Kategori Risale-i Nur’un Hususiyetleri Kategori

Ek Soru Soru

Risale-i Nur'un On Beş Haftada Verdiği Büyük Manevi Fayda

Bediüzzaman Hazretleri, eskiden medresede 15 senede kazanılan tahkiki (çok kuvvetli) imanı,  Risale-i Nur'un, 15 haftada, hatta tam kabiliyetlilere 15 saatte verebildiğini söylüyor. Risale-i Nur'un bunu kazandırabilmesinin sırrı nedir?

Cevap Cevap

Risale-i Nur'un bu konudaki üstünlüğü Kur'an'daki velayet-i kübra feyizlerini aktarabilmesinden kaynaklanıyor. Eski tefsir kitaplarına baktığımızda, ayetlerin ibarelerini açıklamaya ağırlık verdiklerini, o ayetten alınması gerekli derin ibret ve tefekkürlerin hakkıyla alınmadığını görüyoruz. İşin bu kısmı adeta her müminin kendine bırakılmıştır.

Sahabeler, tabiin ve tebe-i tabiin dönemi insanları, Kur'an'ın nuzulüne ve Hz. Peygamberin zamanına yakınlıkları sebebi ile bunu kendi başlarına yapabiliyorlar idi.

Daha sonraki asırların insanları ise selef-i salihin dediğimiz ilk dönem toplumundaki yüksek Kur'anî şuur zayıfladığı için Kur'an'dan ne kadar istifade etseler de en yüksek feyizleri kendi başlarına alamaz oldular. Tefsirler de bu ihtiyaca cevab vermekten çok, ayetin lafızlarının hangi manalara işaret ettiklerini göstermekle yetiniyorlardı.

İşte Risale-i Nur, tefsir sahasında bu yeniliği getirerek, ayetlerin yalnız lafızlarını şerh etmekten çok, ayetin bize vermeyi murad ettiği gerçek İslamî şuurlanma, çok kuvvetli iman ve Kur'anî bakış açısını vermek yolunu tercih etmiştir.

İşte Kur'an'ın manevî tefsiri denilen bu yolla Risale-i Nur,  Kur'an'dan aldığı velayet-i kübra feyizlerini insanlara dağıtmakta aracılık yapmaya başlamasıyla, kuvvetli iman-ı tahkikiyi kısa zamanda kazandıran bir yol açmıştır.

 

Risale-i Nur'dan, yukarıda izahlarımızın dayandığı üç iktibas:

"Risalet-ün-Nur onbeş senede medresede kazanılan kuvvetli îman-ı tahkikîyi onbeş haftada ve bâzılara onbeş günde kazandırdığını yirmi senede yirmi bin zat tecrübeleriyle şehadet ederler." (Sikke-i Tadik)

 

"Tefsir iki kısımdır: Birisi, malum tefsirlerdir ki, Kur'ân'ın ibaresini ve kelime ve cümlelerinin mânâlarını beyan ve izah ve ispat ederler. İkinci kısım tefsir ise, Kur'ân'ın imanî olan hakikatlerini kuvvetli hüccetlerle (delillerle) beyan ve ispat ve izah etmektir. Bu kısmın pekçok ehemmiyeti var. Zâhir malûm tefsirler, bu kısmı bazen mücmel (özet) bir tarzda derc ediyorlar (alıyorlar). Fakat Risale-i Nur, doğrudan doğruya bu ikinci kısmı esas tutmuş, emsalsiz bir tarzda muannid filozofları susturan bir mânevî tefsirdir. (14. Şua)"

 

"Sahabelerden ve Tâbiîn ve Tebe-i Tâbiînden en yüksek mertebeli velayet-i kübra sahibi olan zâtlar, nefs-i Kur'andan bütün letaiflerinin hisselerini aldıklarından ve Kur'an onlar için hakikî ve kâfi bir mürşid olduğundan gösteriyor ki: Her vakit Kur'an-ı Hakîm, hakikatları ifade ettiği gibi, velayet-i kübra feyizlerini dahi ehil olanlara ifaza eder. Evet zahirden hakikata geçmek iki suretledir:

Biri: Tarîkat berzahına girip, seyr ü sülûk ile kat'-ı meratib ederek hakikata geçmektir.

İkinci Suret: Doğrudan doğruya, tarîkat berzahına uğramadan, lütf-u İlahî ile hakikata geçmektir ki, Sahabeye ve Tâbiîne has ve yüksek ve kısa tarîk şudur. Demek hakaik-i Kur'aniyeden tereşşuh eden Nurlar ve o Nurlara tercümanlık eden Sözler (Risale-i Nur), o hâssaya mâlik olabilirler ve mâliktirler." (28. Mektub, 3. Mesele)