Bu sayfa şu linkten yazdırılmıştır: [http://www.risaleonline.com/soru-cevap/burhaniniza-sekki-itiraz-geldikce]

Kategori Risale-i Nur Kategori Risale-i Nur Mütalaası Kategori

Risale-i Nur Kategori Risale-i Nur Mütalaası Kategori

Ek Soru Soru

Bürhanınıza Şekki İtiraz Geldikçe

Sual: Bürhanınıza şekk-i itiraz geldikçe imanınız sarsılmaz mı? Bu ma’reke-i evham olan istidlaliyatla taharri zarar vermez mi? Elcevab: Eğer neticeyi bürhan ile bağlı onunla ikame ve isbat suretiyle olsa ve tahakkuk-u hakaika ayar tutmakla adem-i delilden adem-i medlûlü tevehhüm etse zarar olur. Halbuki iman, incecik bir bürhana yüklenmez. Belki öyle bir hadse bina ve istinad eder ki, o hads öyle menabi’den kuvvet ve öyle maadinden ışık alır ki, söndürülmesi kâinatın söndürülmesidir.”

Bu paragrafın geçtiği yeri ve de izahını açıklar mısınız?

Cevap Cevap

                                                       BÜRHANINIZA ŞEKK-İ İTİRAZ GELDİKÇE

 “İkinci sual (ki cevabı, yarısı beyaz, yarısı siyahtır) Dedi ki: "Burhanınıza şekk-i itiraz geldikçe imanınız sarsılmaz mı? Bu ma'reke-i evham olan istidlâliyatla taharri zarar vermez mi?"

  Sorulan sorunun izahı şu olsa gerek,  “İman ve İslam’ı ispat için getirdiğiniz delillere itirazlar geldikçe şüpheler artmaz mı? Yani getirdiğiniz delillere karşılık aleyhte deliller getirilirse imanınız sarsılmaz mı? Çünkü ortaya attığınız delillere hücum artıp o delillerin parlaklığı, aydınlığı, sağlamlığı azalırsa o zaman ne olacak? Çünkü siz “hakikati” bu delillerin üzerine bina ettiniz. Bu deliller çökse “hakikat” te çökmez mi, “hakikat” zarar görmez mi?

  Mareke-i evham olan yani vehimlerin, kuruntuların mekânı olan bu delillerle yola çıkmak hakikati ispat etmeye çalışmak, bu delillerle sonuca ulaşmak tehlikeli ve zararlı değil mi? Çünkü bu deliller bir gün çürütülürse o zaman bizim hakikat dediğimiz şey de mi, çökecek?

“Elcevap: Eğer neticeyi burhan ile bağlı, onunla ikame ve ispat sûretiyle olsa ve tahakkuk-u hakaike ayar tutmakla adem-i delilden adem-i medlûlü tevehhüm etse zarar olur. Hâlbuki iman incecik bir burhana yüklenmez. Belki öyle bir hadse bina ve istinad eder ki, o hads öyle menâbiden kuvvet ve öyle meâdinden ışık alır ki, söndürülmesi, kâinatın söndürülmesidir.” 

Eğer biz neticeyi delillere bağlı olarak onun üstüne bina edersek dediğiniz doğru olur. Bu hakikatin kendisine zarar verir. Hakikatin ortaya çıkması için, delilleri, ispatları ana ve sarsılmaz basamaklar yapıp onlarla ayakta tutmaya çalışsak yanlış olur. Hakikatin anlaşılması için bu delillerin varlığı şart değildir. Onlar olmasa da hakikat tahakkuk eder.

  Adem-i delilden, adem-i medlulü tevehhüm etse” yani “delillerin yokluğundan” “medlülü (delille gösterileni) yok saysa zarar eder. Yani herhangi bir şeyin varlığını gösteren bir delilin yokluğu onun varlığını da yok etmez. Mesela kışın bir tepenin arkasında bulunan bir köyün bacalarından çıktığını düşündüğün dumanlar görsen orada bir köy olduğuna kanaat getirirsin. Fakat bir yaz günü aynı yere gelip, bacadan çıkan dumanları görmediğin zaman köyün varlığını inkâr edemezsin bu yanlıştır. Koskoca köyün varlığı bir dumana bina edilemeyeceği gibi dumanın yokluğu ile de köy yokluğa mahkûm edilemez. Bu köyün varlığı böyle basit ve ince delillerin üstünde varlığını devam ettirmez. Böyle bir hakikat, basit bir duman deliline bina edilmez.

  Deliller yol gösteren işaretlere benzer, mesela bir şehri işaret eden ve onu gösteren tabelalar hükmündedir. Bu tabelalar olsa da olmasa da o şehir vardır ve yine yerindedir. Hatta o tabelalar kırık dökük, eski olsa veya yerinden sökülmüş olsa o şehrin varlığına bir zarar vermez. Çünkü o şehrin varlığı o tabelalar sayesinde değildir. O tabelalar olmadan önce bile o şehir vardı. Şehrin varlığını hadsi bir kanaat ve yakin, yani iman ile kabul ettikten sonra o şehrin varlığını gösteren tabelalar icat etmeye başladık. Şehri gösteren bu tabelalar büyük, küçük veya yüzlerce farklı renkte olabilir. Hepsi bir noktaya baktığı için ittihad ederler kuvvet kazanırlar. Şehrin varlığını ispat etmiş olurlar.

  Delîl bulunmayınca, medlûlün de bulunmayacağı söylenemez. Çünkü, Allahü teâlânın varlığına delîl olan âlem (Allahü teâlâdan başka her şey) yaratılmadan önce, medlûl olan yaratanın yok olduğu söylenmiş olur ki, bu bâtıldır, hükümsüzdür. Çünkü, Allahü teâlâ, âlem yaratılmadan önce de vardı. O'nun başlangıcı ve sonu yoktur. Ezelîdir, ebedîdir. O halde delîl olmadan da medlûl olabilir. Duman olmadığı hâlde ateşin bulunması gibi. (Fahreddîn Râzî)

Kainatın Sani'ine olan delaleti kainatın kendi nefsine delaletinden daha vazıh, daha zahir daha evladır.(Mesnevi nuriye,.66)

Tüm bunlardan şu sonuç çıkmaktadır:

  Allah’ın varlık ve birliğini ispat etmek için kullandığımız tüm deliller aslında birer işaret levhaları gibidir. Hiçbir delil zatında Allah’ı ispat etmez, sadece onun varlığını gösteren basit işaretler olabilirler. Onlar levha ve tabela olmaktan öteye geçemezler.

   Günümüzde yapılan yanlışlardan biri de; Kur’an’ın birçok ayetini bilimsel verilere dayandırarak, Kur’an’ın mucizeliğini  bu bilimsel verilerle  kabul etmektir. Aslında bu yanlışa düşenler, Kur’an’dan çok bilimsel verilere tutunmuşlardır. O kadar ki delil medlulden daha sağlam hale gelmiş bulunuyor. Bilimsel verilerin yanlışlığı ortaya konduğu zaman da o delillerle Kur’an’a sımsıkı sarılmış insanların imanlarında sarsılma ve kopma meydana geliyor. Halbuki biz Kur’an’ın hakikatine bilimsel verilerden dolayı değil iman etmiş değiliz. Evet bizim gaybi olan bu imanımıza katkı sağlayabilecek deliller olabilir. Fakat delil medlulün önüne asla geçmemeli. Mesela bi dönem "bilim Allah’ı red ediyor" sözlerinin yaygın olduğu zamanlarda yaşayan Müslümanlar, gayba saf bir imanla tutunmuşlardı. Güya bilimsel kabul edilen hiçbir delil onları imandan vazgeçiremedi. Fakat maalesef binlercesini de komünizme sürükledi. Çünkü onlar hakikatten çok delillere sarılmışlardı. Güya o deliller çürütülünce onların da imanları sarsıldı. Bugün evrim teorisini, bilimsel bir keşif adı altında tarihin en büyük yalanı olarak tüm insanlığa yutturmaya çalışanlar, dinlerin yaratılış hakikatini ortadan kaldırdıklarını düşünüyorlar. Bazıları da bilime ters düşmemek adına evrim teorisini Kur'an ile bağdaştırmaya çalışıyorlar.  Halbuki biliyoruz ki bilim bugün doğru dediğine yarın "yanılmışız bu yanlıştır" diyebiliyor. Aynı şekilde de bilim yanlış dediğine de bir müddet sonra doğru diyebiliyor.