Kategori Risale-i Nur Mütalaası Kategori Tasavvufî Meseleler Kategori

Ek Soru Soru

Sünneti Esas Yapmayan Veli Olur mu?

Bediüzzaman Hazretleri İmam-ı Rabbanî'den naklen, "En parlak evliyaların sünnet-i seniyyeyi esas yapan tarikatlerde yetiştiğini" söylüyor. Sünneti esas yapmayan tarikatten veli yetişir mi?

Cevap Cevap

Burada Hazret-i İmamın şu tabirine dikkat etmemiz lazım: "Sünnet-i Seniyeye ittibaı, esas-ı tarîkat ittihaz edenler" Yani tarikatin esası olarak bunu uygulayanlar.

Peki veli yetiştiren hak tarikatlerden sünneti esas yapmayan olur mu? Elbette olmaz. Bütün hak tarikler peygamberimizin ibadet ve adetlerine bakan sünnetleri harfiyyen uygularlar. Hiç bir sünneti ihmal etmezler.

Allahu A'lem, Burada kasd edilen mana şu olsa gerektir:

Her bir tarikatin kendine mahsus olan ve onu diğer tarikatlerden ayıran hususi terbiye, zikir ve seyr u süluk metotları vardır. İmam-ı Rabbanî Hazretleri işte bu has metotlarını tarikat pirlerinin ilhama dayanarak keşfettiklerini söyler.

Üstad Bediüzzaman da Telvihat-ı Tis'a'da buna işaret ederek şöyle der: "Vahiy ne kadar ilhamdan yüksek ise; semere-i vahiy olan âdâb-ı şer'iye, o derece semere-i ilham olan âdâb-ı tarîkattan yüksek ve ehemmiyetlidir. Onun için, tarîkatın en mühim esası, Sünnet-i Seniyeye ittiba' etmektir."

Demek ki semere-i vahiy olmayan bir adab-ı tarikat var, öyleyse sünnette de onlar aynıyla yoktur. Çünkü sünnet de vahy-i zımnidir. O adabın aynı olmasa da esasları sünnette muhakkak vardır ve bu sebeble 11. Lem'ada geçtiği gibi onlar bid'a değillerdir.

"Tarîkatta evrad ve ezkâr ve meşrebler nev'inden olsa ve asılları Kitab ve Sünnetten ahzedilmek şartıyla ayrı ayrı tarzda, ayrı ayrı surette olmakla beraber, mükerrer olan usûl ve esasat-ı sünnet-i seniyeye muhalefet ve tağyir etmemek şartıyla, bid'a değillerdir." (11. Lem'a)

Netice olarak onlardan hangisi hususi tarikat adablarını sünnet-i seniye üzerine daha fazla bina edebilmişse onların tarikati daha parlaktır.

İmam-ı Rabbanî Hazretleri bu mevzuyu tarikat adabı ile bağlantılı olarak şöyle izah eder:

"Yüksek bilginize sunarız ki, bu kıymetli yolun (Nakşi Tarikati'nin) üstünlüğü ve bu yolun büyüklerinin yüksekliği, sünnete yapışdıkları ve bid’atlerden kaçındıkları içindir. Bunun içindir ki, bu yüksek yolun büyükleri, yüksek sesle zikr etmekden bile sakınmışlardır. Kalb ile sessiz zikr etmeği emr buyurmuşlardır. Şarkı, kasîde, ilâhî gibi şeyler okumağı, raks, dans etmek gibi oyunları ve Resûlullah “sallallahü aleyhi ve sellem” efendimiz ve dört halîfesi “rıdvânullahi aleyhim” zemânlarında olmıyan vecd ve tevâcüd, ya’nî kendinden geçmek, şü’ûrsuz hareket ve sözleri yasak etmişlerdir. O büyükler zemânlarında bulunmıyan halvet ya’nî yalnız başına kalmak ve erba’în ya’nî kırk gün bir yere kapanıp çile çıkarmak yerine, insanlar arasında, kalbini Allah ile bulundurmak se’âdetine kavuşmuşlardır. Sünnete yapışarak, çok kıymetli şeyler elde etmişlerdir. Bid’atden sakınarak, yüksek derecelere kavuşmuşlardır. Bunun için, başka yoldan ilerleyenlerin, en son ele geçirdikleri şeyler, bu büyüklere, dahâ başlangıcda verilmiş, bunların yolu, bütün yollardan üstün olmuşdur." (Mektubat-ı Rabbanî, 168. Mektub)

Görüldüğü gibi İmam-ı Rabbanî Hazretleri de mevzuyu tarikatin terbiye metotları çerçevesinde anlatıyır, İslam'ın genel anlamda yaşanması babında değil.