Kategori İman Kategori Risale-i Nur Kategori Risale-i Nur’un Hususiyetleri Kategori Risale-i Nur Hizmeti Kategori

Ek Soru Soru

Risale-i Nur'da İman Kurtarma

Risalelerin iman kurtarmaya yaklaşımı nasıldır?

Cevap Cevap

Risale-i Nurun en önemli hizmeti ve gayesi iman kurtarmaktır. Bunun için hep iman üzerinde durup iman hakikatlerinin izah ve ispatına çalırşır. Çünki kainatta en büyük ve kıymetli şey imandır. İmansız cennete gidilmez. Allah muhafaza imansız ölen ebedi cehennme gider.

Bu noktada Asa-yı Musa mecmuasında ve Gençlik Rehberinde geçen bir sual ve cevabı buraya almakta faide vardır. Şöyleki:

"Risâle-i Nûr talebeleri tarafından sorulan bir suâle cevab

“Âlem-i İslâm’ın mukadderâtıyla ciddî alâkadâr olan bu cihan harbinin dehşetli zamanlarında iki sene (şimdi on sene kadar oldu), ne bizden ve ne de her gün hizmetinizde bulunan Emîn’den bir def‘acık olsun sormadınız. Ehemmiyet vermediniz. Acaba bu büyük hâdiseden daha büyük diğer bir hakîkat mı hükmediyor ki, bunu ehemmiyetten iskāt ediyor. Yahud onun ile meşgul olmanın bir zararı mı var?” diye Üstâdımızdan sorduk.

O da elcevab diyor ki: Evet, bu cihan harbinden daha büyük bir hakîkat, daha azîm bir hâdise hükmettiği için, cihan harbi ona nisbeten çok ehemmiyetsiz düşüyor. Çünki bu cihan harbinde iki hükûmet, küre-i arzın hâkimiyeti için mürâfaa ve muhâkeme da‘vâsında bulunmaları içinde iki muazzam dinin musâlaha ve sulh mahkemesine barışmak da‘vâları açılarak; ve dinsizliğin dehşetli cereyânı da semâvî dinler ile mücâdele-i azîmesi başladığı hengâmda, nev‘-i beşerin sosyalist tabakası ile burjuvalar tâifesinin mahkeme-i kübrâla­rında açılan büyük da‘vâlarından çok mühim öyle bir da‘vâ açılmış ve öyle muazzam bir hakîkat meydana çıkmış ki, o da‘vânın tek bir adama isâbet eden mikdarı, bu cihan harbinden daha büyüktür. İşte o da‘vâ da budur ki: Şu zamanda her mü’min için, belki herkes için, küre-i arz kadar bir bâkî tarla; ve o tarla baştan başa bahçeler ve kasırlarla müzeyyen ebedî bir mülk almak ve o mülkü kazanmak veya kaybet­mek da‘vâsı açılmış. Demek her bir tek adamın başına öyle bir da‘vâ açılmış ki, eğer İngiliz ve Alman kadar serveti ve kuvveti olsa ve aklı da varsa, yalnız o da‘vâyı kazanmak için bütününü sarf edecek. Elbette o da‘vâyı kazanmadan evvel başka şeylere ehemmiyet veren dîvânedir. Hatta o da‘vâ o derece tehlikeye düşmüş ki, bir ehl-i keşfin müşâhedesiyle, bir yerde ecel elinden terhîs tezkeresi alan kırk adamdan bir adam kazanabilmiş. Otuz dokuzu kaybetmiş.

İşte bu ehemmiyetli azîm da‘vâyı kazandıracak; ve yirmi senedir tecrübelerle onda sekizine o da‘vâyı kazandıran bir da‘vâ vekili bulunsa, elbette aklı başında her adam, o da‘vâyı kazandıracak öyle bir da‘vâ vekilini vazîfeye sevk edecek bir hizmete, her hâdisenin fevkındeehemmiyet vermeye mükelleftir.

İşte o da‘vâ vekilinin birisi, belki birincisi Kur’ân-ı Mu‘cizü’l-Beyân’ın i‘câz-ı ma‘nevîsinden süzülen ve çıkan ve tevellüd eden Risâle-i Nûr olduğuna, binler onunla o da‘vâyı kazananlar şâhiddir. Evet bu küre-i arza me’muriyetle gönderilen her insan, burada misafir ve fânî olduğu ve mâhiyeti bir hayat-ı bâkiyeye müteveccih bulunduğu kat‘iyen tahakkuk etmiştir. O her bir insan, bu zamanda hayat-ı ebediyesini kurtaracak olan istinâd kal‘aları sarsıldığından bu dünyasını ve içindeki bütün alâkadâr ahbâbını ebedî terk etmekle beraber, bu dünya­dan binler derece daha mükemmel bâkî bir mülkü de kaybetmek veya kazanmak da‘vâsı başına açılmış. Eğer îmân vesîkası olmazsa ve beratı ve senedi olan i‘tikādı sağlam bir sûrette elde etmezse, o da‘vâyı kaybeder. Acaba bu kaybettiği şeyin yerini hangi şey doldurabilir?

İşte bu hakîkate binâen benim ve kardeşlerimin her birimizin yüz derece aklımız ve fikrimiz ziyâdeleşse de, bu muazzam vazîfe-i kudsiyenin hizmetine ancak kâfî gelebilir. Sâir mesâile bakmak, bize fuzûlî ve mâlâya‘nî olur. Yalnız bu kadar var ki: Risâle-i Nûr şâkirdlerinin bir kısmı, öteki da‘vâlar içinde bulunduğu; ve lüzûmsuz, sebebsiz bazen bize akılsızların tecâvüzleri ve taarruzları zamanla­rında zarûret derecesinde isteme­yerek bakmışız. (Hâşiye) Hem de bu hakîkî ve pek büyük da‘vâ hâricindeki da‘vâlara ve bo­ğuşmalara alâkadârâne fikren, kalben karışmak zararlıdır. Çünki böyle geniş, siyâsî ve heyecan veren dâirelere dikkat eden ve onlarla meşgūl olan bir adam, kısa bir dâire içinde vazîfedâr olduğu ehemmiyetli hizmetlerinden geri kalır. Veya şevki kırılır. Hem de o geniş, câzibedâr siyâset ve boğuşma dâirelerine dikkat eden, bazen kapılır. Vazîfesini yapamadığı gibi selâmet-i kalbini ve hüsn-ü niyetini ve istikāmet-i fikrini ve hizmetteki ihlâsını kaybetmese de o ithâm altında kalabilir. Hatta bu noktada bana mahkemede hücum ettikleri zaman dedim:

_________________________________

Hâşiye: Mahkemedeki müdâfaâtına işarettir.

Güneş gibi hakîkat-i îmâniye ve Kur’âniye, yerdeki muvakkat ışıkların câzibesinetâbi‘ ve âlet olmadığı gibi, o hakîkati cidden tanıyan, değil küre-i arzdakihâdisâta, belki kâinâta da âlet edemez, diye onları susturdum.

 İşte Üstâdımızın cevabı bitti. Biz de bütün kuvvetimizle tasdîk ettik.

 Risâle-i Nûr Şâkirdleri"