Kategori Allah Kategori Allah’ın Varlığının ve Birliğinin Delilleri Kategori

Ek Soru Soru

Tevhidin Mertebeleri

Tevhid ve mertebelerini izah eder misiniz?

Cevap Cevap

TEVHİD VE TEVHİDİN MERTEBELERİ

       Tevhid, Allah’ı birlemek demektir. Yani Allah’ın birliğini kabul edip inanmaktır. Allah’a iman edip tasdik eden elbette O’nun birliğini de kabul edecektir. İnananlar, kelime-i şehadet getirirken Allah’tan başka ilah olmadığına, yani birliğine şahitlik ederler.

            Kuran-ı Kerimde tevhide dair birçok ayet geçmektedir. Bunlardan birisi de şöyledir. “İlâhınız (olan Allah) ise, tek bir İlâhdır. O’ndan başka ilâh yoktur; (O,) Rahmân(bütün mahlûkata rahmet eden)dir, Rahîm (mü’minlere çok merhamet eden)dir.[1]

Tevhid Mertebeleri 

            1. Tevhid-i ami ve zahiri(taklidî tevhid)

      Avam halkın Allah’ı birlemesidir. Allah’ın birliğini araştırarak elde edilen bir tevhid mertebesi değildir. Belki anne-baba, akraba ve çevresinden görerek, işiterek, taklit ederek kabul ettiği tevhid mertebesidir. Buna taklidî tevhid de denilebilir.

            Bu mertebedeki bir kimse, “Cenabı Hak birdir, O’nun bir ortağı ve benzeri yoktur. Bütün kâinat O’nundur.”  der ve inanır. Fakat bu mertebedeki kişilerin fikirce, tevhid inancından uzaklaşma, gaflete düşme ve dosdoğru yoldan ayrılma ihtimali vardır. Çünkü her şeyin sahibi ve yaratıcısı Allah olduğunu ispat edemez. Herhangi bir şüphe veya tereddüde veya vesveseye yenilebilir.

            2. Tevhid-i Hakiki

            Tevhid-i hakiki,  Allah’ın birliğini araştırarak elde edilen bir mertebedir. Bu mertebeye ulaşan kimse, her şeyin sahibi Allah olduğunu bilir. Bütün mevcudatı yaratan ve idare eden O olduğunu tasdik eder. Hangi şeye baksa Allah’a ait bir imza veya mühür veya damgasını görür ve gösterir. Nasıl ki, hz. Musa (as), asasını vurduğu taşlardan Allah’ın izniyle su çıkarmıştır. Bunun gibi hakiki tevhid mertebesini bulan kimse de, baktığı her yerden tevhid delillerini görür ve gösterir. Bu tevhid mertebesine ulaşan kişinin sarsılmaz bir itikadı ve inancı olduğu için şüphe ve vesveseye düşmez.

            Bitkilerden, hayvanlardan veya insanlardan hangi şeye baksa Allah’ın varlığını ve birliğini görebilir. Mesela toprağa baksa, bir topraktan bütün bitkilerin çıktığını görür. Suya baksa, bir sudan bütün hayvanların yaratıldığını görür. Sonra bakar ki, yiyecekler, hücreler ve elementler toplanmış insanı oluşturmuş. Buradan “bir şeyden her şeyi, her şeyden bir şeyi yapan zat, ancak her şeye gücü yeten Allah’tır” der.

            Hem mesela yediği portakala bakar. Portakalda şekil, renk, koku ve tat gibi şeylerin olduğunu fark eder. Bunları portakalın kendisi tercih edemeyeceğine göre, başkası tarafından tercih edilerek şekil, renk, koku ve tadının verildiğini anlar. 

            Ayrıca portakalı yaratan zatın bütün kâinatı yaratan zat olduğunu da fark eder. Çünkü portakal için ağaç lazımdır. Ağaç için toprak, hava, su ve güneş lazımdır. Bu dört unsurun olması için güneş sisteminin olması lazımdır. Güneş sistemi için de Samanyolu galaksisi lazımdır. Bunun için de kâinat lazımdır. Demek portakalı yaratan Zat bütün kâinatı yaratan Zat’tır. Başka bir deyişle portakalı yaratamayan kâinatı da yaratamaz diye anlar.

            Hem insanın simasına baksa, o yüzün iki yönden Allah’ın birliğini gösterdiğini görür.

            Birincisi, bütün insanların temel azaları veya organları birdir. Her insanda iki el, iki ayak, iki göz, iki kulak, ağız, burun gibi organların bulunması, bir birliği gösterir. Bu da bu ortak organları veren Zat’ın birliğini gösterir. Çünkü hepsinde aynı mühür ve imza bulunuyor. Eğer bir elden çıkmamış olsa hepsinde aynı organlar olmazdı.

            İkincisi, bütün insanların yüzleri, parmak izleri, sesleri ve DNA gibi şeyleri birbirine tamamen benzemez. Birbirine karışmaması için ayırt edici bazı farklar konulmuştur. Bu da bütün insanların bütün özelliklerini bilen ve birbirine karıştırmayan bir iradeyi gösterir. Eğer bir elden çıkmazsa birbirine karışabilirdi. Demek bütün insanları yaratan aynı Zâttır.

            Hakiki tevhide ulaşan kişi Cenabı Hakk’ın ilahlığında bir olduğu gibi icraatında ve terbiye ediciliğinde de bir olduğunu bilir ve inanır.

            Dünyadaki sultanların veya padişahların sultanlık ve padişahlık noktasında ortakları yoktur. Fakat icraatlarında ve yaptıkları işlerde onların yardımcıları, onların ortakları sayılır. Çünkü zaman ve mekâna bağlı oldukları için, bir anda bütün işleri tek başına yapamazlar. Bundan dolayı yardımcılara muhtaçtırlar.

            Fakat ezel ve ebed sultanı olan Allah, yardımcılara muhtaç olmadığı gibi, zaman ve mekâna da bağlı değildir. Aynı anda her yerde bütün isim ve sıfatlarıyla hazır olup sayısız işleri görebilir. Bir iş bir işe mani olmaz. Allah için, küçük-büyük, az-çok, kolay-zor diye hiçbir fark yoktur. O’nun her şeye gücü yeter.

            Nasıl ki güneş, aynı anda her bir şeffaf ve parlak şeyde ısısıyla, ışığıyla ve yedi rengiyle görünür. Bir şeyde görünmesi diğer şeylerde görünmesine engel değildir. Bir cam parçasında göründüğü gibi denizlerin yüzeyinde de görünür.

Bu örnekten şu iki sonucu çıkarabiliriz:

1. Bir şeyde gözükmesi diğer şeylerde gözükmesine engel değildir. Bir aynada göründüğü gibi, aynı anda milyonlarca aynalarda da görünür.

2. Bütün şeffaf şeylerde aynı kolaylıkla görünür. Bir su damlasında kolay görünürken; deniz zor görünür diyemeyiz.

            Güneş misalinde olduğu gibi Allah’ın bir işi yapması diğerlerine mani olmaz. Hem bütün işleri, küçük-büyük, az-çok aynı kolaylıkla yapar. Bundan dolayı da Allah, ilahlığında ve terbiye ediciliğinde bir olduğu gibi, icraatlarında da birdir. Bütün işlerini kendisi bizzat idare eder, çevirir.

Hakiki tevhid mertebesine ulaşan kişi, Allah’ın her yerde hazır ve nazır olduğunu bilir. Böylece kendisinin daima O’nun huzurunda olduğunu hisseder.

 

 



[1] Bakara, 169