kavim bunun farkına varmış ki kendi alfabelerini bırakıp İslam alfabesine geçmişler. 

Risale-i Nur, bu zamana bakan imani ve itikadi mesleleri hal ederek Kuranı bir tefsir eden bir eserdir. Bu şekilde Kuranın manasına hizmet etmektedir. Risale-i Nuru yazmak ta, Kuranın hattını muhafaza olduğu için Kuran'a başka bir yönden hizmettir.