Makale Haccın Hikmetleri

haccin-hikmetleri.jpg (601×308)

Haccın, kişinin hem kendi şahsına, hem İslâm dünyasına bakan pek çok önemli faydaları ve hikmetleri vardır.

Hac, kişinin küçük ve büyük günahlarının bağışlanmasını, kalbinin günah kirlerinden temizlenmesini sağlar. Usulüne uygun olarak yapılan haccın kul hakkı hariç, bütün günahların affedilmesine vesile olacağına dair Peygamber Efendimiz (sav)’in şu müjdesi ne  güzeldir: “Kim hac ibadetini yerine getirir, boş söz konuşmaz ve Allah’a itaatten dışarı çıkmazsa anasından yeni doğmuş gibi geri döner (günahları bağışlanır)” ( Kütübü Sitte; C. 17 S. 371) 

Hac ibadeti sırasında, özellikle Arafat ovasında, milyonlarca hacının, üzerlerinde kefeni andıran ihram elbiseleriyle toplanmaları ve birlikte Allah’a dualar etmeleri, insanlara öldükten sonra tekrar dirilerek haşir meydanında toplanacakları günü hatırlatır. Sanki mahşer gününün dünyada büyük bir provası yapılmış olur. Dünyevi makam ve servetin kabir kapısına kadar olduğunu, büyük bir hesap gününün kendilerini beklediğini gösterir.

Hac, her müslümanın hayatında âdeta yeni bir tarih başlangıcı olur ve üzerindeki olumlu etkileri bir ömür boyu devam eder. Bir hacı, ne kadar halktan biri de olsa, manen yüksek mertebelere ulaşmış bir veli gibi Allah’a, bütün yeryüzünün yüce Rabbi olduğunun şuuruna vararak yönelir. Çünkü hac davetiyle misafiri olduğu Allah’ın, yalnız kendisinin Rabbi değil, dünyanın her tarafından koşup gelen milyonlarca insanın da Rabbi olduğunu ve aynı yüce yaratıcıya kulluk etmeye geldiklerini görür, hisseder. Kendi kalbiyle yöneldiği Rabbinin, aslında bütün insanların ve kâinatın Rabb’i olduğunu, aynen ermiş bir velinin anladığı gibi anlamaya ve evliyânın tattıkları manevî hâllerin ve zevklerin benzerlerini tatmaya başlar. Bu şekilde, Cenâb-ı Allah, her bir mümin kuluna Allah’a yakın bir kul olmanın nasıl yüce bir saadet olduğunu bir miktar tattırmış olur. İşte bu büyük, kutsi lezzetleri tadan hacılar döndükten sonra; artık Allah’ın sevdiği bir kul, kâmil bir insan olmak, onun rızasını kazanmak ve doğruluktan ayrılmamak için daha bir şevk ve iştiyakla çaba sarf ederler.

Hac ibadeti yapan kimse; dilleri, renkleri, vatanları ve kültürleri farklı olan insanların tek bir Allah’ın kulu olduklarını, Sanki çok büyük bir kongrede buluşmak için, O’nun emrine uyarak kutsal mekânlara geldiklerini görür. Dünyanın dört bir yanından gelen Müslümanlar, birbirleriyle tanışmak, görüşmek, birbirlerinin dertlerinden haberdar olmak, birbirlerine yardımcı olmak, fikir alış verişinde bulunmak için güzel bir fırsat yakalamış olurlar. Bu şekilde her sene milyonlarca hacıların katılımlarıyla bütün dünya Müslümanları arasındaki kardeşlik bağı pekişir. Bütün herkes aynı mekânlarda ve ihram denilen basit, iki parçadan ibaret bir elbise içinde, “Zenginin fakire, beyazın zenciye üstünlüğü yoktur, üstünlük ancak takva ile yani Allah katındaki üstünlükle olur” düşüncesinin manasını daha yakından anlarlar. İnsanların eşit olduklarını birlikte yaşayarak görürler. Böylelikle Hac, Müslümanlar ve İslam ülkeleri arasındaki birlik beraberliğin güçlenmesi için çok büyük fırsatlar sunar. (Bkz. Tılsımlar, 16. Söz)