Kategori Risale-i Nur Kategori Risale-i Nur Mütalaası Kategori

Ek Soru Soru

Ruh ve Sair Letaif

"İnsanda cisimden başka nasıl akıl, kalb, ruh, hayâl, hâfıza gibi ma‘nevî vücûdlar da var." (Sözler, Otuz Birinci Söz, s. 251) cümlesinden mezkur letaifin müstakil birer vücudu olduğu anlıyoruz. Ancak birbirleri ile alakadarlıkları noktasında ruhun birer cihazı, ruha takılmış birer latifeler olduklarını ifade eden bir ibare risalede mevcut mudur? 

Cevap Cevap

İnsanda bulunan hisler, duygular ve latifeler ruhun özellikleridir. Yani aslında işiten, gören ve hisseden ruhtur.

Bu cihazların ruha takılı olduğunu ifade eden ibare Risale-i Nurda var ve şu şekilde geçmektedir: "Vicdanın anasır-ı erbaası ve ruhun dört havassı olan irade, zihin, his, latife-i Rabbaniye, herbirinin bir gayat-ül gayatı var: İradenin ibadetullahtır. Zihnin marifetullahtır. Hissin muhabbetullahtır. Latifenin müşahedetullahtır. Takva denilen ibadet-i kâmile, dördünü tazammun eder. Şeriat şunları hem tenmiye, hem tehzib, hem bu gayat-ül gayata sevkeder." (Mektubat-2, Hutbe-i Şamiye, Shf:509, Altınbaşak Neşriyat, Osmanlıca Nüsha, 2013)

Bu cihazların bunlar hepsi eşreful mahlukat ve halife-i ru-i zemin olan insan olmayı gerektiren harika hususi cihazlardır.

Bu konuda Bediüzzaman Hazretleri şöyle buyurmaktadır: "Aynen onun gibi: İnsandaki cihazat-ı maneviye ve letaif-i insaniye ki, herbirisi hayvana nisbeten yüz derece inbisat etmiş. Meselâ; güzelliğin bütün meratibini farkeden insan gözü ve taamların bütün çeşit çeşit ezvak-ı mahsusalarını temyiz eden insanın zaika-i lisaniyesi ve hakaikın bütün inceliklerine nüfuz eden insanın aklı ve kemalâtın bütün enva'ına müştak insanın kalbi gibi sair cihazları, âletleri nerede? Hayvanın pek basit yalnız bir-iki mertebe inkişaf etmiş âletleri nerede? Yalnız şu kadar fark var ki; hayvan, kendine has bir amelde (münhasıran o hayvanda bir cihaz-ı mahsus) ziyade inkişaf eder. Fakat o inkişaf, hususîdir.   İnsanın cihazat cihetiyle zenginliği şu sırdandır ki: Akıl ve fikir sebebiyle insanın hâsseleri, duyguları fazla inkişaf ve inbisat peyda etmiştir. Ve ihtiyacatın kesreti sebebiyle çok çeşit çeşit hissiyat peyda olmuştur. Ve hassasiyeti çok tenevvü etmiş. Ve fıtratın câmiiyeti sebebiyle pek çok makasıda müteveccih arzulara medar olmuş. Ve pek çok vazife-i fıtriyesi bulunduğu sebebiyle, âlât ve cihazatı ziyade inbisat peyda etmiştir. Ve ibadatın bütün enva'ına müstaid bir fıtratta yaratıldığı için bütün kemalâtın tohumlarına câmi' bir istidad verilmiştir. İşte şu derece cihazatça zenginlik ve sermayece kesret, elbette ehemmiyetsiz muvakkat şu hayat-ı dünyeviyenin tahsili için verilmemiştir."(Sözler, Shf:116-117)

Bediüzzaman Hazretleri hususan bu dört hassenin her ne kadar dünyalık işlerimize kullandığımız cihazlar olsa da bunların asıl verilme nedenlerinin yani gayelerinin şunlar olduğunu sölüyor.

İrade; Allah'a ibadet etmek.

Zihin; Allah'ı isim ve sıfatlarıyla etraflıca bilmek ve anlamak.

Hissin; Her şeye mukabil Allah'ı sevmek.

Latife-i Rabbaniyenin;Sadece Allah'ı görmek ve Ondan başkasını görmemek ve kıymet vermemektir.

Ayrıca insanın ruhuna takılmış olan nefis, hayal ve hafıza gibi birçok cihazlar da vardır. 

Bunların her biri ayrı bir cihaz olmakla beraber birbiriyle son derece sıkı bir ilişki içerisinde birbiriyle alakadardır. Örneğin, insanın zihnine gelen bir malumat onun hislerini de harekete geçirir ve onu da işletir. Bunu herkes kendisi his edebilir. Yada bir şeye iradesiyle karar verirken hislerinin te’sirinde kalabilir. Bu da onların alakalarını gösterir. Hem insanın maddi vücudundaki cihazlar dahi birbiriyle ciddi alakadar olduğu gibi bu manevi cihazları da elbette daha ziyade birbiriyle alakadardır.

Yine bu konuda Bediüzzaman Hazretleri şöyle buyurmuştur:

"Mühim bir sırr-ı ehadiyete işaret eder. Şöyle ki:   İnsanın nasıl ruhu bütün cesedine öyle bir münasebeti var ki: Bütün a'zâsını ve eczasını birbirine yardım ettirir. Yani, irade-i İlahiye cilvesi olan evamir-i tekviniye ve o emirden vücud-u haricî giydirilmiş bir kanun-u emrî ve latîfe-i Rabbaniye olan ruh, onların idaresinde onların manevî seslerini hissetmesinde ve hâcetlerini görmesinde birbirine mani olmaz, ruhu şaşırtmaz. Ruha nisbeten uzak-yakın bir hükmünde. Birbirine perde olmaz. İsterse, çoğunu birinin imdadına yetiştirir. İsterse bedenin her cüz'ü ile bilebilir, hissedebilir, idare edebilir. Hattâ çok nuraniyet kesbetmiş ise, herbir cüz'ü ile görebilir ve işitebilir."(Siracennur,Shf:164)

Başka bir yer de şöyledir:

"Tagayyür ve inkılâb ve felâketlere ma‘rûz ve muhtaç şu insan bedeninde iskân edilen ruhun yaşayabilmesi için üç kuvvet ihdâs edilmiştir. Bu kuvvetlerin birincisi, menfaatleri celb ve cezb için kuvve-i şeheviye-i behîmiye; ikincisi, zararlı şeyleri def‘ için kuvve-i sebûiye-i gadabiye; üçüncüsü, nef‘ ve zararı, iyi ve kötüyü birbirinden temyîz için kuvve-i akliye-i melekiyedir." (İşarat'ül-i'caz)