Kategori İnsanın Mahiyeti Kategori Muhtelif Kategori Risale-i Nur Kategori Risale-i Nur Mütalaası Kategori

Ek Soru Soru

Acz ve Fakrin Şefaatçi Olması

İnsan âciz ve fakir olduğu halde, âczi ve fakri nasıl ona şefaatçi olabilir?

Cevap Cevap

Bir bebeğin aciz ve fakir olmasından dolayı anne ve babası ona hizmetkar olur. Bir aslan yavrusu aciz ve zayıflıktan dolayı koca aslanı etrafında pervane gibi döndürür. Hatta bazen aslan kendisi aç kalır yavrusunu doyurur. Bebeğin ve yavrunun anne ve babalarını etrafında döndürüp hizmetçi yapan şey onların kuvvetleri değil; aciz ve fakir ve zayıf oldukları için anne-babalarının merhametinden ve şefkatinden dolayıdır.

İşte, insan da bebek ve yavru gibi aciz ve fakirdir. Bu halini tevazu ile Allah'a karşı kullanırsa Allah'ın şefkat ve merhametini kendine celb eder çeker. O zaman her şeye gücü yeten Allah onu korumasına alır ve korktuklarından kurtarır. Hem nihayetsiz zenginlik ve cömertlik sahibi olan Cenabı Hak, insana istediği şeyleri verebilir. Böylece acz ve fakr insan için bir şefaatçi olur. 

Bunun izahı 1. Sözde vardır. Şöyle ki,

“Bismillâh” her hayrın başıdır. Biz dahi başta ona başlarız. Bil ey nefsim! Şumübârek kelime İslâm nişanı olduğu gibi, bütün mevcûdâtın lisân-ı hâliyle vird-i zebânıdır“Bismillâh” ne büyük tükenmez bir kuvvet, ne çok bitmez bir bereket olduğunu anlamak istersen, şu temsîlî hikâyeciğe bak, dinle, şöyle ki: Bedevî Arab çöllerinde seyahat eden adama gerektir ki, bir kabîle reisinin ismini alsın vehimâyesine girsin. Tâ şakîlerin şerrinden kurtulup hâcâtını tedârik edebilsin. Yoksa tek başıyla hadsiz düşman ve ihtiyâcâtına karşı perişan olacaktır. İşte böyle bir seyahat için iki adam, sahrâya çıkıp gidiyorlar. Onlardan birisi mütevâzi‘ idi, diğeri mağrur. Mütevâzii bir reisin ismini aldı, mağrur almadı. Alanı, her yerde selâmetle gezdi. Bir kātıu’t-tarîka rast gelse, der: “Ben felân reisin ismiyle gezerim.” Şakî def‘ olur, ilişemez. Bir çadıra girse, o nâm ile hürmet görür. Ötekimağrur bütün seyahatinde öyle belâlar çeker ki, ta‘rîf edilmez. Dâimâ titrer, dâimâ dilencilik ederdi. Hem zelîl, hem rezîl oldu.

İşte ey mağrur nefsim! Sen o seyyahsın. Şu dünya ise bir çöldür. Aczin ve fakrın hadsizdir. Düşmanın, hâcâtın nihâyetsizdir. Madem öyledir, şu sahrânın Mâlik-i Ebedî’si veHâkim-i Ezelî’sinin ismini al. Tâ bütün kâinâtın dilenciliğinden ve her hâdisâtınkarşısında titremeden kurtulasın. Evet, bu kelime öyle mübârek bir definedir ki, senin nihâyetsiz aczin ve fakrın, seni nihâyetsiz kudrete, rahmete rabt edip, Kadîr-i Rahîm’in dergâhında aczi, fakrı en makbûl bir şefâatçi yapar. Evet, bu kelime ile hareket eden, o adama benzer ki, askere kaydolur. Devlet nâmına hareket eder. Hiçbir kimseden pervâsı kalmaz. “Kanun nâmına, devlet nâmına” der, her işi yapar, her şeye karşı dayanır. Başta demiştik: Bütün mevcûdât, lisân-ı hâl ile “Bismillâh” der. Öyle mi? Evet, nasıl ki görsen, bir tek adam geldi. Bütün şehirahâlisini cebren bir yere sevk etti ve cebren işlerde çalıştırdı. Yakînen bilirsin; o adam kendi nâmıyla, kendi kuvvetiyle hareket etmiyor. Belki, o bir askerdir. Devlet nâmına hareket eder. Bir padişah kuvvetine istinâd eder. Öyle de, her şey Cenâb-ı Hakk’ın nâmına hareket eder ki, zerrecikler gibi tohumlar, çekirdekler başlarında koca ağaçları taşıyorlar, dağ gibi yükleri kaldırıyorlar. Demek her bir ağaç “Bismillâh” der. Hazîne-i rahmet meyvelerinden ellerini dolduruyorlar. Bizlere tablacılık ediyorlar. Her bir bostan “Bismillâh” der. Matbaha-i kudretten bir kazan olur ki, çeşit çeşit, pek çok muhtelif lezîz taâmlar içinde beraber pişiriliyor. Her bir inek, deve, koyun, keçi gibi mübârek hayvanlar “Bismillâh” derler. Rahmet feyzinden birer süt çeşmesi olurlar. Bizlere Rezzâk nâmına en latîf, en nazîf âb-ı hayat gibi bir gıdayı takdîm ediyorlar. Her bir nebât ve ağaç ve otların ipek gibi yumuşak kök ve damarları “Bismillâh” derler. Sert olan taş ve toprağı delerler, geçerler. “Allah nâmına, Rahmân nâmına” derler. Her şey onlara musahhar olur. 

Evet, havada dalların intişârı ve meyve vermesi gibi; o sert taş ve topraktaki köklerin kemâl-i suhûletle intişâr etmesi ve yer altında yemiş vermesi; hem şiddet-i harârete karşı aylarca nâzik, yeşil yaprakların yaş kalması, tabîiyyûnun ağzına şiddetle tokat vuruyor. Kör olası gözüne parmağını sokuyor ve diyor ki: En güvendiğin salâbet ve harâret dahi, emir tahtında hareket ediyorlar ki; o ipek gibi yumuşak damarlar, birer Asâ-yı Mûsâ (as) gibi فَاضْرِبْ بِعَصَاكَ الْحَجَرَemrine imtisâl ederek taşları şakk ederler. Ve o sigara kâğıdı gibi ince nâzenîn yapraklar, birer a‘zâ-yıİbrâhîm (as) gibi, ateş saçan harârete karşı يَا نَارُ كُون۪ي بَرْدًا وَ سَلَامًا âyetini okuyorlar." (1. Söz)

Ayrıca bakınız.

http://www.risaleonline.com/soru-cevap/acz-ve-fakrin-tevhide-delil-olmasi