Kategori İman Kategori

Ek Soru Soru

İman tevhid, teslim ve tevekkül ilişkisi

"İman tevhidi, tevhid  teslimi, teslim tevekkülü, tevekkül saadet-i dareyni ister." cümlesini açıklar mısınız?

Cevap Cevap

İman tevhidi ister. Çünkü dinimizde iman, peygamber efendimizi kabul edip getirdiklerini tasdik etmekten ibarettir. İmanın birinci şartı Allah’ın varlığına ve birliğine inanmaktır.

Hem iman tevhidi ister. Çünkü tevhid her şeyi Allah’ın yarattığını, her şeyin dizginlerinin O’nun elinde olduğunu, her şeyin anahtarının onun yanında bulunduğunu tasdik etmektir.

Hem imanda tevhid olmazsa Cenab-ı Hakkın zatında, sıfâtında, esmasında bulunan kemali, cemali esbaba dağıtılmış olur. O ezeli hazine insanın nazarında, inancında gizlenir.

İslamiyet’in tarif ettiği mükemmel Allah inancı, rabbimizin sonsuz güzellikleri, rahmetinden gelen hesapsız ihsanları, lütufları, hiçbir şeye muhtaç olmayan samediyeti, ancak tevhid ile ifade edilebilir.

Müslümanların Allah’a olan son derece saygıları, edepleri, emirlerini dinlemekteki gayretleri, yasaklarından kaçınma konusundaki hassasiyetleri, her şeydeki güzelliklerin, nimetlerin, ihsanların, lütufların kaynağını Allah olarak görmeleri, bilmeleri ve inanmalarından dolayıdır. Hıristiyanlıktaki ve sair dinlerdeki Allah’a karşı olan lakaytlığın en önemli bir sebebi de tevhide ulaşmamış olmalarındandır. Nasıl ki bir memleketteki bütün yetim çocuklara padişahın sahip çıkıp bütün ihtiyaçlarını gidermesi, bütün yoksulların elini tutması, darda kalanların imdadına koşturması, mazlumların hakkını savunup alması, merhamete layık olanlara merhamet etmesi kısacası bütün  hayır, güzellik, iyilik ve doğruluğun menbaı olması o zatta bütün kemalatın  toplanmış olduğuna şehadet eder. İnsanın nazarında böyle bir sultanın kıymeti, hürmeti ve ona karşı göstereceği itaati elbette ona göre olacaktır. Eğer bu faaliyetleri esbaba verilse, bu güzellikler paylaşılsa, sultanda toplanan kemalat dağılsa, insanın kendi dünyasında o sultana ortaklar koşulsa onun kemalatı insanın nazarında küçülür veya söner.

Bu konuda Bediüzzaman hazretleri 2. Şua namında mükemmel bir risale telif etmiştir.

Madem böyle mükemmel sıfatlara sahip bir Allah var. Madem kainattaki bütün güzellikler onun isim ve sıfatlarının tecellisidir. Bütün güzelliklerin kaynağıdır. Menbaıdır. Merciidir. Sonsuz bir rahmet ve kudret sahibidir. Elbette böyle bir rabbe teslim olunur. Yani emirlerine ve yasaklarına boyun eğilir. Kabul edilir. Taraftar olunur. O’na karşı çıkılmaz. İsyan edilmez. Demektir.

Her şeyin sahibi, maliki, yaratıcısı onun olduğu bilindikten sonra onun emri olan bize düşen işleri yapmaktır. Yani işlerimizin, amellerimizin ön hazırlıklarını yapmak, sebeblerini bir araya getirmeye çalışmak, gayret etmek bizim vazifemizdir. Neticeyi Allah’a havele etmek, mahsulü ondan beklemek, sonucu ona yöneltmek gerçek tevekküldür. Kendisine düşen işi yapan yani yaratılışa, yaratılış kanunlarına, alemdeki prensiplere, kainattaki düzene uygun hareket eden,  işini düzgün, amelini doğru yapan, işini Allah’a havale edip tembellik etmeyen bir kul hem dünyada hem de ahirette mesut ve bahtiyar olur. Çünkü İslamiyette bize düşen işleri değil, sonuçları Allah’a havale etmek tevekküldür. Bu sayede her daim kalben müsterih olur. Yaptığı çalışmaların sonuçlarını verecek, karşılıksız bırakmayacak bir merciin olduğunu bilmek insanın kalbinde sürekli bir dayanak noktası meydana getirecektir. Hiçbir zaman ümitsizliğe düşmeyecektir. Sürekli bir gayret içinde olacaktır ki bu hem dünya hem de ahret saadet için temel bir şarttır.