Kategori Cehennem Kategori Cennet Kategori İman Kategori Dünyadaki İmtihan Kategori Dünya Hayatı Kategori Kur'ân-ı Kerîm Kategori Muhtelif Kategori Ahlak Kategori

Ek Soru Soru

Tevbeyi Oyuncak Edenlerin Durumu

Nisa Suresi 137. Ayeti açıklar mısınız? Tevbeyi oyuncak edenlerin durumu ne olacak. Affedilmeyecek mi?

Cevap Cevap

Bahse konu olan ayet aşağıda tefsirleriyle beraber zikredilmiştir.

"Muhakkak ki, İman edip de sonra küfre sapanlar, sonra yine iman ederek küfre dönenler, sonra da küfürlerinde ileri gidenler (yok mu?) Allah onlara mağfiret edecek değildir. Onlara hidayet edecek de değildir. Münafıklara müjdele ki, onlara pek acıklı bir azab vardır" (Nisa, 137-138).

Bütün bunlar müşrikler gibi son derece derin bir sapıklık ile sapmış olanlardır. Şu da muhakkak ki, önce iman etmiş, sonra inkâr etmiş, sonra iman etmiş, sonra yine küfretmiş ve tamamen küfre dalmış olanlar, böyle imandan küfre, küfürden imana dönerek sonunda  küfürde karar kılmış ve bu şekilde küfürü çoğaltmış olanlar yok mu, hiçbir şekilde Allah'ın bunları affetmesine ve doğru yola sevketmesine ihtimal yoktur. Yani iman ederlerse kabul etmez değil, fakat çoğunlukla bunlar kalpleri mühürlü olduklarından can çekişme zamanına gelmedikçe iman etmezler ve belki o zaman bile etmezler. Ve iman etmeyince de âyeti delaletince asla af yüzü görmezler. Tevbenin kabul edilebileceği bir zamanda tevbe edip ihlas ile iman etseler, gelecek olan istisnası gereğince kabul edilir ve affedilebilirlerdi ama etmezler ki... 

Bunun için, münafıklara müjde et ki, onlara acıklı bir azab muhakkaktır. Bu bölüm, bu âyetin doğrudan doğruya veya dolayısıyla münafıklarla ilgisini ifade eder. Gerçekte münafıklar, görünüşte iman ederler, sonra gizli gizli küfürler yaparlar, sonra müminleri görünce yine "amenna" (inandık) derler. Ara bozuculuk ve fesatta ısrar ederler. Bununla beraber âyetin zahiri, açıktan açığa imandan küfre, küfürden imana defalarca değişiklik gösteren ve sonunda küfürde karar kılan fertler ve toplumlar hakkındadır ki, münafıklar da bunlara dahildir. Ve rivayet olunduğuna göre bunun asıl iniş sebebi yahudilerdir. Çünkü yahudiler, önce Hz. Musa'ya iman ettiler, sonra buzağıya taptıkları zaman küfrettiler, sonra Hz. Musa dönünce yine iman ettiler, sonra Hz. İsa'yı inkâr ettiler, sonra da Hz. Muhammed (s.a.v.)'a küfretmekle inkârlarını artırdılar ki, âyet bunların bu hallerini tasvir edip böyle olanları da bunlara katmış. Münafıklar da bunlara benzediği ve bunlara dost oldukları için "münafıklara müjde et" diye inzar (korkutma) yerinde tebşir (müjdeleme) ile tehekküm (alaya almay)e tabi tutulmuşlardır. Demek oluyor ki, bu gibi döneklik ve kararsızlıklar sadece fertler hakkında değil, toplumlar hakkında da felaket sebebidir. Çünkü yahudilerin âyette tasvir olunan bu durumları fertlerinin değil, toplum ve milletlerinin durumudur. Çünkü Hz. İsa'ya ve Hz. Muhammed'e küfreden fertler ile buzağıya tapan ve ondan önce iman eden fertlerin aynı olmadığı malumdur. Fakat bu değişim ve kararsızlık, o milletin genel bir karakteri olmuştur. Şu halde burada bir zamanlar İslâm dinine hizmet etmiş olup da, sonra kâh küfür ve kâh iman, şuraya buraya bocalıyarak sonunda kâfirlere dönmüş olanların kurtuluş ve selamet bulmalarına asla ihtimal olmadığı da anlatılmış oluyor. Nitekim Endülüs'te dinden dönenlerin hiçbiri dünyalarını kurtaramamışlar, hepsi yok olmuşlardır. (Hak Dini Kur’an Dili, Huzur Yayınevi, cilt, 3, sayfa, 220)

 Tevbe, ister küfür, ister kasten adam Öldürme, isterse mal gasbetme nev'inden bir günahtan dolayı olsun, hertürlü günahtan ötürü yapılabilir. Çünkü Hak Teâlâ'nın, "Kim bir kötülük yapar, yahud nefsine (kendisine) zulmederse.." ifadesi bütün günahları içine alır. (Fahruddin Er-Râzi, Tefsir-i Kebir Mefâtihu’l-Gayb, Akçağ Yayınları: 8/305-306)

Bil ki Allah Teâlâ, imanı emredip, ona teşvik edince, iman ettikten sonra yeniden küfre dönen kimsenin yolunun yanlışlığını beyan edip, böyle buyurmuştur.

Bu âyet, "Eğer o kimse, sahih bir şekilde iman ederse, bu muteber olmaz" manasında değildir. Aksine bundan murad, söylediğimiz şekilde, onların iman etmelerinin çok uzak ve şaşılacak bir şey olduğunu ifade etmektir. Tevbe eden, sonra tövbesinden dönen, sonra yeniden tevbe eden ve yine tevbesinden dönen fâsığın (günahkârın) da aynı şekilde, sebat etmesinin nerede ise umulmadığını görüyoruz. Çünkü çoğunlukla o, fâsıklığı üzere ölür. Burada da böyledir.

 Bazı alimler şöyle demiştir: "Yahudiler Tevrat'a ve Musa (a.s)'ya iman ettiler. Sonra Üzeyir (a.s)'e inanmadılar. Daha sonra Davud (a.s)'a iman edip, İsa (a.s)'yı inkâr ettiler ve daha sonra Hz. Muhammed (s.a.s)'in gelişi ile küfürlerini daha da artırdılar."

Kaffal (r.h): "Bu âyetten murad, (iman ve küfrün) kaç kere olduğunu anlatmak değildir. Aksine bundan murad, onların mütereddid oluşlarını göstermektir. Nitekim Allah Teâlâ "Onlar (iman ile küfür) arasında bocalayan bir sürü kararsızlardır. Ne onlara, ne de bunlara (tam olarak katılırlar)" buyurmuştur.

Cenâb-ı Hakk'ın, müteakiben, "Münafıklara müjdele Ki onlara pek acıklı birazab vardır" buyurmuş olması da mananın böyle olduğuna delalet"eder.

Bu Âyetteki Affedilmeyişin Açıklanması

 Bu âyette zikredilen hüküm ya tövbeden önceki hale, veyahut da sonraki hale bağlanmıştır. Birinci ihtimal bâtıldır, çünkü tevbeden önceki küfür, mutlak manada zikredilmemiştir. Bu durumda bu âyette zikredilen şartlar zayi olmuş olur. İkinci ihtimal de bâtıldır; küfür, tevbeden sonra bağışlanır; velev ki bu küfür bin kere dahi olmuş olsa...

Binâenaleyh bu ifade ile, Allah'ın, küfürleri üzere öleceklerini ve kesinlikle o küfürden tevbe etmeyeceklerini bildiği birtakım muayyen kimseler kastedilmiştir. Buna göre Cenâb-ı Hakk'ın, "Allah, onlara mağfiret edecek değildir" buyruğu, bu kimselerin küfürleri üzere öleceklerini haber veren bir ifade olmuş olur.( Fahruddin Er-Râzi, Tefsir-i Kebir Mefâtihu’l-Gayb, Akçağ Yayınları: 8/367-371)

Safvetü’t-Tefasir de ise:

Bundan maksat, "Onlar tekrar mürted olduktan sonra samimiyetle iman ettikleri takdirde, tevbeleri kabul edilmez ve onlara mağfiret edilmez" demek değildir. Fakat olmaycak bir şeymiş gibi onu uzak görmektir. İşte fasık da böyledir. Görürsün ki o tevbe eder, sonra döner, sonra yine tevbe eder, sonra yine döner. Sanki hiç sebat etmiyecek gibidir. Çoğunlukla fasık kötü hal üzerine Ölür.( Muhammed Ali Es-Sudari, Safvetü’t-Tefasir, Ensar Neşriyat: 1/37-38.)

Kur’an yolu tefsirinde ise:

Önemli ve muteber olan son durumdur; insanlar sonunda imana karar verir, bunda sebat ederlerse kurtulurlar, daha önceki inkarlarıda bağışlanır. Çünkü iman kendinden önceki sayfayı siler, inanç bakımından sabıka kaydını ortadan kaldırır.(kur’an yolu tefsiri, cilt, 2 sayfa, 161)

Allah(c.c) şöyle buyurmaktadır:

"Kim bir kötülük yapar, yahut nefsine zulmeder ve sonra Allah'tan mağfiret isterse o, Allah'ı gafur ve rahîm bulacaktır"(Nisa, 110).

“Şüphesiz O, tövbeleri çok kabul edendir, çok bağışlayandır.(bakara, 37)”

Bu ayetin tefsirinde şu izahat yapılmaktadır:

Hak Teala'nın “Tevvab" ismi ile vasıflanmasından murad, O'nun tevbeleri çokça kabul edici olmasıdır Bu, iki bakımdan böyledir:

1) Bir hükümdara karşı bir insan suç işlese, sonra da ondan özür dilese,  hükümdar onun özür dilemesini kabul edebilir. Daha sonra o adam tekrar suç işleyip yeniden özür dilese, hükümdar onun özrünü kabul etmez. Çünkü hükümdarın tabiatı, onu bu özrü kabul etmekten alıkoyar. Cenab-ı Hakk'a gelince, O böyle değildir. Çünkü Allah tövbeyi ne rikkatten (yufka yüreklilikten), ne fayda te'mini veya zarar savma gibi bir saikten dolayı kabul etmez. Bilakis O, sırf ihsan ve lütfundan dolayı tövbeleri kabul eder. Eğer mükellef olan kul, her an günah işlese, sonra da tövbe edip Ömrü boyunca bu hali üzere kalsa, Cenab-ı Allah onun önceki günahlarını bağışlayıp, tövbesini kabul edebilir. Böylece Cenab-ı Hak, tövbeleri çok kabul etme vasfına müstehak olarak "Tevvab" diye isimlendirilmiştir.

2) Allah'a tövbe edenlerin sayısı çoktur. Allah Teala, bunların hepsinin tövbesini kabul ettiği için, tövbeleri kabulde mübalağa ile nitelenmeye müstehak olmuştur. İşte ikabı kaldırarak, tövbeyi kabul etmesi sevabı gerektirdiği için ve sevab da Allah'ın bir nimeti ve rahmeti olduğu için, Hak Teala kendisini, "Tevvab" vasfının yanında "Rahim" olarak vasfetmiştir.( Fahruddin Er-Râzi, Tefsir-i Kebir Mefâtihu’l-Gayb, Akçağ Yayınları, cilt,2 sayfa,428)

İbn Abbas şöyle demiştir:

Mekkeliler şöyle dediler: “Muhammed putlara tapan, Allah’a şirk koşan, Allah’ın haram kıldığı cana haksız yere kıyan kimselerin affedilmeyeceğini söylüyor. Biz putlara taptık, adam öldürdük, şirk ehliyiz, nasıl Müslüman olup hicret edelim?” dediler. Bunun üzerine Allah “De ki: 'Ey nefisleri aleyhine (günah işlemekle ömürlerini) isrâf eden kullarım!(Günahlara bulaştık diye) Allah’ın rahmetinden ümid kesmeyin! Şübhesiz ki Allah, bütün günahları bağışlar!'( Zümer,53) ayetlerini indirdi. (Tüzün İ, Ayet ve hadislerle İslam Ahlakı, sayfa, 80)

Şeytanın mühim bir desisesi: İnsana kusurunu itiraf ettirmemektir. Tâ ki, istiğfar ve istiaze yolunu kapasın. Hem nefs-i insaniyenin enaniyetini tahrik edip, tâ ki nefis kendini avukat gibi müdafaa etsin; âdeta taksirattan takdis etsin. Evet şeytanı dinleyen bir nefis, kusurunu görmek istemez; görse de, yüz tevil ile tevil ettirir.  Nefsine nazar-ı rıza ile baktığı için ayıbını görmez. Ayıbını görmediği için itiraf etmez, istiğfar etmez, istiaze etmez; şeytana maskara olur. Hazret-i Yusuf Aleyhisselâm gibi bir Peygamber-i Âlîşan, وَمَا اُبَرِّئُ نَفْسِى اِنَّ النَّفْسَ َلاَمَّارَةٌ بِالسُّوءِ اِلاَّ مَا رَحِمَ رَبِّى((Yûsuf dedi ki:) 'Hâlbuki (ben) nefsimi temize çıkarmıyorum. Muhakkak ki nefis, dâimâ kötülüğü emredicidir; ancak Rabbimin merhamet ettiği (koruduğu kimse)müstesnâ. Şübhesiz ki Rabbim, Gafûr (çok bağışlayan)dır, Rahîm (çok merhamet eden)dir.'(Yusuf, 53) dediği halde, nasıl nefse itimad edilebilir? Nefsini ittiham eden, kusurunu görür. Kusurunu itiraf eden, istiğfar eder. İstiğfar eden, istiaze eder. İstiaze eden, şeytanın şerrinden kurtulur. Kusurunu görmemek o kusurdan daha büyük bir kusurdur. Ve kusurunu itiraf etmemek, büyük bir noksanlıktır.  Kusurunu görse, o kusur kusurluktan çıkar; itiraf etse, afva müstehak olur.( Bediüzzaman Said Nursi, Lemalar, Altınbaşak neşriyat, sayfa, 89-90)

Daha ruhumuz bedenimizde olduğuna göre tövbe edip halimizi düzeltmek için vaktimiz var demektir. Bütün günahları bağışlayan “Tevvab” olan Allah’a sığınalım. Şeytanın ve nefsin esaretinden kurtulmak için geç kalmayalım.

ayrıca bakınız:

http://www.risaleonline.com/soru-cevap/nasuh-tevbesi

http://www.risaleonline.com/soru-cevap/tovbeyi-bozmak

http://www.risaleonline.com/soru-cevap/dinle-alay-eden-insana-tovbe-nasip-olmayacak-mi

http://www.risaleonline.com/soru-cevap/devamli-gunah-islemek