Makale HOŞGELDİN EY ŞEHR-İ RAMAZAN

hosgeldin-ramazan.jpg (601×308)

Rabbimize hadsiz şükürler olsun ki, rahmet mevsimi olan üç aylara bir kez daha girmiş bulunuyoruz. Receb Şaban derken bu ay sonunda Ramazan’a da inşallah kavuşacağız. Resul-ü Ekrem Efendimiz (sav)’in üç aylar girdiğinde yapmaya başladığı, “Allahım Receb ve Şaban’ı bize mübarek kıl ve bizi Ramazan’a ulaştır” duasına, bizler ümmeti olarak bütün ruh u canımızla âmin diyor ve bu ayların feyiz ve sevaplarıyla bereketlenerek Ramazan’a da ulaşmayı ve tam bir nefis terbiyesiyle azamî derecede istifade etmeyi Allah’tan diliyoruz.

Yüce Rabbimiz Bakara Suresi’nde peş peşe gelen üç ayette orucun farziyetini ve Ramazan’ın Allah katındaki faziletini şöyle ilan etmiştir:

Ey îmân edenler! Sizden evvelkilere farz kılındığı gibi, oruç tutmak (sizin de) üzerinize farz kılındı; tâ ki (günahlardan) sakınasınız. Sayılı günler olarak (oruç size farz kılındı)! Fakat içinizden kim hasta olur veya yolculukta bulunursa, artık (tutamadığı günler) sayısınca başka günler(de oruç tutsun)! Ona gücü yetmeyenlerin üzerine ise, (tutamadıkları her gün için) bir fakirin (bir günlük) yiyeceği kadar fidye (verme borcu) vardır. Buna rağmen kim gönlünden koparak bir hayır işlerse (daha fazla verirse), o takdirde bu, onun için daha hayırlıdır. Bununla berâber bilirseniz, (güçlüğüne rağmen) oruç tutmanız sizin için daha hayırlıdır.

(O sayılı günler) Ramazan ayıdır ki, insanlara doğru yolu göstermek ve hidâyet ile furkandan (hak ile bâtılı ayıran hükümlerden) apaçık deliller olmak üzere, Kur’ân onda indirilmiştir. Öyle ise içinizden kim o aya erişirse, artık onda oruç tutsun! Kim de hasta olur veya yolculukta bulunursa, artık (onun üzerine, tutamadığı günler) sayısınca başka günler(de oruç tutma borcu) vardır. Allah size kolaylık ister ve size zorluk istemez. İşte (bütün bunlar) sayıyı tamamlamanız ve sizi hidâyete erdirmesine mukabil (tekbir getirerek) Allah’ı büyük tanımanız içindir; hem tâ ki şükredesiniz.”(1)

Ayette görüldüğü üzere, Ramazan’da müminlerin oruca emredilmesinin sebebi Kur’an’ın o ayda insanlığa bir rahmet olarak indirilmiş olmasıdır. Ramazan ayında tüm İslam dünyası nurânî bir atmosfer altına girer. Gün boyu Allah için aç ve susuz kalıp, nefsin arzularına gem vurarak, yalan, gıybet, harama bakmak gibi her türlü günahlardan uzak durarak mübarek âbid kullar vaziyetine bürünerek müminler bir nevi melekleşirler. Akşamları iftar davetleriyle müminler arası muhabbetler tazelenir. Geceleri teravih namazlarıyla, zikir, tesbih ve Kur’an’la şenlendirilir. Bütün bir Ramazan boyunca hatimler indirilir, mukabelelere iştirak edilir. Kur’an’ın inişine yakışan mübarek bir ibadet ayı olarak, Ramazan ayını ihya etmeye çalışırlar.

Ramazan’ın son yıllarda uzun ve sıcak yaz günlerine denk gelmesi, bir yandan orucun meşakkatini arttırırken, bir yandan da Allah’ın rızası yolunda nisbeten daha büyük meşakkatlere sabretmek, rızayı nefis ile buna taraftar olmak, daha büyük ruhânî hazların alınmasına vesile olmaktadır. Akşam iftar ettikten sonra, Allah için girilen bir sabır imtihanından daha zaferle çıkmanın tadını her mümin kalbinin derinliklerinde hisseder. Fahr-i Âlem (asm) Efendimiz bu manevî hazza işaretle şöyle buyurmuştur:

Oruçlunun sevinip neşeleneceği iki sevinci vardır: Birisi orucu bozduğu zaman sevinir, öbürüsü de Rabb'ına kavuştuğu za­man orucun mükâfatı ile sevinir.”(2)

 

Orucun Fazileti Hakkında Buharî’de Geçen Hadisler

Ramazan orucunun Allah katındaki yüksek fazileti hakkında Resul-ü Ekrem (asm) Efendimizin pek çok hadisleri vardır. İslam Dünyası’nın Kur’an’dan sonra en muteber kitabı olan Sahih-i Buharî namındaki meşhur hadis kitabında geçen bir kısım hadisleri burada zikretmeyi münasip görüyoruz. Çünkü müminin bu hadis-i şerifleri bilerek tutacağı bir oruca karşı daha büyük bir iştiyak duyacak, nefsinden yaptığı fedakârlığın kıymetini daha iyi idrak edecek ve tuttuğu oruçtan daha fazla feyiz alacaktır.

Fahr-i Alem (asm) Efendimiz Allahu Teâlâ’nın bir hadis-i kudsîde oruç hakkında şöyle buyurduğunu bildiriyor:

Âdemoğlunun işlediği her hayır iş kendisi içindir, fakat oruç böyle değildir. Oruç sırf benim için edilen bir ibâdettir. Onun mükâ­fatım da ben veririm”(3) buyurdu.

 

Oruç tutanın ahretteki üstünlüğü ve göreceği farklı muamele:

Cennette Reyyân denilen bir kapı vardır. Bu kapıdan kıyamet gününde yal­nız oruç tutanlar girer; ondan oruç tutanlardan başka hiç kimse gir­mez. (Kıyamet gününde:) Oruç tutanlar nerede? denilir. Oruç tutanlar kalkarlar ve o kapıdan girerler. Onlardan başka hiçbir kimse bura­dan girmez. Onlar girdiği zaman kapı kapatılır, artık bu kapıdan hiçbir kimse girmez.”(4)

 

Ramazan’ın fazileti ve rahmet kapılarının açılması:

Ramazân geldiği zamân cennet kapıları açılır.” (5)

Ramazân ayı girdiği zaman gök kapıları açılır ve cehennem kapıları kapatılır, şeytânlar da zincirlenir.” (6)

İbn Abbâs (ra) şöyle demiştir: Peygamber (sav) hayırda insanların en cömerdi idi. En cömert olduğu zaman da Ramazânda Cibril'in kendisine çokça kavuştuğu zamandadır. Cibril aleyhisselâm Ramazânın her gecesinde O'nunla buluşur, gündüz geceden sıyrılıp çıkıncaya kadar -veya ramazan ayı çıkıncaya kadar- Peygamber Kur'ân'ı ona arz ederdi (tamamını okurdu). Cibril, Peygamber'e kavuştuğu zaman da Peygamber hayırda, eserken engele rastlamayan rüzgârdan daha cömert olurdu.”(7)

 

Kadir Gecesi ve Ramazan Ayının günahların bağışlanmasına sebeb olması:

Her kim ina­narak ve sevabını Allah'tan umarak Kadir Gecesi'nde kalkar ibâdet ederse, geçmiş günâhları mağfiret olunur. Her kim de Ramazân orucunu inanarak ve mükâfatını ancak Allah'tan umarak tutarsa, onun geçmiş günâhları mağfiret olunur.”(8)

 

Orucun kötülükleri terk ederek tutulması zarureti:

Her kim yalan söylemeyi ve yalanla amel etmeyi bırak­mazsa, o kimsenin yemesini içmesini bırakmasına Allah’ın hiçbir ihtiyacı yoktur. .”(9)

Oruç bir kalkandır. Herhangi biri­nizin oruç günü olduğu zaman artık o kimse kötü söz ve fiil yapma­sın, düşmanlık -veya bağırma-da yapmasın. Eğer bir kimse ona söver yâhud onunla dövüşürse, derhâl: Ben oruçlu bir kimseyim, desin. Muhammed'in nefsi elinde bulunan Allah'a yemin ederim ki, oruçlu ağzın (açlık) kokusu Allah indinde misk kokusundan daha hoş ve da­ha temizdir.”(10)

 

Orucun Pek Büyük Faydaları

Yukarıdaki hadis-i şeriflerde okuduğumuz Ramazan orucunun pek büyük fazilet ve sevabları yanında çok azim faydaları, hikmetleri vardır. Bu faydalar, kişinin nefsinin terbiyesinden, beden sağlığından ta toplumdaki dayanışma ve birlik ruhunun güçlendirilmesine kadar pek çok sahalarda görülmektedir. Üstad Bediüzzaman Ramazan Risalesi’nde bu mühim hikmetlerden dokuzunu tadad etmektedir. Şimdi daha önceki bir yazımızda da ele aldığımız bu hikmetlerin kısa hulasalarına vaktinin gelmesi ve ihtiyacın tekerrür etmesi haysiyetiyle bir kez daha hatırlatmak istiyoruz.

1- Orucun Rabbimizi ve o’nun kulu olduğumuzu hatırlatması: Gaflet sebebiyle hadsiz nimetlerle rızıklandırıldığını ve Rabbi tarafından terbiye olunduğunu unutan insan, iftar sofrasında beklerken ezan ile gelen “Buyurunuz!” ilahi emriyle o nimetlerin kimin olduğunu ve kendisini nimetlerle terbiye eden Rabbini ve O’nun kulu olduğunu o halin ikazıyla hatırlar.

2- Nimetlere şükretmeyi öğretmesi: İnsanda şükür ve minnetdarlık duygularını ortaya çıkaran üç şeydir. Birincisi nimetin kıymetini; ikincisi o nimete olan ihtiyacını bilmek; üçüncüsü o nimetlerin başkası tarafından verildiğini görmektir. Orucun verdiği açlık ile kuru bir ekmeğin dahi ne kadar kıymetli olduğunu ve ona ne kadar muhtaç olduğunu ve yemesinin yasaklanıp izne tabi olması ile o nimetler kendisinin değil Allah’ın birer ihsanı olduğunu hissederek hakiki şükrün anahtarını elde eder. 

3- Fakir ve aç insanlara karşı şefkat ve yardımı öğretmesi: Açlık ve fakirlik bilmeyen insanlar, açlığın ne demek olduğunu tatmazlarsa fakirlere gereği gibi şefkat ve yardım edemezler. Ramazan ayında en zengin insanların bile tatmak zorunda kaldıkları açlık, fakirlerin acınacak acı hallerini bizzat anlamalarını sağlar. Bu da zengin tabakanın fakirlerin imdadına daha bir şefkatle koşmalarını temin eder.

4- Nefsin serbestlik duygularını kırması: Nefis daima Allah’ın yardımına ve ihsanına, yani O’na bağlı bir kul olmaya muhtaç olduğu halde, bağımsız ve hür olmayı ister, O’nun kulu olduğunu hatırlamak istemez. Oruç vasıtasıyla anlar ki kendisi hiçbir şeyin, hiçbir nimetin, hatta kendinin dahi maliki değildir. Bilakis Allah’ın mülküdür ve kuludur. Allah izin vermezse ne yiyebilir, ne içebilir. En sıradan bir işi bile müsaadesiz yapamaz, elini suya uzatamaz.

5- İnsana güzel ahlâklar kazandırması: Gafletle aczini ve fakrını unutan, hata ve kusurlarını görmek istemeyen, her an ölüp dağılıverecek bir vücudu olduğunu fark edemeyen insan, Rabbini de âhiretini de gereği gibi düşünemez ve bu sebeble kötü ahlâklar içerisine yuvarlanır. Fakat açlık vasıtasıyla âcizliğini ve fakirliğini fark ederek bütün bu gafletlerden sıyrılan insan, Rabbini hatırlar ve âhiretini düşünür ve onu kazanabilmek için kötü ahlâklardan kaçar ve güzel ahlâkları elde eder.

6- İnsanı Kur’ân’dan azamî istifâdeye hazırlaması: Ramazan, Kur’ân ayı olduğu için ve Kur’ân’ın en mühim nüzul zamanı olduğundan Ramazan’da bol bol Kur’an okunarak azamî istifade etmeye çalışılır. İşte bu ayda tutulan oruçtaki açlık vasıtasıyla melek gibi bir vaziyet alarak Kur’ân’dan en fazla istifade etmenin kapıları açılır.

7- Çok büyük uhrevi kârlar kazandırması: Ramazan Kur’ân ayı olduğundan adeta ilâhî bir bayram hükmünde olması sebebiyle, rahmet-i ilâhiye tarafından her bir iyilik ve haseneye bu ayda pek çok sevaplar verilir. Her bir hasenenin sevabı, Ramazan’da bine; Kadir Gecesinde otuz bine kadar çıkar. Böyle büyük âhiret ticaretlerinin yapıldığı bir ayda insan için en güzel vaziyet, oruç tutmakla nefsanî zevklerden uzaklaşarak bir cihette melekleşip uhrevi bir adam halini almaktır. Orucun kazandırdığı ulvî, kudsî duygularla en büyük ve ebedî kazançlar bu ayda elde edilebilir.

8- Beden sağlığına hizmet etmesi: Nefsinin arzularına tabi olarak rast gele yiyip içmek ve midesini gâyet düzensiz ve sık aralıklarla çalıştırmak tıbben pek çok hastalıkların sebebidir. Bir ay boyunca yapılan bir perhiz hükmünde olan oruçla midesini dinlendiren insan, beden sağlığı için mühim bir tedavi dönemine girmiş olur. Oruçla nefsini kontrol etmeye ve onun hevâî arzularını dinlememeye alışan bir kimse, başka zamanlarda da midesini sıhhate daha elverişli şekillerde kullanmaya muvaffak olur. Abur cuburdan ve vakitli vakitsiz yemekten kurtulur.

9- Nefsin firavunluğunu kırması: Nefis adeta firavun gibi Rabbini tanımak istemez. Kendini müstakil bir Rab gibi görür. Açlıktan başka hiçbir ceza nefisteki bu firavunluk hissini kıramaz. Nefsin firavunluk damarını kıracak ve onu rablik davasından vaz geçirecek tek ilacın açlık olduğunu beyan eden bir hadis-i şerifte Resul-ü Ekrem (sav) şöyle buyurmuştur: “Cenab-ı Hak nefse demiş ki: "Ben neyim, sen nesin?" Nefis demiş: "Ben benim, sen sensin!" Azab vermiş, Cehennem'e atmış, yine sormuş. Yine demiş: "Ene ene, ente ente." (Ben benim, sen sensin) Hangi nevi azabı vermiş, enaniyetten vazgeçmemiş. Sonra açlık ile azab vermiş, yani aç bırakmış. Yine sormuş: "Men ene vema ente?" (Ben kimim, sen kimsin) Nefis demiş: “Ente Rabbî’r Rahîm ve ene abduke’l âciz” Yani: “Sen benim Rabb-i Rahîmimsin, ben senin âciz bir abdinim.”(11)


 

(1) Bakara, 183-184-185. ayetler

(2) Buhari, Savm, 14

(3) Buhari, Savm, 14

(4) Buhari, Savm, 6

(5) Buhari, Savm, 8

(6) Buhari, Savm, 9

(7) Buhari, Savm, 12

(8) Buhari, Savm, 11

(9) Buhari, Savm, 13

(10) Buhari, Savm, 14

(11) Osmanlıca Mektubat, s. 248