Kategori Risale-i Nur Kategori Risale-i Nur Mütalaası Kategori

Ek Soru Soru

İnsan Sarayı

17.Lemanın 14. Notasında geçen, "insan denilen sarayın cevherlerinin bir kısmı âlem-i ervâhtan, bir kısmı âlem-i misâlden ve levh-i mahfûzdan" geldiği bahsini izah eder misiniz?

Cevap Cevap

Bahse konu yer şöyledir:

"Ey esbâbperest insan! Acaba garib cevherlerden yapılmış bir acîb kasrı görsen, yapılıyor. Onun binasında sarf edilen cevherlerin bir kısmı, yalnız Çin’de bulunuyor. Diğer bir kısmı Endülüs’de, bir kısmı Yemen’de bulunuyor. Bir kısmı da Sibirya’dan başka yerde bulunmaz. Binanın yapılması zamanında aynı günde şarktan, şimâlden, garbdan, cenûbdan o cevherli taşlar kolaylıkla celb olup o acîb kasrın yapıldığını görsen; hiç şübhen kalır mı ki, o kasrıyapan usta, bütün küre-i arza hükmeden bir hâkim-i mu‘cizekârdır. İşte herbir hayvan, öyle bir kasr-ı İlâhîdir. Hususan insan, o kasırların en güzeli ve o sarayların en acîbidir. Ve bu insan denilen sarayın cevherlerinin bir kısmı âlem-i ervâhtan, bir kısmı âlem-i misâlden ve levh-i mahfûzdan ve diğer bir kısmı hava âleminden, nûr âleminden, anâsır âleminden geldiği gibi; hâcâtı ebede uzanmış, emelleri semâvât ve arzın aktârına yayılmış; râbıtaları ve alâkaları, dünya ve âhiretedvârında dağılmış bir sarây-ı acîb ve bir kasr-ı garîbdir. İşte ey kendini insan zanneden insan! Madem mâhiyetin böyledir; seni yapan, ancak o Zât-ı Zülcelâl olabilir ki, dünya ve âhiret birer menzil, arz ve semâ birer sahîfe, ezel ve ebed dün ve yarın hükmünde olarak tasarruf eden bir zât olabilir. Öyle ise, insanın ma‘bûdu ve melcei ve halâskârı, o zât olabilir ki, arz ve semâya hükmeder, dünya ve ukbânın dizginlerine mâliktir." (17. Lema)

 

Yukarıda Allah'ın varlığını ve birliğini izah etmekle beraber, her şeye gücü yeten ve şer şeyin sahibi Allah olduğunu anlatıyor. İnsanın böyle bir Mabuda ve Allah'a ibadet etmesi gerektiğini bahsediyor.

Ayrıca insanın bütün kainatın bir fihristi olduğu, kainatta ne var ise insanda küçük bir numunesinin bulunduğu ve kainatta tecelli eden Allah'ın bütün isimlerinin insanda da tecelli ettiğini anlatıyor.

Sizin sorduğunuz ise, alem-i ervahtan ruhumuz gelmekte, alem-i misalden hayal gibi duygular gelmekte, hafıza gibi şeyler levh-i mahfuzdan gelmekte denilebilir.