Kategori Risale-i Nur Mütalaası Kategori Dünyadaki İmtihan Kategori

Ek Soru Soru

Zıtlar ve Kainatın Tebeddül Kanununa Tabi Olması

29. Söz'de, Allah-ü Teala'nın kainatta zıdları, şer ve hayırları karıştırarak; kainatı tebeddül ve tağayyur  (değişme ve başkalaşma) kanununa, tahavvül ve tekemmül (halden hale geçme ve olgunlaşma) düsturuna tabi kıldığını söylüyor. Zıtların birbirine karıştırılmasıyla, kainatın değişim kanununa tabi olmasının ilgisini açıklayabilir misiniz?

Cevap Cevap

Zıt şeylerin özelliği birbirlerini çürütmeye çalışmalarıdır. Mesela soğuk sıcağın aleyhine, sıcak da soğuğun aleyhine çalışır. Kış geldiğinde biri galibdir, yaz geldiğinde diğeri...

Aynı şekilde karanlık ve ışık, hayır ve şer birbiriyle çarpışır durur. Bazen biri galib gelir, bazen diğeri...

Zıtlıklar olmasa idi. Kainat hareketsizleşir, donuklaşır, manaları gizlenirdi.

Mesela gece olmasa idi, gündüzün, ışığın, ne olduğu anlaşılmazdı, birbirlerine karışmalarıyla ortaya çıkan  farklı manzaralar oluşmazdı.

Soğuk sebebiyle ısı değişimleri olmasa idi ısı mertebeleri ve hepsinin ayrı manaları ortaya çıkmazdı. Isı anlaşılmazdı. İşte, eşya zıddıyla bilinir sözü bu manayı anlatır.

Şer olmasa idi, hayır da ve hayrın hadsiz mertebeleri de olmaz ve anlaşılmazdı.

İşte pek çok zıtlıklar dünyada bir araya getirilerek birbirlerine müdahale imkanı verilmiş bu sayede, farklı çok mertebeler ortaya çıkmış, faaliyet çoğalıp hızlanmıştır.

Hayırla şer arasındaki çarpışma ise canlıların, hususen insanların kabiliyetlerinin gelişmesine sebeb olmuştur. Kötülüklerle hiç karşılaşmamış, şerle hiç mücadele etmemiş bir insanın ruhundaki olgunluk ile pek çok şer ve musibetler yaşamış ve bunlar karşısında yılmayarak doğru tercihlerde bulunmuş bir insanın ruhundaki olgunluk arasında çekirdekle, büyümüş, meyve vermiş bir ağaç arasında olan farka benzer bir fark vardır.

Bunu teyid eden Risale-i Nur'dan bir bahis şöyledir:

"Evet bir çekirdekten koca bir ağaca kadar ne kadar mertebeler var; mahiyet-i insaniyedeki istidadda dahi ondan daha ziyade meratib var. Belki zerreden şemse (güneşe) kadar dereceleri var. Bu istidadatın inkişafatı, elbette bir hareket ister, bir muamele iktiza eder (gerektirir). Ve o muameledeki terakki zenbereğinin hareketi, mücahede ile olur. O mücahede ise, şeytanların ve muzır şeylerin vücuduyla olur. Yoksa, melaikeler gibi insanların da makamı sabit kalırdı. " (13. Lema)