Kategori Risale-i Nur Kategori Risale-i Nur Mütalaası Kategori İbadet Kategori

Ek Soru Soru

Ubudiyet Mukaddemei Mükafatı Lahika Değil

24. sözün 5. dalının ikinci kinci Meyvesinde geçen "Ey nefis! Ubudiyet, mukaddeme-i mükâfat-ı lâhika değil, belki netice-i nimet-i sâbıkadır. " ifadesini genel olarak anlamaktayız. Fakat cümlenin tam olarak çevirisini yapamıyoruz. Bu cümlenin izahını yapabilir misiniz?

Cevap Cevap

1. cümle

“Ubudiyyet mukaddeme-i mükafat-ı lahika değil”

Ubudiyyet: İbadet, Allah’a kulluk, itaat

Mukaddeme: Başlangıç

Mükafat-ı lahika: Sonradan verilecek olan mükafat (cennet, vb)  

"Yaptığımız ibadetler sonradan verilecek olan nimetlerin başlangıcı değil"

2. cümle

“…belki netice-i nimet-i sâbıkadır”

Netice: sonuç

Nimet-i sabıka: sabıken yani önceden verilmiş olan nimetler. Var olma,vücut,hayat insan olma gibi nimetler.

“belki önceden verilmiş olan nimetlerin bir sonucudur”

 O zaman iki cümleyi şöyle birleştirebiliriz.

“İbadet, sonradan verilecek olan bir mükafatın başlangıcı değil, belki önceden verilmiş olan nimetlerin bir sonucudur”

veya    "ÖNCEKİ NİMETLER      ----- İBADET-----   SONRAKİ MÜKAFATLAR"

Burada ibadeti kulluğu tam orta da tutarsak öncesi ve sonrası olarak iki ayrı zaman düşünebiliriz. Birincisi biz dünyaya geldiğimizde daha kulluğa ve ibadete başlamadan, bize öncesinde verilmiş olan hayat, vücut, insan olma gibi sayısızca nimetlerin olduğunu görürüz. İbadet ve kulluğa mükellef olduğumuz yaştan sonra başlayıp vefat edinceye kadar devam eden bir kulluk sürecini yaşarız. Tabi bu süreçte de Allah'ın bize verdiği sayısız nimetler de devam etmektedir. Bu kulluk süreci bittiğinde kişi kendisine önceden verilmiş olan nimetlerin karşılığını ödemeye gayret etmiştir. Fakat bu borcu ödeyememiştir ve asla ödeyemez de. Çünkü insan ebedi olarak her anını ibadetle  geçirseydi bile Allah'a karşı olan borcunu ödeyemezdi. Bu yüzdendir ki cennet lütf-u ilahi, cehennem ise adl-i ilahidir. Hiç kimse cenneti kendi iradesi ve amelleri ile kazanamaz. Onu ancak Rahman ve Rahim olan Cenab-ı hak lütfundan fazlından ve kereminden ihsan eder. İşte bundandır ki ibadetlerimiz ve amellerimiz sonradan verilecek olan mükafatların bir karşılığı değil; belki önceden verilmiş olan nimetlerin bir sonucudur.