Kategori Risale-i Nur Kategori Risale-i Nur Mütalaası Kategori Üstad Bediüzzaman Kategori

Ek Soru Soru

Üstad Bediüzzamanın Meşrutiyet Tasavvuru

"Sultan merhum Abdülhamid Hanın sabık içtimaî kusuratı" diyor üstad. Abdülhamid Han Hazretleri sabık (önceki) içtimaî kusuratları nelerdi.

Birde üstadın meşrutiyet tasavvuru nedir. Genel olarak meşrutiyet derken neyi kastediyor üstadımız?

Cevap Cevap

Birinci olarak; Bediüzzaman Hazretlerinin eserlerinde Abdulhamid Han’ın kusuratlarını saydığı bir yer yoktur. Tahmin edebiliriz. Ancak bu da indi olur.

 

İkinci olarak; Bahsi geçen yerler şurasıdır;

"Hem de mana-yı meşrutiyete ibtila ve muhabbetimin sebebi şudur ki: Asya'nın ve Âlem-i İslâm'ın istikbalde terakkisinin birinci kapısı, meşrutiyet-i meşrua ve şeriat dairesindeki hürriyettir." (Tarihçe-i Hayat)

Herhangi bir nutuk irad ettim ise; herbir kelimesine kimsenin bir itirazı varsa, bürhan-ı kat'î ile isbata hazırım. Ve dedim ki: "Asıl şeriatın meslek-i hakikîsi, hakikat-ı meşrutiyet-i meşruadır." Demek meşrutiyeti, delail-i şer'iye ile kabul ettim. Başka medeniyetçiler gibi, taklidî ve hilaf-ı şeriat telakki etmedim. (Divan-ı Harb-i Örfi)

Bu iki yer özetle: (Yöneticilere karşı) Meşrutiyet-i Meşrua; Yani şeriate uygun meşrutiyettir. Üstad yönetimde aynı dört halife döneminde olduğu gibi şeriat kanunlarının esas alınması gerektiğini söylüyor. Yani yöneticilerin yönetim kanunlarını şeriate isnad etmesi gerektiğini söylüyor.

Yazık! Eyvahlar olsun! Saadetimiz olan meşrutiyet-i meşrua, bir menba-ı hayat-ı içtimaiyemiz ve İslâmiyete uygun olan maarif-i cedideye, millet nihayet derecede müştak ve susamış olduğu halde, bu hâdisede ifratperver olanlar meşrutiyete garazlar karıştırmakla ve fikren münevver olanlar da dinsizce harekât-ı lâübaliyane ile milletin rağbetine karşı maatteessüf sed çektiler. Bu seddi çekenler, ref'etmelidirler. Vatan namına rica olunur.

(Tarihçe-i Hayat) 

Ve burası da (halka karşı) hürriyet-i şer’iyyedir; Yani şeriate uygun özgürlüktür. Burada özellikle yeni yeni özgürlük, hürriyet ve istabdattan kurtulma kavramlarını öğrenen topluma, kesinlikle tam bir hürriyetin asla olamayacağını “İnsan ne kadar hür olsada yin de Abdullah’tır” sırrını unutmamalarını gerektiğini ve bu şeriatın izin vermediği nefsi bir hürriyetin olamayacağını söylüyor.