Kategori Risale-i Nur Kategori Risale-i Nur Mütalaası Kategori Allah Kategori

Ek Soru Soru

Nefiste Öyle Dehşetli Bir Nokta ve Açılmaz Bir Ukde Var ki

“Arkadaş! Nefiste öyle dehşetli bir nokta ve açılmaz bir ukde var ki, zıdları birbirinden tevlid eder. Ve aleyhte olan her bir şeyi lehte zanneder. Meselâ güneşin eli sana yetişir, ziyasıyla başını okşar. Fakat senin elin ona yetişemez ve senin keyfin üzerine hareket etmez. Demek şemsin sana karşı iki ciheti vardır: Biri kurb, diğeri bu'd. Eğer senin ondan baîd olduğun cihetle "O bana tesir edemez" ve onun sana karib olduğu cihetle "Ona tesir edebilirim" desen, cehlini ilân etmiş olursun.” 

Burada asıl anlatılmak istenen nedir? Güneşin bize yakın bizim ondan uzak olduğumuzu anlıyorum fakat buradaki misalde uzaklık ve yakınlık kavramlarıyla ne anlatılmak isteniyor? Ayrıca paragrafı da bir bütünlük içinde izah eder misiniz? Burada nasıl bir psikoloji ile karşı karşıyayız acaba...

Cevap Cevap

“Arkadaş! Nefiste öyle dehşetli bir nokta ve açılmaz bir ukde var ki, zıdları birbirinden tevlid eder. Ve aleyhte olan her bir şeyi lehte zanneder. Meselâ güneşin eli sana yetişir, ziyasıyla başını okşar. Fakat senin elin ona yetişemez ve senin keyfin üzerine hareket etmez. Demek şemsin sana karşı iki ciheti vardır: Biri kurb, diğeri bu'd. Eğer senin ondan baîd olduğun cihetle "O bana tesir edemez" ve onun sana karib olduğu cihetle "Ona tesir edebilirim" desen, cehlini ilân etmiş olursun.” 

Nefis, güneşin kendisine yakın olduğunu bildiği halde “hayır ben güneşe yakınım” der.

Nefis güneşten uzak olduğu halde “hayır güneş benden uzaktır” demektedir. 

Evet hakikatte ise güneş elvan-ı seb’asıyla (yedi rengiyle) bize yakındır ve bize tesir eder. Biz ise ondan çok çok uzağız. Vecizenin başında da geçtiği gibi nefis kendi kurduğu projesini kendi çizdiği zıtlar dünyasında istediği gibi at koşturmak, işine geldiği gibi hareket edip öyle yaşamak istiyor. Herhangi bir kayıt ve sistemin içine dahil olmak istemiyor. Kendi kurduğu sistemde her şeyden zevk, lezzet ve haz alma arzusu yatmaktadır. Bu sistemi bozacak her şeyi de kendi mantığına göre yorumlayıp ondan kurtulmak ve rahatlamak ister. Fakat bu anlayışının da herhangi bir disiplini, ölçüsü ve menfaat sağlayacak bir yönü de yoktur. Onun bu mantığında tamamen o an da alacağı lezzet ve sefayı düşünmek ve hayvan gibi özgür hareket etmek arzusu bulunmaktadır. Başını kaldırıp zeval ve firak acılarını görmek ve duymak istemez. Duysa da görse de bu sefer lezzetini kaçırmamak için her şeyi lehine olacak şekilde yorumlamaya başlar. Kendisine güya zarar verecek her şeyden uzaklaşmak ve güya fayda sağlayacak her düşünceye de sarılmak ve tutunmak ister. Zevk ve safa dolu yaşama arzusuna halel(zarar)getirecek en ufak rahatsızlık veren düşünceleri kendi lehine ve menfaatine çevirmek ister. Büyük hakikatlere basit ve küçük yalan yanlış yorumlar ve de vehimler giydirmeye çalışır.

Üstadımız (r.a) da güneş misalinden yola çıkarak nefsin düştüğü vahim durumu çok dikkat çekici bir misal ile anlatıyor. Yukarıda geçtiği gibi güneş bize yedi rengi ile yakındır. Ve bize çok açılardan tesir edip tasarruf edebilir. Bu onun kudretini ve gücünü göstermektedir. Biz ise onun bu kadar yakın olmasına rağmen ondan çok uzağız ve ona hiçbir şekilde müdahele edemeyiz. Bu da bizim ona karşı hatta kendimize karşı ne kadar aciz ve fakir olduğumuzu göstermektedir. 

Misalde de olduğu gibi nefis güneşin kendisine yakın olduğu hakikatinden yola çıkarak güneşin gücünü, kudretini, tesirini her şeydeki tasarrufunu görüp kabul edip itaat etmesi gerekirken o bu yakınlığı lehine çevirmeye çalışır. Ve bu yakınlığı tam tersine ve zıddına çevirerek aslında güneşe kendisinin yakın olduğunun iddiasında bulunur. Yani güneş, nefse yakın ve onun üzerinde istediği gibi tasarruf yapabilecekken, o bu yakınlığı kendisine verir. Nefis bu aldatmaca ile kendisini güneşe denk görüp ona temas edip tesir edebileceğini düşünmektedir. Fakat aldanmaktadır.

Sonrasında ise nefis güneşten uzaklığını gördüğü zaman kendisinin değil güneşin uzak olduğunu sayıklamaya başlar. Burada da nefis durumu tam zıddına yani tersine çevirir. Kendisinin güneşten çok uzak olduğunu bildiği ve gördüğü halde bunu da tersinden düşünüp kendi lehine çevirerek güneş bana çok uzaktır bana tesir edemez diye ahmaklıkta bulunur. 

Burada anlatılmak istenen hakikat ise şudur

“Allah’ın kendisine yakınlığını şu şekilde zıddına ve tersine çevirmek ister”.  

Şu imtihan dünyasında günaha girmek ve arzu ettiği gibi yaşamak isteyen nefis, Allah (c.c) ın ilmiyle, kudretiyle her şeye yakın ve onlar üzerinde hak sahibi olduğunu görmezden gelir. Nefis bu yakınlığı kendisi için bir tehdit olarak algılayıp endişe ve huzursuzluk hisseder. Çünkü bu yakınlık ona hesap sormaya ve onu kayıt altında tutmaya yöneliktir. Allah (c.c) ın nefse olan bu yakınlığı ile onu rabbi ve onun üzerinde hüküm ve tasarruf sahibi olduğunu, ona istediği zaman müdahele edebileceğini tüm hal ve hareketlerinin de gözetim altında olduğunu hatırlatır. İşte nefis tüm bu durumlardan kurtulmak için Allah’ın kendisine olan bu yakınlığını tam zıddına ve tersine çevirerek kendi lehinde kullanmaya başlar. Bu yakınlıktan yola çıkarak kendisini ona yakın yani ona ve hükümlerine tesir edebilecek bir konumda görmeye başlar. Nefis adeta bir hâkim ve savcı gibi dinin emir ve yasaklarını sorgulamaya ve eleştirmeye kendinde bir hak görmeye başlar. Kâinatın yaratılışından cennet ve cehenneme kadar her şeyi haşa bir müfettiş edası ile tenkit edip hesaba çeker. Allah’ı ve onun kâinat içindeki tasarruflarını beğenmemeye kendinde bir hak görmeye başlar. 

“Kendisinin Allah’tan (c.c) olan uzaklığını ise şu şekilde zıddına ve tersine çevirmek ister”

Sonra hakikatte kendisi Allah’tan (c.c) çok uzak iken bu bilgiyi tersine çevirerek haşa Allah’ın (c.c) kendisinden uzak olduğu vehmine kapılır, öyle düşünmek ister. Kendisinin üstünde onu görüp gözeten ve fiillerini tanzim edecek kimse yoktur diye düşünür. Artık kendisi, haşa Allah’tan (c.c) uzak olduğuna göre istediği gibi hareket edip yaşayabileceğini, kâinatı arzu ettiği biçimde anlamlandırabileceğini zanneder. Âdeta kendisini fiilleri içinde müstetir hüve gibi görmeye başlar. Bu uzaklık aldatmacası ile de kendisine asla müdahele edilmeyeceğini ve hesap vermeyeceğini hayal ederek kafası kuma gömülü olarak yaşar. Çünkü haşa “o benden uzak ise yaptıklarımın bir hesabının ve karşılığının olduğunu da düşünmüyorum” der. Bu gidişatla helal ve haram sınırlarını ortadan kaldırarak günahları meşrulaştırmaya meyleder. Bu meyil bir müddet sonra haşa haşiri, hesap gününü ve de en sonda da Allah’ın varlığını inkara kadar götürür.

İşte çok gizli ve çok derinden ilerleyen bu aldatmacanın çoğu zaman farkında olmuyoruz. Bizdeki birçok hastalığın kaynağında bu tarz hastalıklar bulunmaktadır. Fakat bunları bulmak tesbit etmek hakikatken çok zordur. Bunları ancak çok üst düzey bir kabiliyete sahip ve manevi alemlerin sırrına eren evliyaullaha hastır. Onlar doktorlar gibi bu virüsleri ve hastlıkları tesbit edip ilaçlarını ve çözümlerini de sunmuşlardır.

İşte bu hastalıklar ve virüsler nefsimize yapıştığında Allah’ın (c.c) yakınlığını ve onun üzerimizdeki tasarrufunu kendi lehimize çevirerek haşa ona haksız olarak itiraz edip ve tahakkümde bulunmaya başlarız. Sanki her şeye hakkımız varmış gibi bir kibir ve gurur içinde Allah’ın kainattaki tasarruflarını sorgulamaya ve tenkit etme cüretini gösteririz. Bu gidişat Allah muhafaza bizi geri dönüşü olmayan bir dalalet yoluna sokmuş olur. Bugün birçok insanın kendi yaratılışını dünyayı hayatı sorguladığını ve itiraz ettiğini görmekteyiz. Yine birçok insanın Allah’ın emir ve nehiylerini beğenmediklerini ve bir hesap gününün olamayacağını ümit ettiklerini görmekteyiz. İşte bu dehşetli hastalığın kaynağı bu virüstür.

Müminler Allah’ın kendilerine yakın olduklarını görüp ona kulluk ederek onun himayesi ve koruması altına girerler. Onlar bu yakınlığı fırsata çevirerek “Mülk umumen “O”nundur. Biz onun memlûkü olarak “O”nun mülkünde çalışıyoruz derler. Mülkü sahibine teslim edelim. Ona bırakıp; cefasını değil, safâsını çekelim. O hem Hakîmdir hem Rahîmdir. Mülkünde istediği gibi tasarruf eder, çevirir. Dehşet aldığımız zaman, İbrahim Hakkı gibi "Mevlâ görelim neyler / Neylerse güzel eyler" diyelim, pencerelerden seyredip içlerine girmeyelim derler ve kurtuluşa ererler inşallah.

Yine müminler kendilerinin Allah’tan uzak olduklarının idrakiyle aciz, noksan ve zayıf olduklarını görüp sabır ve şükür içinde ona niyaz edip şefkat ve merhametini umarak ondan medet beklerler. Rahmetine iltica ederek kusurlarının bağışlanmasını ahirette kendilerini yakın kılınanlardan eylemesi için tazarru ve niyazda bulunurlar. Rabbim bizleri de bu kervana dahil eylesin amin.