Kategori Risale-i Nur Kategori Risale-i Nur Mütalaası Kategori

Ek Soru Soru

Pencerelerden Seyret İçlerine Girme

"... pencerelerden seyret içlerine girme" üstadın bu ifadesinde pencerelerden kastı ne olabilir?

Cevap Cevap

Hem der ki: Mânen sevdiğin ve alâkadar olduğun ve perişaniyetinden müteessir olduğun ve ıslah edemediğin şu kâinat, bir Kadîr-i Rahîmin mülküdür. Mülkü sahibine teslim et. Ona bırak; cefâsını değil, safâsını çek. O hem Hakîmdir, hem Rahîmdir. Mülkünde istediği gibi tasarruf eder, çevirir. Dehşet aldığın zaman, İbrahim Hakkı gibi “Mevlâ görelim neyler / Neylerse güzel eyler” de, pencerelerden seyret, içlerine girme.

Cümlede geçen “Pencereler” ifadesi, kişinin hadisata bakış tarzı ve olaylara karşı takındığı tavırdır. İnsan ile karşılaştığı olaylar arasında perdeler ve duvarlar vardır. İnsan bakış tarzına göre bu olaylara karşı pencereler açar ve olaylara o pencereden bakar. İşte o pencere iman ve tevekkül penceresi olmalıdır.  

Burada istenilen bakış tarzı; olaylar karşısında tevekkül edip, yani elimizden gelen tüm çabayı gösterdikten sonra işleri Kadir-i Zülcelal’e havale edip gereksiz endişelere, üzüntülere kapılmadan “O”nun yaptığı tasarrufa razı olma durumudur.

İnsan korku ve endişeden dolayı ilk etapta bu hadiselere müdahele etmek ister fakat; görür ki eli ve iktidarı kısadır. Hiçbir şeye müdahele edemiyor. Ondan ıstırap çeker. Ne zaman anlasa ki bu hadiseler bir Kadir-i Rahimin izniyle meydana gelir ve bütün kâinat O’nundur O mülkünde istediği gibi tasarruf eder o zaman endişe ve korkulardan kurtulur.

Pencerelerin çoğul olarak kullanılmasından kasıt ise Allah-u Teala’nın tek bir hadiseye birçok hikmet dercetmesidir. Her hikmet bir penceredir.

İşte insan bu hikmet pencerelerinden bakarak anlayamadığı müdahele edemediği durumlara karşı “rıza nazarıyla” bakmalıdır. Rıza nazarı ile bakmadığı vakit aciz olduğu, kaldıramayacağı ağır yüklerin altına girmiş olur. Eğer rıza ve tevekkül penceresinden bakarsa o yüklerin altına girmez, hadsiz endişe ve elemlerden de kurtulmuş olur. Bu da ancak iman nazarı ile mümkündür. Çünkü “Nazar mahiyeti eşyayı tağyir eder”. Kişi iman nazarı ile o işlerin bir kudret tarafından görüldüğünü idrak ettiğinde o yüklerin ağırlığından kurtularak, bir nevi pencerelerden seyrederek olayların içlerine girmemiş olur. Rıza ve tevekkül penceresinden kudretin hikmetin sırlarını manevi seviyesine göre anlamaya çalışır. Teslimiyet göstererek sabreder, şükreder Allah’ın razı olduğu bir kul olur ve şöyle der  

اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ عَلٰي كُلِّ حَا لٍ سِوَي الْكُفْرِ وَ الضَّلَالِ  “Küfür ve dalâletten başka her türlü hal için Allah’a hamd olsun”