Bu sayfa şu linkten yazdırılmıştır: [http://www.risaleonline.com/soru-cevap/13-lemadan-bir-soru]

Kategori Risale-i Nur Kategori Risale-i Nur Mütalaası Kategori

Risale-i Nur Kategori Risale-i Nur Mütalaası Kategori

Ek Soru Soru

13. Lemadan Bir Soru

1. İşaret ilk parağrafta 'hizbüşşeytanın çok defa galebe etmesi...'elcevap kısmında ise, 'pek kuvvetli ehl-i hakka bazen galebe eder' ifadeleri var. Hem çok defa galebe eder diyor; hem bazen galip olur diyor, tezat yok mu nasıl anlamalıyız?

Cevap Cevap

Bir tezat yoktur. Çünki, şeytan ve taraftarları,güçlü olmadıkları halde çok kolay olan tahrip ve yıkmak gibi şeyleri yaptırıyorlar.  Ehl-i iman ve hak taraftarları ise yapmak ve tamir etmek gibi zor ve zaman alan şeyleri yapmaya çalışıyorlar. Bu yüzden Ehl-i imana galip gelebiliyorlar. 100 senede meydana gelen büyük bir ormanın bir kibritle veya bir kıvılcım ile kısa bir sürede yanması buna bir örnektir. 

Aynı zamanda ehl-i imana bazen galip gelmeleri imtihanın bir gereğidir.

Bu konuyu sorunuza sebep olan yerde izah ediyor. Şöyle ki,

"Birinci İşaret: Suâl: Şeytanların kâinâtta îcâd cihetinde hiçbir medhalleri olmadığı, hem Cenâb-ı Hak rahmet ve inâyetiyle ehl-i hakka tarafdâr olduğu, hem hak ve hakîkatin câzibedâr güzellikleri ve mehâsinleri, ehl-i hakka müeyyid ve müşevvik bulunduğu, hem dalâletin müstekreh çirkinlikleri ehl-i dalâleti tenfîr ettikleri halde, hizbüşşeytanın çok def‘a ehl-i hakka galebe etmesinin hikmeti nedir? Ve ehl-i hak, her vakit şeytanların şerrinden Cenâb-ı Hakk’a sığınmasının sırrı nedir? 

Elcevab: Hikmeti ve sırrı şudur ki: Ekseriyet-i mutlaka ile dalâlet ve şer, menfîdir, tahrîbdir, ademîdir, bozmaktır.

Ve ekseriyet-i mutlaka ile hidâyet ve hayır, müsbettir, vücûdîdir, i‘mârdır, ta‘mîrdir. Herkesçe ma‘lûmdur ki: Yirmi adamın yirmi günde yaptığı bir binayı, bir adam bir günde tahrîb eder. Evet bütün a‘zâ-yı esâsiyesinin ve şerâit-ihayatiyesinin vücûduyla vücûdu devam eden insanın hayatı, Hâlik-ı Zülcelâl’in kudretine mahsûs olduğu halde, bir zâlim bir uzvunu kesmesiyle, hayata nisbetenademî olan mevte, o insanı mazhar eder. Onun içindir ki اَلتَّخْر۪يبُ اَسْهَلُ durûb-u emsâl hükmüne geçmiştir. İşte bu sırdandır ki, ehl-i dalâlet, hakîkaten zayıf bir kuvvetle pek kuvvetli ehl-i hakka bazen gālib oluyor. Fakat ehl-i hakkın öyle muhkem bir kal‘ası var ki, onda tahassun ettikleri zaman, o müdhiş düşmanlar yanaşamazlar ve bir halt edemezler. Eğer muvakkat bir zarar verseler, وَالْعَاقِبَةُ لِلْمُتَّق۪ينَ sırrıyla ebedî bir sevab ve bir menfaatle o zarar telâfî edilir. O kal‘a-i metîn, o hısn-ı hasîn ise, şerîat-ı Muhammediye Aleyhissalâtü Vesselâm’dır ve sünnet-i Ahmediye Aleyhissalâtü Vesselâm’dır." (13. Lema)