Kategori Risale-i Nur Mütalaası Kategori

Ek Soru Soru

Ruh Hakkında

Ruh ile ilgili bir malumat verebilir misiniz? Ruh nasıl bir şeydir?

Cevap Cevap

Ruh hakkında insanın bilip anlayabileceği şeylerin sınırlı olduğuna Kur’an, İsra Suresi 85. ayet-i kerimede şöyle işaret eder:

“Sana ruhdan soruyorlar. De ki: “Ruh Rabbimin emrindendir. Size ise ilimden ancak pek az bir şey verilmiştir.” 

Ruhun, gözle ya da maddî cihazlarla algılanamayacak kadar latif ve ince bir yaradılışı vardır. İnsanın aslı, maddî bedeninden ziyade ruhudur. Yani, insanın duyguları, düşünceleri, benliği, bütün kişiliği ruhundadır. Beden ise ruhun algılamalarına hizmet eden bir vasıtadır.

Risale-i Nur’da ruhun bekasının işlendiği 29. Söz’ün 2. Maksadında ruh hakkında önemli bilgiler verilmiştir.

Meselâ, ruhun varlığının parçalardan oluşmadığı, bu yüzden bölünüp dağılmasının mümkün olmadığı ve Allahu Teâlâ’nın verdiği varlık nimetini ruhtan almasına merhamet ve cömertlik sıfatlarının müsaade etmeyeceği şöyle anlatır:

“… vicdanen hissedilebilir ki; insan öldükten sonra esaslı bir ciheti bâkidir. O esas ise ruhtur. Ruh ise, tahrib ve inhilale maruz değil (bozulup dağılmaz). Çünki basittir (birleşik değildir), vahdeti (birliği) var. Tahrib ve inhilal ve bozulmak ise; kesret (çokluk) ve terkib edilmiş (birleştirilmiş) şeylerin şe'nidir (gereğidir). … Ruhun fenası (yok olması), ya tahrib ve inhilal (dağılma) iledir. O tahrib ve inhilal ise, vahdet yol vermez ki girsin, besatet (birleşik olmamak) bırakmaz ki bozsun. Veyahut i'dam (yok etmek) iledir. İ'dam ise Cevvad-ı Mutlak'ın (sonsuz cömerd olan Allah’ın) hadsiz merhameti müsaade etmez ve nihâyetsiz cûdu (cömertliği) bırakmaz ki, verdiği nimet-i vücudu (varlık nimetini) o nimet-i vücuda pek müştak ve lâyık olan ruh-ı insanîden geri alsın.”

Yani ruh iki sebeble bakidir: 1- Beden gibi birleşik bir yapıda olmadığından dağılması mümkün değildir. 2- Allah’ın merhamet ve cömertliği de onun yok olmasına razı olmaz.

Ruhun mahiyetini ise aynı risalede şöyle tarif eder:

“Ruh zîhayat (hayat sahibi), zîşuur (şuur sahibi), nuranî vücud-u haricî (nurlu bir vücud) giydirilmiş, câmi' (pek çok sıfatları olan), hakikatdar (hakikatli), külliyet kesbetmeğe (manen gelişmeye) müstaid (kabiliyetli) bir kanun-ı emrîdir (Allah’ın emrinden gelen bir kanundur).”

Kâinatta var olan bütün kanunlar Allah’ın emriyle vardır. Ruh da böyle bir kanundur. Yani her insanın nasıl bir ruh yapısına sahip olacağını belirleyen bir kanundur. Fakat bu kanuna diğer kanunlardan farklı olarak nurânî bir vücud giydirilmiştir. Buradaki giydirmekten maksad, o kanunun, o nurânî vücud üzerinde cârî olmasıdır.

Dikkat edilecek olursa, baştaki ayette de ruhun Rabbimizin emrinden olduğu bildirilmişti. Üstad Bediüzzaman Hazretleri ise burada, emirden gelen hakikatin kanun olduğunu tefsir etmiştir. Ama bu sadece vücud-u ilmisi bulunan mücerred bir kanun değil, varlık giydirilmiş bir kanundur diyerek, kanunun mahiyetini açıklamıştır.

Aynı risalede ruhun bedenden çıktıktan sonraki hâline de şöyle temas edilir:

“Belki ruhun libası (elbisesi hükmünde) bir derece sabit (değişmez) ve letafetçe (yapısındaki incelik yönünden) ruha münasib bir gılaf-ı latifi (latif, çok ince yapılı bir kılıfı) ve bir beden-i misalîsi (misal âleminden gelme bir bedeni) vardır. Öyle ise, mevt hengâmında (ölüm anında) bütün bütün çıplak olmaz, yuvasından çıkar, beden-i misalîsini giyer.”

Burada kasdedilen mana, latif bir bedeni olan ruhun, ölümden sonra üzerine bir latif beden ya da elbise manasında bir vücud daha giyeceğidir. Bunu meleklerin bedenleri ile ruhları arasındaki münasebete benzetebiliriz.

Ruh hakkında bu anlatılanlara rağmen, ruhun hakiki mahiyetini dünyanın maddi şartları içinde tam olarak anlayabilmek mümkün değildir. Zaten ayette de geçtiği gibi bize bu konuda az bir ilim verilmiştir.

 
Yorum Yap
Yorum Gönder
Gönder