Kategori Risale-i Nur Kategori Risale-i Nur’un Hususiyetleri Kategori Risale-i Nur Mütalaası Kategori

Ek Soru Soru

Risalelerdeki Tefekkür

Kur’ân’ın âyetü’l-kübrâsının iki tefsiri olan iki Âyet i Kübrâ risalelerinde hadiste belirtilen bir saat tefekkür var mıdır? Varsa nasıldır?

Cevap Cevap

Üçüncü Kelime: لَا شَر۪يكَ لَهُ ’dür. Bundaki huccete gayet kısa bir işaret şöyledir: Âyetü’l-Kübrâ Şuâ‘ının ma‘deni, üstâdı, esası ve Âyetü’l-Kübrâ nâmında olanقُلْ لَوْ كَانَ مَعَهُٓ اِلٰهَةٌ كَمَا يَقُولُونَ اِذًا لَا بْتَغَوْا اِلٰي ذِي الْعَرْشِ سَب۪يلاً -ilâ âhirihî- âyet-i ekberidir.(Habîbim, yâ Muhammed!) De ki: 'Eğer O’nun ile berâber, söyleyip durdukları gibi ilâhlar olsaydı, o takdirde (onlar) arşın sâhibine (üstün gelmek için) bir yol ararlardı.'(isra: 42). Yani, “Eğer şerîk olsa idi ve başka parmaklar îcâda ve rubûbiyete karışsa idiler, intizâm-ı kâinât bozulacaktı.” (şualar 570)

Bediüzzaman hazretleri burada zikrettiği ayeti kerime için ayetü’l kübra demektedir.

Ayrıca Ayetü’l Kübra diye  ismlendirdiği Yedinci Şu'a adlı risalesinin başında da bu ayetin devamı olan[(Yedi gök ile yer ve bunlarda bulunan herkes O’nu tesbîh eder. Ve O’na, hamd ile tesbîh etmeyen hiçbir şey yoktur. Fakat (siz) onların tesbihlerini anlamazsınız. Şübhesiz ki O, Halîm (azabda hiç acele etmeyen)dir, Gafûr (çok bağışlayan)dır.] İsra süresinin 44. Ayetini zikrediyor. Bu ayet için de yine ayetü’l kübra tabirini kullanıyor[(Ben namaz tesbihatının âhirinde, otuzüç defa kelime-i tevhidi zikrederken, birden kalbime geldi ki: Hadîs-i şerifte "Bazan bir saat tefekkür, bir sene ibadet hükmüne geçer" Risale-i Nur'da o saat var; çalış, o saati bul, ihtar edildi. Âdeta ihtiyarsız bir surette, Kur'anın âyet-ül kübrasının iki tefsiri olan iki Âyet-i Kübra Risalelerinden mülahhas tefekkürî bir tekellüm, tam bir saat devam etti.(Kastamonu Lahikası: 33)]. Bundan anlaşıldığına göre isra süresinin 42 ve devamında olan 44. Ayetlere  Ayetü’l kübra denilebilir.

Ayetü’l Kübra namındaki risaleler  Yedinci Şu'a   ve Yirmidokuzuncu Lem’a risaleleridir.

Yirmidokuzuncu lem’a’nın başında Üstad hazretleri şöyle buyuruyor

Îmâna Medâr Âlî Bir Tefekkürnâme, Tevhîde Dâir Yüksek Bir Ma‘rifetnâme

بِاسْمِه۪ سُبْحَانَهُ

Kardeşlerim! Bu tefekkürnâme çok ehemmiyetlidir. İmâm-ı Ali Radıyallâhü Anh ona bir vecihte “Âyetü’l-Kübrâ” nâmını vermesi, tam kıymetini gösteriyor. Namaz tesbîhâtında aynelyakîn derecesinde kalbe gelmiş, çok risâleleri netice vermiş, otuz senedir akıl ve fikrimin gıdası ve ilacı olmuş bir ma‘rifetnâmedir. Bunu hem Lem‘alar içinde, hem kırk elli aded müstakil yazılsa münâsibdir.

بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ

اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَمي۪نَ وَالصَّلٰوةُ وَالسَّلَامُ عَليٰ سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ وَعَلٰٓي اٰلِه۪ وَصَحْبِه۪ٓ اَجْمَعي۪نَ

 İfâde-i Merâm

Otuz seneden beri kalbim, aklım ile imtizâc edip, Kur’­ân-ı Mu‘cizü’l-Beyân’ın لَعَلَّكُمْ تَتَفَكَّرُونَ { لَعَلَّهُمْ يَتَفَكَّرُونَ {اَوَلَمْ يَتَفَكَّرُوا ف۪ٓي اَنْفُسِهِمْ مَا خَلَقَ اللّٰهُ السَّمٰوَاتِ وَ الْأَرْضَ وَمَا بَيْنَهُمَٓا اِلَّا بِالْحَقِّ { لَأٰيَاتٍ لِقَوْمٍ يَتَفَكَّرُونَ gibi âyetlerle emrettiği ve tefekkür mesleğine teşvîk ettiği hem تَفَكُّرُ سَاعَةٍ خَيْرٌ مِنْ عِبَادَةِ سَنَةٍ hadîs-i şerîfi, bazen bir saat tefekkür, bir sene ibâdet hükmünde olduğunu beyân edip, tefekküre azîm teşvîkāt yaptığı cihetle, ben de otuz seneden beri meslek-i tefekkürde akıl ve kalbimetezâhür eden büyük nûrları ve uzun hakîkatleri kendime muhâfaza etmek için işaretler nev‘inden bazı kelimâtı, o envâra delâlet etmesi için değil, belki vücûdlarına işaret için ve tefekkürü teshîl ve intizâmı muhâfaza için vaz‘ ettim. Gāyet muhtelif Arabî ibârelerle kendi kendime o tefekkürde gittiğim zaman, o kelimâtı lisânen zikirediyordum. Bu uzun zamanda ve binler def‘a tekrarımda bana ne usanç geliyordu ve ne de verdiği zevk-i rûhânî noksânlaşıyordu ve ne de onlara olan ihtiyâc-ı rûhî, zâil oluyordu. Çünki bütün o tefekkürât, âyât-ı Kur’âniyenin lemeâtı olduğundan, âyâtın hâssası olan usandırmamak ve halâvetini muhâfaza etmek hâssasının bir cilvesi, o tefekkür aynasında temessül etmiştir. (Lem’alar :324)

Yedinci Şu’a’nın başında da şu izahatları yapıyor.

Bu risâle­nin öyle bir e­hemmiyeti var ki, İmâm-ı Ali Radıyallâhü Anh kerâmet-i gaybiyesinde bu risâleye “Âyetü’l-Kübrâ” ve “Asâ-yı Mûsâ” nâmlarını vermiş. Risâle-i Nûr’un risâleleri içinde buna hususî bakıp nazar-ı dikkati celbetmiş.(Şu’alar:94)

Bediüzzaman hazretlerinin izahatlarından da anlaşıldığı gibi bu iki risale tefekküri birer ders olduklarından hadiste zikredilen tefekkür sevabını kazandıracak mahiyetteler. Bununla beraber Risale-i Nur külliyatında tefekküri dersler çoktur.