Kategori Risale-i Nur Kategori Risale-i Nur Mütalaası Kategori

Ek Soru Soru

Üstad ve Şöhret-i Kazibe

Mektubatta şöyle bir yer var: "Eğer yalan söylemişse, beni riyadan ve riyanın esası olan şöhret-i kâzibeden kurtarmaya yardımdır." Üstad'a atılan bir iftiranın, onun riyadan kurtulmasına sebep olmasını izah eder misiniz? 

Cevap Cevap

Bahse konu olan yer şöyledir:

"Birinci hikâye: İki sene evvel benim hakkımda bir müdür sebebsiz, gıyâbımda, tezyîfkârâne, hakāretli sözler söylemişti. Sonra bana söylediler. Bir saat kadar Eski Said damarıyla müteessiroldum. Sonra Cenâb-ı Hakk’ın rahmetiyle şöyle bir hakîkat kalbe geldi. Sıkıntıyıizâle edip, o adamı da bana helâl ettirdi. O hakîkat şudur:Nefsime dedim:

Eğer onun tahkîri ve beyân ettiği kusurlar, şahsıma ve nefsime âit ise, Allah ondan râzı olsun ki, benim nefsimin ayıblarını söyler. Eğer doğru söylemiş ise, beni nefsimin terbiyesine sevk eder ve gururdan beni kurtarmaya yardımdır.

Eğer yalan söylemiş ise, beni riyâdan ve riyânın esası olan şöhret-i kâzibeden kurtarmaya yardımdır. Evet, ben nefsim ile musâlaha etmemişim. Çünki terbiye etmemişim. Benim boynumda veya koynumda bir akreb bulunduğunu biri söylese veya gösterse, ondan darılmak değil, belki memnun olmak lâzım gelir. Eğer o adamın tahkîrâtı, benim îmâna ve Kur’ân’a hiz­metkârlığım sıfatıma âit ise, o bana âit değil. O adamı, beni istihdâm eden Sâhib-i Kur’ân’a havâle ediyorum. O Azîz’dir, Hakîm’dir. Eğer sırf beni sövmek, tahkîr etmek, çürütmek nev‘inden ise, o da bana âit değil. Ben menfî ve esîr ve garib ve elim bağlı olduğundan, haysiyetimi kendi elimle düzelt­meye çalışmak bana düşmez. Belki misafir olduğum ve bana nezâret eden şu köye, sonra kazâya, sonravilâyete hükmedenlere âittir. Bir insanın elindeki esirini tahkîr etmek, sâhibine âittir. O müdâfaa eder. 

Madem hakîkat budur. Kalbim istirahat etti. وَاُفَوِّضُ اَمْر۪ٓي اِلَي اللّٰهِ اِنَّ اللّٰهَ بَص۪يرٌ بِالْعِبَادِ dedim. O vâkıayıolmamış gibi saydım, unuttum. Fakat maatteessüfsonra anlaşıldı ki, Kur’ân onu helâl etmemiş." (Mektubat)

İnsanda en zayıf damarlardan biri de şöhret ve makam kazanmaktır. Üstadımız nefsi ile daima mücadele ettiğini ve nefse itimat değil onu daima itham ettiğini söylüyor. Atılan iftira dolayısıyla bir kısım insanların gözünden düşerek şöhret-i kazibeden kurtulmaya yardımcı olmuş olur.