Kategori Risale-i Nur Kategori Husrev Efendi Kategori

Ek Soru Soru

Hüsrev Üstadın Ezan Meselesi

Yeni bir medâr-ı keramet ve inâyet ve sürur olan mektubunuzu aldım. Ve Risaletü’n-Nur’a ait bir ikram ve inâyet-i İlâhiyeyi gösterdi. Şöyle ki: Bundan dört beş gün evvel, şiddetli bir taharriyle menzilim teftiş edildi. Her tarafa baktıkları halde, hıfz-ı İlâhîyle, bizi mahzun edecek bir şey bulamadılar. Yalnız İktisat, Hastalar, İstiâze gibi altı yedi risaleyi zararsız buldular. Sonra da Hüsrev’in ezan meselesi gibi müsadere kaidelerine tam muhalif olarak noksansız iade ettiler. Ben o hâdiseden size endişe edip, dağdan dönerken Abdülmecid, Sabri, Hüsrev, Hâfız Ali ile beraber konuşmak, “Acaba size de bir taarruz var mı?” diye sormak istedim. Ve lisanla bağırdım, geldim. Birden Emin kapıyı açtı, dördünüzün mübarek mektuplarınızı verdi. Her ikimiz bu ikram ve taharrîdeki keramet-i hıfziyeyi ve Hüsrev’in hilâf-ı memul öyle bir istida, öyle bir netice vermesindeki inâyet-i Rabbâniyeye aynı zamanda muvafık gördük ve “Risaletü’n-Nur her vakit inâyete mazhardır” diye şükrettik. (Kastamonu L.) bu ezan meselesi nedir? 

Cevap Cevap

Hayrat Vakfı tarafından geçen yıl çıkarılan "Bediüzzaman Said Nursî ve Hayru'l-Halefi Ahmed Hüsrev Altınbaşak" isimli kitabın 2. cildi sh. 611'de bu mevzu şöyle anlatılmaktadır:

 

HÜSREV EFENDİ’NİN EZAN MES’ELESİ

Bediüzzaman Hazretleri’nin Barla’da ve Kastamonu’da bulunduğu otuz ve kırklı yıllar ezan ve kâmetin Arabcasının yasaklanıp Türkçe okunmasının mecbur kılındığı yıllardı. Hazret-i Üstad hiçbir zaman ezan ve kamet’i Türkçe olarak okumamış ve okutmamıştı. Hatta Barla’da maruz kaldığı en büyük zulümlerden biri, hususî mescidi içinde gizli ezan ve kamet okutması münasebetiyle başına gelmişti.

Hüsrev Efendi de daima evinde Ezan ve Kameti aslî sûreti üzere Arabca okur, bu noktada hiç taviz vermezdi. Kardeşi Ömer Altınbaşak hatıralarında ağabeyinin evde bu hâlinden şöyle bahsediyor:

“Hüsrev Ağabey’im evde beş vakit ezan okurdu. Evin önü açık bahçe, dağa bakıyordu. Balkona çıkar, hiç çekinmeden gürül gürül okurdu. O kadar ısrarlarıma rağmen vazgeçmez, “Olmaz ben okuyacağım, isterse öldürsünler” derdi ve okurdu. Komşular da bilirlerdi okuduğunu. Hakkında takibat da yapıldı ama o hiç aldırış etmiyordu ki! Hapse girmiş çıkmış onun için vız gelirdi hepsi.” 

Hatta Isparta milletvekillerinden Hüsnü Bey, Ankara’dan geldiği zamanlarda komşularına, on beş metre ileride evleri bulunan Hüsrev Efendi’nin kimseden çekinmeden evinde ezan okumasından dolayı “Bizim Behlül ne yapıyor?” diye sorarmış.

Kardeşinin bahsettiği gibi, 1940 senesi Mart ayında, Hüsrev Efendi evinde ezan okuduğu için takibata uğrar ve mahkemeye verilir. Mahkemeye verilişini, orada kendisine yapılan bed muameleye rağmen inâyet-i ilâhiye’nin imdadına nasıl yetişdiğini Üstad’ına yazdığı bir mektubla Hüsrev Efendi şöyle ifade eder:

“Sevgili Üstad’ım! Tarihten yirmi gün evvel, ehl-i dünya tarafından üçüncü bir taarruza daha maruz kaldık. Arabca ezan ve kameti bahâne ederek beni mahkemeye sevketmişlerdi. Bu esnada gizli zındıka ehlinden mevki’ sahibi bir kimsenin, arkamdan bana hitaben “Âhirzaman Müceddidi” diyerek uzaktan bağırmasından çok müteessir oldum. Bu kadar gayızla bana bakıldığını bilmiyordum. O teessür ile leffen (ekte) takdim ettiğim istid’ayı (dilekçeyi) yazarak, üç vekâlete (bakanlığa) göndermiştim. Cenab-ı Hakk’a yüzbinler şükür olsun, Risale-i Nur’un ruh-u mânevîsini imdadıma gönderdi. Adliye Vekâleti’nden istid’am üzerine sorulan suale bura mahkemesi cevab vermiş ve bugün de beni “Bir insanın hususî ikametgâhında okuduğu Arabca ezan ve kameti kanunen memnu’ (yasak) değildir” diyerek men’-i muhakeme ettiler. Bu vesileyle merakta kalan kardeşlerime ve sevgili Üstad’ıma şu mektubu takdim ediyorum.

İşte sevgili Üstad’ım! Zındıka tarafdarlarının maksadlarının hilafına olarak, Risale-i Nur’un ruh-u mânevîsi beş sene sonra böyle bir sebeble, benim gibi pek hakir bir talebesi vasıtasıyla hem vekâletlere, hem de Isparta’ya karşı hem kendini, hem müellifini ve hem de talebelerinin âlî seciyelerini tekrar müdafaa etti. Zındıka tarafdarlarının rağmına olarak, iskât ettirilmek istenilen kalemi durdurtmadı. O kalemin biraz daha azmini tahrik etmeğe vesile oldu.”