Kategori Sahabe ve Âli Beyt Kategori

Ek Soru Soru

Risale-i Nur'da Alevîlik

Risale-i Nur aleviliği nasıl izah eder?

Cevap Cevap

Risale-i Nur Kur’an’ın hakikatlerini ispat ve izah eden bir tefsirdir. Âl-i beyt sevgisi de Kur’anın bize ders verdiği çok mühim hakikatlerden biridir. Aleviliğin temelinde ise, Âl-i beyt sevgisi vardır. Bilindiği üzere âl-i beyt kavramı Peygamberimiz (asm)’ın âilesi ve nesli anlamını ifade etmektedir. Risale-i Nurun Âl-i beyte bakışı ise ehl-i sünnet çizgisine tamamıyla uygun olup Kur’an ve sünnet ölçüleri çerçevesindedir.  (Habiblim ya Muhammed) Deki: “ Ben sizden size olan tebliğ vazifeme karşı Âl-i beytime muhabbetten başka bir ecir istemiyorum.”[1] Ayeti Risale-i Nurun Âl-i beyt sevgisi için esas aldığı en önemli ölçüdür. Yine  “Sizlere iki şey bırakıyorum. Onlara sımsıkı sarılsanız kurtuluşa erersiniz. Birisi Allah’ın kitabı Kur’an, diğeri Âl-i Beyt'imdir.” Hadisi de Risale-i Nurun Âl-i beyt sevgisi için kendisine rehber ettiği en kıymetli düsturdur.

Peygamber Efendimiz (asm)’ın Âl-i beyte bu kadar ehemmiyet ve kıymet vermesini Bedîuzzaman hazretleri şöyle açıklar: “Sünnet-i Seniyenin menbaı ve muhafızı ve her cihetle iltizam etmekle mükellef olanı Âl-i Beyttir. İşte bu sırra binaendir ki; Kitab ve Sünnete ittiba edilmesi bu hakikat-ı hadîsiye ile bildirilmiştir. Demek Âl-i Beytten, vazife-i risaletçe muradı: Sünnet-i Seniyedir. Sünnet-i Seniyeye ittibaı (uymayı) terkeden, hakikî Âl-i Beytten olmadığı gibi, Âl-i Beyte de hakikî dost olamaz. Hem ümmetini Âl-i Beytin etrafında toplamak arzusunun sırrı şudur ki: Zaman geçtikçe Âl-i Beyt'in çok tekessür edeceğini (çoğalacağını) izn-i İlahî ile bilmiş ve İslâmiyet za'fa düşeceğini anlamış. O halde gâyet kuvvetli ve kesretli bir cemaat-ı mütesanide lâzım ki, Âlem-i İslâmın terakkiyat-ı maneviyesinde medar ve merkez olabilsin. İzn-i İlahî ile düşünmüş ve ümmetini Âl-i Beyti etrafında toplamasını arzu etmiştir.

 Yine Risale-i Nurda da yer alan  “ Her Nebinin nesli kendindendir, benim neslim Ali’dendir" hadis-i şerifi Hz. Ali ve onun çocukları olan Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin (ra) Efendilerimizin Peygamberimiz (asm)’ın neslini devam ettirmekle beraber, onun sünnet ölçülerini en iyi yaşayan ve en iyi muhafaza eden seçkin şahıslar olacağını da gösteriyor. Gerçektende peygamberimizin (asm), davasına en mükemmel şekilde sahip çıkan ve sünnetlerine sımsıkı sarılan Hz. Ali ve onun nesli olmuştur. 

Cenâbı Hak Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyurmaktadır:

“Resulüm De ki: Ben bu risalet ve irşat hizmetinden ötürü, sizden akrabalık sevgisinden başka beklediğim hiçbir karşılık yoktur.” (Şûra Sûresi, 23) Bediüzzaman Hz. bu ayet-i kerime'de geçen “akraba” tabirinin, “Ehl-i Beyt” olarak tefsir edildiğini bildirmektedir. (Lem'alar)
Kur’an ve sünnetin bu zamana kadar muhafızlığını yapmış bu seçkin ve nurani topluluğu sevmek; onlar gibi olmak ve onların temsil ettikleri hakikatleri yaşamakla olur. Yoksa o seçkin insanların temsilcisi oldukları hakikatlerden uzak bir âl-i beyt sevgisi, âl-i beyt sevgisinin yanlış anlaşıldığının göstergesidir.

Bediüzzaman, bir kısım alevilerin kabul etmedikleri ve tenkit ettikleri ilk üç halifeye, Hz. Ali (r.a )'ın kendi iradesi ve isteği ile tabi olduğunu ve onları haklı gördüğünü şu tespitlerle ortaya koymaktadır.

“Ehl-i hak olan Ehl-i Sünnetin mezhebi derler ki: "Hazret-i Ali (r.a), ilk üç halifeyi hak görmeseydi, bir dakika tanımaz ve itaat etmezdi. Demek ki onları haklı ve üstün gördüğü için, gayret ve şecaatini (kahramanlığını) hakperestlik yoluna teslim etmiş." (Lem'alar, 26)

Bediüzzaman Said Nursi, Alevilerin ne yapmaları gerektiği hususunda şunları kaydeder:

“Hazret-i Ali (r.a)'ın yirmi sene hürmet ettiği ve onlara şeyhülislâm mertebesinde onların hükmünü kabul ettiği Ebu Bekir , Ömer, Osman (Radıyallahü Anhüm)e ilişmeseler, Hazret-i Ali (r.a) o üç halifeye hürmet ettiği gibi, onlar da hürmet etseler, farz namazını kılsalar yeter.” (Emirdağ Lahikası I, 80)

Risale-i Nur'da, Ehl-i sünnetin ve Alevilerin aynı dinin mensupları oldukları ve birbirlerine sıkıntı vermek değil, birbirlerine yardım etmeleri gerektiğine, şu ifadelerle yer verilmiştir: “Ey Ehl-i hak olan Ehl-i Sünnet ve Cemaat! Ve ey Âl-i Beytin muhabbetini meslek ittihaz eden Alevîler! Çabuk bu manasız ve hakikatsiz, haksız, zararlı olan anlaşmazlığı aranızdan kaldırınız. Yoksa şimdiki kuvvetli bir surette hükmeden dinsizlik cereyanı, birinizi diğeri aleyhinde âlet edip ezmesinde istimal edecek. Bunu mağlup ettikten sonra, o âleti de kıracak. Siz bir tek İlahı kabul ettiğinizden kardeşliği ve birliği emreden yüzer esaslı kudsi bağlar aranızda varken, ayrılığa sebebiyet veren ehemmiyetsiz meseleleri bırakmak elzemdir.” ( Lem'alar, 27)

[1]  Şûra Suresi 23