Kategori Risale-i Nur Kategori Risale-i Nur Mütalaası Kategori Üstad Bediüzzaman Kategori

Ek Soru Soru

Cemaleddin Afgani ve Muhammed Abduh Meselesi

Üstad Hazretleri,Cemaleddin Afgani ve Muhammed Abduh için seleflerim demiş midir?

Cevap Cevap

Üstad Bediüzzaman’ın o zatlara “seleflerim” dediği eksik ve yanlış bir bilgilendirmedir. Üstad’ın sözü “bu meselede seleflerim” ifadesidir ki ikisi arasında çok fark var.

Ayette “namaza yaklaşmayın” ifadesi geçiyor. Ama bunu bu şekilde nakletmek doğru olur mu? Olmaz, çünkü ayet “sarhoşken namaza yaklaşmayın” diyor. Bir sözün alanını sınırlayan kelimeleri kopararak nakletmek hakikatleri çarpıtmak demektir.

Peki Bediüzzaman’ın “bu mesele” dediği nedir? İttihad-ı İslam, yani İslam dünyasının, Müslümanların birlik beraberliği gibi Kur’an’ın emri olan en mukaddes bir davadır. Yani, Rabbimiz’in Kur’an’da “Allah’ın ipine toptan sarılın, ayrılmayın!” (Âl-i İmran, 103) diye buyurduğu dava!

Üstad’ın kendi ifadeleri ise şöyledir:

Sultan Selim'e biat etmişim. Onun ittihad-ı İslâmdaki fikrini kabul ettim. Zira, o vilâyat-ı şarkiyeyi ikaz etti. Onlar da ona bîat ettiler. Şimdiki şarklılar, o zamanki şarklılardır. Bu meselede seleflerim, Şeyh Cemaleddîn-i Efganî, allâmelerden Mısır müftüsü merhum Muhammed Abduh, müfrit âlimlerden Ali Suâvi, Hoca Tahsin ve ittihad-ı İslâmı hedef tutan Namık Kemal ve Sultan Selim'dir ki, demiş:

İhtilâf u tefrika endişesi
Kûşe-i kabrimde hattâ bîkarar eyler beni.
İttihadken savlet-i a'dâyı def'e çaremiz,
İttihad etmezse millet, dağ-dar eyler beni.” (Divan-ı Harb-i Örfî)

Dikkat edilirse Üstad, saydığı isimler için "bu meselede seleflerim" demektedir. Yani İttihad-ı İslam konusunda onlarla birlikteliktir. Her konuda değil. 

Hem saydığı isimler ise o dönemde bu konuda fikir ileri sürmüş meşhur isimlerdir. En başta da herkesin baş tacı olan Yavuz Sultan Selim’dir. O isimlerden bazılarının başka noktalardaki hataları yalnız onları bağlar. Çünkü Bediüzzaman onları her yönden muteber insanlarmış gibi bir takdimde bulunmamıştır.

Sonra bu sözleri Üstad’ın nerede söylediği de çok önemlidir. Askeri bir ihtilal mahkemesinde. 1909’da 31 Mart hadisesini bastıran Hareket Ordusu’nun kurduğu bir mahkemede...

Üstad mahkeme heyetini ikna etmek için, milletin birlik beraberliğine yaptığı hizmetleri göstermek için konuşuyor. Kalkıp da bu isimleri model olarak sunmak için değil.

Hem bu müdafaa başarıya ulaşıp Üstad kendi ile beraber pek çoklarını da asılmaktan kurtarıyor. Halbuki Üstad’a gelinceye kadar pek çoklarını basit suçlamalar ve yetersiz delillerle asmışlardı.

Peki Bediüzzaman ne yapıyor?

Mahkemeye teşekkür dahi etmeyerek, yolda Bayezid'den tâ Sultanahmet'e kadar arkasında kalabalık bir halk kütlesi mevcut olduğu halde: 'Zalimler için yaşasın Cehennem! Zalimler için yaşasın Cehennem!' nidalariyle ilerlemiştir.” (Tarihçe-i Hayat)

Asrın müceddidi olarak İslam Dünyası'nda genel bir kabul görmüş ve ömrü İslam’a hizmet uğruna işkenceler altında geçmiş ve asla yılmamış halis bir İslam âlimi’nin bir Kur'an müdafiinin sözlerini, söylendiği bütün şartlarından kopararak tenkide ve bununla mahkûm etmeye kalkmak, en hafif tabiriyle İslam’ın edeb anlayışına aykırıdır.

Belağat ilminde bir kural vardır. Bir sözün kıymeti dört şeyle anlaşılır.

1- Kim söylemiş?

2- Kime söylemiş?

3- Hangi maksadla söylemiş?

4- Hangi makamda (söz çeşidinde) söylemiş?

Bu dört maddeyle tartmadan yorum yapmaya kalkmak, bilmediği konuda ileri geri konuşmaktan farksızdır. Hakikat noktasında ise kıymetsizdir.