Kategori Kur’an Allah Kelâmı Olduğunun Delilleri Kategori

Ek Soru Soru

Kuranın Mucizeliği

Kur'an'ın mucize olması ne demektir?

Cevap Cevap

Kur'an'ın söz ve ifadelerinin insanların söyleyemeyeceği yüksek bir seviyede olması ve onun benzeri kısa bir sureyi dahi yazıp söylemekten bütün insanlığın aciz olması demektir. Şöyle ki:

Hazret-i Muhammed (asm)’ın en büyük ve ebedî mucizesi Kur’an-ı Kerîm’dir. Hazret-i Musa (as)'ın zamanında sihir revaçta olduğundan, mühim mu'cizeleri sihre benzer bir tarzda gelmişti ve Hazret-i İsa (as)'ın zamanında tıb ilmi revaçta olduğundan, mu'cizelerinin çoğu o cinsten geldiği gibi, Resul-i Ekrem (asm)'ın dahi zamanında Arab Yarımadasında en çok belâgat, fesahat, şiir ve hitabet gibi söz sanatları revaçta idi.

İşte Kur'an-ı Mu'ciz-ül Beyan geldiği zaman, bütün bu şiir ve belağat ustalarına karşı meydan okudu. Başta ehl-i belâgata birden diz çöktürdü. Hayretle Kur'anı dinlediler. Halbuki Arab kavminin en iyi bildikleri şey, fesahat ve belâgat sanatı idi. Bu noktada bütün diğer kavimlerden en ileride ve en yüksek mertebedeydiler. Hattâ bir kabilenin beliğ bir edibi, en büyük bir millî kahramanı gibiydi. En ziyade onunla iftihar ediyorlardı. Belâgat, o kadar kıymetli idi ki, bir edîbin bir sözü için iki kavim büyük harb ederdi ve bir sözüyle barışıyorlardı.

İşte böyle bir zamanda o güzel şiir söyleyen ve nutuk okuyanlara karşı Kur’an öyle bir hayret verdi ki, parmaklarını ısırttı. Altın ile yazılan en güzel şiirlerini ve Kâ'be duvarlarına iftihar için astıkları "Muallakat-ı Seb'a" namındaki meşhur yedi şiirlerini oradan indirtti, kıymetten düşürdü. Hatta o şairlerden Lebid’in kızı babasının şiirini Kâbe’nin duvarından indirirken, "âyetler karşısında bunun değeri kalmadı" dedi. Bedevî bir edîb, yanında okunan ayetin belağatine hayran kalarak hemen secdeye kapandı. Müşrikler ona “Sen de mi Müslüman oldun?” dediklerinde, “Hayır, ben bu ayetin belağatine secde ettim” diye cevab verdi. Bütün söz ustaları hayret ve hürmetle Kur'an’ın önünde diz çökerek ona talebe oldular. Hiçbirisi, hiçbir vakit, Müseylime-i Kezzab'ın birkaç fıkrasından başka, birtek surenin benzerini yapmaya kalkışamadılar. Onun sözleri ise hadsiz bir güzelliğe sahip Kur'an’ın beyanları karşısında, saçma sözler şeklinde tarihlere geçmiştir. İşte meydanda bütün tarihler, kitablar; hiçbirisinde Müseyleme’nin mısralarından başka yoktur. Hâlbuki Kur'an-ı Hakîm, yirmi üç sene sürekli damarlara dokunduracak ve inadı tahrik edecek bir tarzda, “Yoksa onu (Muhammed) uydurdu mu diyorlar. De ki eğer sizler doğru iseniz Allah'tan başka gücünüzün yettiklerini çağırın da (hep beraber) onun benzeri bir sure getirin.” (Yunus, 38) gibi ayetlerle şu sekiz mertebede tüm insanlara meydan okudu:

1-Şu Kur'anın, Muhammed-ül Emin gibi bir ümmîden benzerini yapınız ve gösteriniz.
2- Haydi bunu yapamıyorsunuz; o zât ümmi olmasın, gayet âlim ve kâtib olsun.
3- Haydi bunu da getiremiyorsunuz; bir tek zât olmasın, bütün âlimleriniz, beliğleriniz toplansın, birbirine yardım etsin. Hattâ güvendiğiniz ilahlarınız da size yardım etsin.
4- Haydi bununla da yapamayacaksınız; eskiden yazılmış beliğ eserlerden de istifade edip, hattâ gelecekleri de yardıma çağırıp, Kur'anın benzerini gösteriniz, yapınız.
5- Haydi bunu da yapamıyorsunuz; Kur'anın tamamına olmasın da, yalnız on suresinin benzerini getiriniz.
6- Haydi on suresine hakikî bir nazire getiremiyorsunuz; haydi hikâyelerden, asılsız kıssalardan yapınız. Yalnız nazmına ve belâgatına nazire olsun getiriniz.
7- Haydi bunu da yapamıyorsunuz; birtek suresinin nazirini getiriniz.
8- Haydi sure uzun olmasın, kısa bir sure olsun nazirini getiriniz. Yoksa din, can, mal, ve aileleriniz dünyada da âhirette de tehlikeye düşecektir!

İşte sekiz tabakada, ilzam edip susturmak suretinde, Kur'an-ı Hakîm yalnız indiği yirmi üç senede değil, belki bin dört yüz senedir bütün insanlara ve cinlere karşı bu meydanı okumuş ve okuyor. Halbuki evvelki zamanda o kâfirler can, mal ve ailelerini tehlikeye atıp en dehşetli yol olan Kur’an’a karşı harb yolunu seçerek, en kolay ve en kısa olan benzerini getirmek yolunu terkettiler. Demek benzerini getirmek mümkün değildi. Belağat imamı meşhur Câhız'ın dediği gibi: “Harflerle karşılık vermek mümkün olmadı, kılıçlarla harbe mecbur oldular…

Zaten Allah (cc) insanların, onun tek bir suresinin dahi benzerini yapamayacaklarını Kur’an’da şöyle haber vermişti:
"Eğer kulumuza indirdiğimiz (Kur’ân)dan şübhe içindeyseniz, haydi onun benzerinden bir sûre getirin; eğer (iddiânızda) doğru kimseler iseniz, Allah’dan başka şâhidlerinizi (yardımcılarınızı) da çağırın! Buna rağmen yapamazsanız, ki aslâ yapamayacaksınız, öyle ise o ateşten sakının ki, yakıtı insanlarla taşlardır; (ve) kâfirler için hazırlanmıştır!" (Bakara Suresi, 23-24)