Kategori Sosyal Meseleler Kategori

Ek Soru Soru

Ulü'l Emr

Ulü'l-emr tam olarak ne demektir? Ulü'l-emre itaat ne ölçüde olmalıdır? Bu konu Risale-i Nur'da nasıl ele alınmıştır?

Cevap Cevap


Ulü’l emr kelimesi, emir sahibi manasına gelir. Emir sahibi olmaktan murad ise, işin başında ve yetki sahibi olmak demektir. Bununla kasd olunan da, halkın üzerinde yönetme yetkisine sahip olan kimseler demektir. En yukarıdan aşağı; devlet başkanı ve ondan aldıkları yetkiye dayanarak, tâ vâli ve kaymakamlara kadar ulül emr sayılırlar. Eğer bu yetki sahipleri, yetkilerini meşru bir şekilde almışlarsa, meşru dairedeki emirlerine itaat etmek dinen farzdır. Bu farz, Kur’an’ın şu ayetine dayanır:

“Ey îmân edenler! Allah’a itâat edin; peygambere ve sizden olan ülü’l-emre (emir sâhibi idârecilerinize) de itâat edin!” (Nisa, 59)

Elmalı tefsiri bu ayet hakkında uzun açıklamalar yapmıştır. Onlardan bir kısmını aşağı alıyoruz:

“Müminlerin her nerede bulunurlarsa bulunsunlar Allah'a ve Resulüne karşı itaatsizlikten sakınmak ve aynı zamanda kendilerinden olan idarecilere itaat etmeleri ve tağutlara boyun eğmemelerinin gerekli olduğunu anlamak gerekir. Bu bakımdan Taberî tefsirinde de zikredildiği gibi şu hadisler ne kadar önemlidir: İbnü Zeydin babasından rivâyet ettiği üzere Peygamber (s.a.v.) Efendimiz buyurmuştur ki:

"İtaat, itaat. İtaatte imtihan da vardır. Fakat Allah dilemiş olsaydı emretmeyi hep peygamberlere verirdi." Yani peygamberler mevcut iken bile hükümdarlara emretmeyi nasib etmiştir. …

Aynı şekilde Ebu Hüreyre'den rivayet olunduğu üzere Hz. Peygamber (s.a.v.) buyurmuştur: "Benden sonra size bir takım valiler valilik edecek iyi iyiliği ile velâyet (idarecilik) edecek, günahkar da günah işlemekle velâyet edecek. Hakka uygun olan her konuda bunları dinleyin ve itaat edin ve arkalarında namaz kılın. İyilik yaparlarsa hem sizin, hem onların lehinedir. Kötülük yaparlarsa sizin lehinize (menfaatinize), onların zararınadır."

Aynı şekilde Abdullah b. Ömer hazretlerinden rivâyet olunduğu üzere, Hz. Peygamber buyurmuştur ki: "Müslüman olan kişinin itaat etmesi onun vecibesidir (üzerine vazifedir); hoşlandığında da hoşlanmadığında da. Ancak günah işlemesi emredilmiş olursa başka. Günah işlemeyi emredene itaat yok."…

Ebu's-Suûd, tefsirinde bütün bunları şu şekilde özetlemiştir. Bunlar raşid halifeler ve onlara uyan ve doğru hareket eden hakkı emreden idareciler ve adil davranan valilerdir…

Bu mânâ, amirleri ve hakimleri kapsamaktan başka gerçek anlamıyla (emir

vermeye) sahip olmak ve işlerde başvurulacak kimse olmak mânâsını da içine alır. Buna göre sahabe ve tabiinden ilk müfessirler bu konuda bir kaç mânâ nakletmişlerdir:

1- Raşid halifeler,

2- Âyetin iniş sebebine göre küçük müfreze komutanları.

3- "Halbuki onu peygambere ve aralarında yetkili kişilere gösterselerdi, içlerinden işin içyüzünü araştırıp çıkaranlar, onun ne olduğunu (haberin neye delalet ettiğini) bilirlerdi." (Nisâ, 4/83) âyetinin işaretiyle âyetlerden hüküm çıkarma gücüne sahip olan âlim ve fakihler olduğu zikredilmiştir.”

Netice olarak diyebiliriz ki, meşru yetki sahibi bütün idareciler ulül emr sınıfına dâhildirler. Açıkça, dine muhalif bir şey emredilmediği takdirde, başımızdaki meşru idarecilere itaate nefsimizi alıştırmamız şarttır. 

Üstad Hazretleri’nin bu konudaki görüşleri elbette şeraitin beyan ettiği ne ise odur. Buna işaret eden Osmanlı zamanında meydana gelen 31 Mart hadisesinde, isyan eden askerlere hitaben gazetede yazdığı ve onları itaate çağıran bir makalesi şöyledir:

Kahraman Askerlerimize: Ey şanlı asker-i muvahhidîn! Ve ey bu millet-i mazlumeyi ve mukaddes İslâmiyet'i iki defa büyük vartadan tahlis eden (kurtaran) muhteşem kahramanlar!..

Cemal ve kemaliniz (güzellik ve olgunluğunuz), intizam ve inzibattır (düzen altında olmaktır). Bunu da hakkıyla en müşevveş (karışık) bir zamanda gösterdiniz. Ve hayatınız ve kuvvetiniz itaattır. Bu meziyet-i mukaddeseyi en ufak âmirinize karşı bile irae ediniz (gösteriniz). Otuz milyon Osmanlı ve üç yüz milyon İslâm'ın namusu artık sizin itaatınıza bağlıdır. Sancak ve tevhid-i İlahî sizin yed-i şecaatınızdadır (kahraman elinizdedir). Sizin o mübarek elinizin kuvveti de itaattır. Sizin zabitleriniz (subaylarınız), müşfik pederlerinizdir. Kur'ân ve hadîs hikmet ve tecrübe ile sabittir ki: Haklı âmire itaat farzdır. (…) Şeriat-ı garra böyle emrediyor. Zira zabitler ulü-l emrdirler. Vatan ve millet menfaatinde, hususan nizam-ı askerîde ulü-l emre itaat farzdır. Şeriat-ı Muhammedîni (asm) muhafazası da itaat iledir.

 
Yorum Yap
Yorum Gönder
Gönder