Kategori Risale-i Nur Mütalaası Kategori Melekler ve Ruhaniler Kategori Meleklerin Yaratılış ve Vazifeleri Kategori

Ek Soru Soru

Meleklerin Tesiri

Meleklerin gücü var mıdır? Yani güneşi tutan meleğin gücü var mı; yoksa güneşi Allah tutuyor da o sadece tesbih ve tefekkür mü ediyor. Yoksa Allah o meleğe bir güç kuvvet verdi de melek mi tutuyor?  

Cevap Cevap

İnsanın yaptığı işlerinde ve fiillerindeki durum şuna benzer: 100 katlı bir binanın asansöründe olan bir kimse istediği kata gitmeyi tercih eder. Tercih ettikten sonra onu istediği kata çıkaran insanın kendisi değil; asansördür. Bunun gibi insan da her hangi bir şeyi yapmayı tercih eder. Tercihten sonraki oluşan bütün işleri ve fiilleri Allah yaratır. Hatta asansörün düğmesine basma fiilini ve asansörün o kata çıkmasını da yaratan Allah'tır.

Melekler de insanla gibidir. Cenabı Hak insana bazı işleri yapmak noktasında irade ve imkan vermiş. Sonucundan da insan mesuldür. Meleklere de bu imkanı vermiş. Melekler imtihana tabi olmadığı için sorumlu değiller. Fakat her şeyi ve bizim fiillerimizi de yaratan Allah'tır. Bundan dolayı melekler Allah'ın havl ve kuvvetiyle hem iş yaparlar; hem de Allah'ın isim ve sıfatlarının icraatını ve tecellisini müşahede ederler. 

Bu nokta Risale-i Nurda şöyle izah edilmiştir:

"Esbâb, bir perdedir. Çünki izzet ve azamet öyle ister. Fakat iş gören, kudret-i samedâniyedir. Çünki tevhîd ve celâl öyle ister ve istiklâli iktizâ ederler.

Sebebler, Sultân-ı Ezelî’nin me’murlarıdır. Saltanat-ı rubû­biyetin icrââtçıları değillerdir. Belki o sebebler, o saltanatın dellâllarıdırlar. Ve o rubûbiyetin temâşâger nâzırlarıdırlar. O me’murlar ve o vâsıtalar, kudretin izzetini ve rubûbiyetin haşmetini izhâr içindirler. Tâ umûr-u hasîse ile kudretin mübâşereti görünmesin. Acz-âlûd, fakrpîşe insanî bir sultan gibi, acz ve ihtiyaç için me’murları şerîk-i saltanat etmiş değildir. Demek esbâb vaz‘ edilmiş ki, aklın nazar-ı zâhirîsine karşı kudretin izzeti muhâfaza edilsin." (22. Söz)

Meleklerle ilgili izahı da şöyledir:

"Melâikeler ise, onlarda mücâhede ile terakkıyât yoktur, belki her birinin sâbit bir makamı, muayyen bir rütbesi vardır. Fakat onların nefs-i amellerinde bir zevk-i mahsûsaları var. Nefs-i ibâdetlerinde derecâtlarına göre tefeyyüzleri var. Demek o hizmetkârlarının mükâfâtı, hizmetlerinin içindedir. Nasıl insan mâ, hava ve ziyâ ve gıda ile tegaddî edip telezzüz eder. Öyle de, melekler zikir ve tesbîh ve hamd ve ibâdet ve ma‘rifet ve muhabbetin envârıyla tegaddî edip telezzüz ediyorlar. Çünki onlar nûrdan mahlûk oldukları için, gıdalarına nûr kâfîdir. Hatta nûra yakın olan râyiha-i tayyibe dahi onların bir nevi‘ gıdalarıdır ki, ondan hoşlanıyorlar. Evet, ervâh-ı tayyibe revâyih-i tayyibeyi sever. Hem melekler, ma‘bûdlarının emriyle işledikleri işlerde ve onun hesabıyla işledikleri amellerde ve onun nâmıyla ettikleri hizmette ve onun nazarıyla yaptıkları nezârette ve onun intisâbıyla kazandıkları şerefte ve onun mülk ve melekûtünün mütâlaası ile aldıkları tenezzühte ve onun tecelliyât-ı cemâliye ve celâliyesinin müşâhedesiyle kazandıkları tena‘umda öyle bir saadet-i azîme vardır ki, akl-ı beşer anlamaz, melek olmayan bilemez. Meleklerin bir kısmı âbiddirler. Diğer bir kısmının ubûdiyetleri ameldedir. Melâike-i arziyenin amele kısmı, bir nevi‘ insan gibidir. Ta‘bîr câiz ise, bir nevi‘ çobanlık ederler. Bir nevi‘ de çiftçilik ederler. Yani rûy-u zemîn, umûmî bir mezraadır. İçindeki bütün hayvanâtın tâifelerine Hâlik-ı Zülcelâl’in emriyle, izniyle, hesabıyla, havl ve kuvvetiyle bir melek-i müekkel nezâret eder. Ondan daha küçük her bir nevi‘ hayvanâta mahsûs bir nevi‘ çobanlık edecek bir melâike-i müekkel var. Hem de rûy-u zemîn bir tarladır umum nebâtât onun içinde ekilir. Umumuna Cenâb-ı Hakk’ın nâmıyla, kuvvetiyle nezâret edecek müekkel bir melek vardır. Ondan daha aşağı bir melek, bir tâife-i mahsûsaya nezâret etmekle, Cenâb-ı Hakk’a ibâdet ve tesbîh eden melekler var. Rezzâkiyet arşının hamelesinden olan Hazret-i Mîkâîl Aleyhisselâm, şunların en büyük nâzırlarıdır. Meleklerin çoban ve çiftçiler mesâbesinde olanlarınıninsanlara müşâbehetleri yoktur. Çünki onların nezâretleri, sırf Cenâb-ı Hakk’ın hesabıyladır ve onun nâmıyla ve kuvvetiyle ve emriyledir. Belki nezâretleri, yalnız rubûbiyetin tecelliyâtını, me’mur olduğu nev‘de müşâhede etmek; ve kudret ve rahmetin cilvelerini o nev‘de mütâlaaetmek; ve evâmir-i İlâhiyeyi o nev‘e bir nevi‘ ilhâm etmek; ve o nev‘in ef‘âl-i ihtiyâriyesini bir nevi‘ tanzîm etmekten ibârettir. Ve bilhassa zeminin tarlasın­daki nebâtâta nezâretleri, onların tesbîhât-ı ma‘neviyelerini melek lisânıyla temsîl etmek; ve onların hayatlarıyla Fâtır-ı Zülce­lâl’e karşı takdîm ettiği tahiyyât-ı ma‘neviyelerini melek lisânıyla i‘lân etmek; hem onlara verilen cihâzâtı, hüsn-ü isti‘mâl etmek ve bazı gayelere tevcîh etmek ve bir nevi‘ tanzîm etmekten ibârettir. Melâikelerin şu hizmetleri, cüz’-i ihtiyârîleriyle bir nevi‘ kesbdir. Belki bir nevi‘ ubûdiyet ve ibâdettir. Tasarruf-u hakîkîleri yoktur. Çünki her şeyde Hâlik-ı Küll-i Şey’e hâs bir sikke vardır. Başkaları parmağını îcâda karıştıramaz. Demek melâikelerin şu nevi‘ amelleri ise, onların ibâdetidir. İnsan gibi âdetleri değildir."