Kategori İnsanın Mahiyeti Kategori

Ek Soru Soru

İnsanın "Ahsen-i Takvim" Üzere Yaratılmasının Anlamı

Ahsen-i takvim tam olarak ne demektir?

Cevap Cevap

İnsanın ahsen-i takvim üzere yaratıldığını Kur'an bize şu ayetle bildiriyor:

"Gerçekten (biz) insanı, en güzel bir biçimde (ahsen- takvimde) yarattık!" (Tin, 4)

Ahsen-i Takvim'in ne olduğunu Elmalı Tefsiri şöyle izah eder:

"Takvim, eğriyi doğrultmak, kıvama nizama koymak, kıymet biçmek, kıymetlendimek mânâlarına gelir. Sonundaki tenvin belirsizlik ve büyüklük için olarak "ahsen-i takvim", herhangi bir biçimlendirmenin veya büyük bir biçimlendirmenin en güzeli demek olur. Bu ise her mânâsıyla biçimlendirmenin en güzel biçimi demek olacağından maddî manevî her türlü güzelliği kapsar.

Belinin doğrulmasından, biçiminin güzelleşmesinden, kuvvet ve melekelerinin yükselmesinden akıl, irfan ve ahlâkıyla ilâhî güzelliğe ermesine kadar gider. (...)

Gerek fizikî ve cismanî bakımdan, gerek ahlâk ve maneviyat itibariyle ruhani bakımdan insan en güzel bir kıvama erebilecek en güzel bir biçimde yaratılmıştır." (Elmalı Tefsiri, Tin Suresi)

 

Fahri Razi Tefsirinde de şöyle ifade edilmiştir:

1) Allahu Teâlâ, insan hariç, her canlıyı yüzü koyun yürüyecek şekilde yaratmıştır. İnsanı ise, dimdik, boylu boslu ve yiyeceği şeyleri eliyle alıp yiyen bir şekilde yaratmıştır.

2) (Büyük alimlerden) Esamm, bu en güzel biçimin, insanın aklının, anlayışının, edebinin, ilminin ve açıklamalarının mükemmelliğinde yattığını söylemiştir.

Velhasıl birinci görüş, insanın zahiri biçimi ile, ikincisi de, batini (manevi-ruhi) biçimi ile alakalıdır." (Tefsir-i Kebir, Tin Suresi)

 

Demek oluyor ki insan maddi yaratılış itibarıyla bütün bitkilerden, hayvanlardan üstün kabiliyetlerle yaratıldığı gibi manevi bakımdan da meleklerden daha yüksek makamlara çıkabilecek, Allahu Teala'nın isimlerine daha çok mazhar olabilecek şekilde yaratmıştır.

Bu üstün yaratılışa işaret eden bir hadis-i şerifte, "Muhakkak ki Allah, insanı Rahman'ın sureti üzerine yarattı" (Buhari, 4/160) buyrulmuştur. Bu hadisteki suret tabiri mecazdır. Maksad ise Rahman olan Allah'ın ahlakı ile ahlaklanabilecek şekilde yaratılmış olmasıdır.

Bu hadis Risale-i Nur'da şöyle tefsir edilmiştir:

"İnsan, Rahman ismini tamamıyla gösterir bir surettedir. Evet sâbıkan (az önce) beyan ettiğimiz gibi, kâinatın sîmasında binbir ismin şualarından (ışıklarından) tezahür eden ism-i Rahman göründüğü gibi, zemin (yer) yüzünün sîmasında Allah'ın mutlak rububiyetinin (idaresinin) hadsiz cilveleriyle tezahür eden (icraatleriyle görünen) ism-i Rahman gösterildiği gibi, insanın suret-i câmiasında (çok özellikleri içine alan yaradılışında) küçük bir mikyasta, zeminin sîması ve kâinatın sîması gibi yine o ism-i Rahman'ın cilve-i etemmini (tam tecellisini) gösterir demektir." (14. Lem'a)

Yani kainat ve dünya üzerinde tecelli eden Allah'ın bütün isimleri insanda da tecelli eder. Hem cisminde, hem ruhunda...

Diğer bir hadis-i şerif bu manaya şöyle işaret etmiştir: "Allah'ın ahlakı ile ahlaklanınız" (Kitabu't-Tâc, 1/13)

Yani insan öyle üstün bir yaratışıla yaratılmıştır ki, eğer iman ve kullukla o kabiliyetlerini geliştirse Allah'ın ahlakının yani sıfat ve isimlerinin numunelerini kendinde taşıyan, bununla beraber Allah karşısındaki aczini ve ona olan ihtiyacını bilen onun aşkı ile yaşayan en üstün bir varlık olur.

Onun bu üstünlüğünü gösteren bir hâdise, bütün meleklerin Adem'e yönelerek secde etmekle, yani ona saygı göstermekle emrolunmalarıdır.

Bu en güzel yaratılışın sonucu olarak kainatta tecelli eden bütün isim ve sıfatlar ve onların güzellikleri insanda da tecelli eder ve insan kainatın küçük bir modeli, bir misal-i musağğarı olur.

 

Bediüzzaman Hazretleri, sırf bu ayetin tefsiri mahiyetinde 23. Söz namında bir risale telif etmiştir. Tafsilat için oraya müracaat edilebilir. Yine, insanın mahiyet ve vazifesine dair olan 11. Söz'de insanın ahsen-i takvim olmasının manasını Bediüzzaman şu şekilde özetlemiştir:

"Esma-i İlahiyeye ait garaibin fihristesi (esma-i ilahiye tecellilerinin bir özeti),

hem şuun ve sıfât-ı İlahiyenin bir mikyası (Allah'ın bütün sıfat ve şuunlarını (ilâhî halleri) anlamaya yarayacak ölçücükleri taşıyan),

hem kâinattaki âlemlerin bir mizanı (kainattaki bütün alemlerin manalarını anlayıp tartabilecek mizanlara sahip),

hem bu âlem-i kebirin bir listesi (şu büyük alemdeki herşeyin üzerine yazıldığı bir liste),

hem şu kâinatın bir haritası (adeta kainatta olan her şeyi üzerinde gösteren bir harita),

hem şu kitab-ı ekberin bir fezlekesi (kainat kitabının bir özeti),

hem kudretin gizli definelerini açacak bir anahtar külçesi (kudretin yarattığı bütün herşeyin manalarını açabilecek anahtarlara sahip),

hem mevcudata serpilen ve evkata takılan kemalâtının bir ahsen-i takvimidir (varlıklar üzerine serpilen ve zamanın akmasıyla ilâhî kemalatların, olgunluk ve mükemmelliklerin göstergesi olan en güzel bir sanatıdır)." (11. Söz)

 

İnsan kendisi en güzel kıvamda olduğu gibi kainat da kıvamına, en güzel şekline insanla ve onun vazifelerini yapmasıyla kavuşur. İnsan bütün kainatın yaptığı ibadetleri kendi ibadeti içinde toplayarak Rabbine takdim eder ve kainatın yaratılışındaki ilahi gaye bu şekilde kıvama erer. Bediüzzaman Hazretleri bunu şöyle ifade etmiştir:

"Bir sultan gibi bütün kâinatın dualarını, kendi duan içine al. Bir abd-i küllî  (ibadeti bütün kainatla alakadar bir kul) ve bir vekil-i umumî (umum kainatın bir vekili) gibi,

اياك نعبدواياك نستعين ­  (ancak sana ibadet eder ve ancak senden yardım dileriz) de. Kâinatın güzel bir takvimi ol." (23. Söz)

 

Ayrıca takvim kelimesinde, bildiğimiz senelik takvim ile de bir bağlantı var gibidir. Hz. Üstad bu bağlantıyı ifade eder tarzda, "(İnsanın mahiyeti) kâinata güzel bir takvim, bir ruzname (senelik takvim) olduğu..." (30. Söz)

Yani senelik takvim nasıl bir senenin hulasa ve özeti ise, insan da şu kainatın ve onda tecelli eden esma-i hüsna'nın bir hulasasıdır.

Netice olarak insan,

1-hem en güzel surette yaratılmış olmakla,

2-hem kainat onun ile kıvam bulmasıyla,

3-hem de kainatın takvimi gibi, onu hulasa etmesiyle ahsen-i takvim üzere yaratılmıştır.