Kategori Kur’an’ın Mucizelik Yönleri Kategori

Ek Soru Soru

Kur’ân’ın Belâgat Mucizesi

Kur’anın belağatinin mucize oluşunu bir örnekle anlatabilir misiniz?

Cevap Cevap

Kur’ân mucizedir ve Allah kelâmıdır. Kur’ân’ın edebî yönü yani belâgati, onun mucize oluşunun en açık görünen cihetidir.

Mesela, pek çok âlimin edebî özelliğine hayran olduğu Hûd Sûresi’nin 44. âyetinin belağatini ele alalım: (Nuh Tufanının sona ermesi üzerine) “(Yer yüzüne) Ey yer! ‘Suyunu yut!’ (göğe de), ‘Ey gök! Sen de (suyunu) tut!’ denildi. Su çekildi, iş bitirildi; gemi Cudi’ye oturdu. ‘Zalimlerin kavmi Allah'ın rahmetinden uzak olsun’ denildi.”

Müfessir Âlûsî bu âyetle ilgili uzun îzahlar yapar. Bu îzahların bir kısmı şöyledir: Bil ki, bu âyet-i kerîme mucizeli anlatımın en son mertebelerine ulaşmış, Arapların başını eğmiş ve perçeminden çekmiştir. Güzel söz söyleme kaidelerinin dar geleceği güzellikleri üzerinde toplamıştır. Belâgatin sağlamlık ve düzgünlüğünde mızrağın demir ucu gibidir. Rivâyet olunur ki, Kureyş kâfirleri Kur’ân’a karşı muâraza yapmak istediler. Zihinlerinin arınması için kırk gün buğday unu, koyun eti yemediler, şarap içmediler. İstedikleri şeyi yapmaya başlayınca, bu âyeti işittiler. Birbirlerine dediler ki, bu söz yaratıkların sözüne benzemiyor. Bunun üzerine yapmaya başladıkları şeyi bıraktılar ve dağıldılar.

Yine rivâyet edilir ki, İbn-i Mukaffa belâgatli ve fesâhatli bir kimseydi. Hatta zamanının en fasîhi, en güzel konuşanı idi. Kur’ân’a benzer yapmak istedi ve bir takım sözler kurdu. Bunları bölümler ayırdı, sonra da bunlara “Sûreler” adını verdi. Bir gün bir çocuğun bir mektebde söz konusu âyeti okuduğunu gördü. Hemen geri döndü ve yaptığı şeyleri imhâ etti. Ve şöyle dedi: “Şehâdet ederim ki, buna karşı aslâ karşılık verilemez ve bu insan sözü değildir.”

İbn Ebil Esba ve müfessir Ebû Hayyan gibi âlimler, bu âyette 17 kelime olduğu hâlde 20’den fazla edebî özelliğin olduğunu tespit etmişlerdir. Biz burada bu iki zâtın yazılarından istifâde ederek maddeler halinde bu edebî özellikleri sıralayalım:

1.    “Suyunu yut” ile ”suyunu tut” lafızları arasında tam bir “Tenasüb” vardır. Tenasüb veya telfik bir cümlede uyumlu şeyleri bir araya getrimektir. Top, tüfek gibi.

2.    Yine bu iki kelimede “İstiare” vardır. İstiare, bir benzetme sanatıdır. Kelimeyi kendi manasında değil de başka bir manada kullanmaktır. “Güneş gülümsedi” cümlesinde olduğu gibi.

3.    Yine bu iki kelimede “Cinas-ı Nakıs” vardır. Cinas iki lafzın manaları farklı olduğu halde, söylenişlerinin birbirine benzemesidir.

4.    “Arz” ve “sema” lafızları arasında “Tıbak” sanatı vardır. Tıbak, veya mutabakat bir cümlede iki zıt kelimeyi bir arada kullanma sanatıdır.

5.    Allahü Tealanın “Ey Sema!” sözünde “Mecaz” vardır. Gerçekte bu “Ey semanın yağmuru” demektir.

6.    “Su çekildi” ifadesinde "İşâret" vardır. Onunla çok mânâlara işaret edilmiştir. Çünkü su, semânın yağmuru durmadan ve yer kendisinden çıkan kaynakları yutmadan çekilmez. Böylece yerin üstünde biriken sular eksilir.

7.    Yine bu kelimede “Talil” yani sebep beyan etme sanatı vardır. Çünkü suyun çekilmesi geminin oturmasının sebebidir.

8.     “Oturdu” kelimesinde “İrdaf” yani ilave etme sanatı vardır. Bu cümledeki "istevet (gemi oturdu)" kelimesi tam bir ifadedir. Buna, "ale'l-cudiyyi” (Cudi dağının üzerinde)" kelimesi, bu yerde tam manasıyla yerleştiğini iyice ifade etmek için irdaf (ilâve) edilmiştir.

9.    “İş bitirildi” ifadesinde “Temsil” sanatı vardır. Helak olanların helak edilmesi, kurtulanların kurtarılması “İş” kelimesiyle temsil edilmiştir.

10.     “Sıhhatüt taksim” vardır, Çünki  suyun eksilmesi hâlindeki kısımlarını ihtiva etmiştir. Onlar da şudur: Semânın suyunun ve yerden çıkan suyun hapsolması ve yerin üstündeki suyun çekilmesi. Taksim bir şeyin aklen mümkün olanını değil, fiilen mevcut olan kısımlarını sıralamaktır.

11.     “Zalimlerin kavmi Allah'ın rahmetinden uzak olsun” bedduasında “İhtiras sanatı” vardır, tâ ki helâke müstehak olmayanların da boğulacağı zannedilmesin. Çünkü Allahın adâleti müstehak olmayanlara bedduayı engeller. İhtiras sanatı kastedilen mananın aksi anlaşılma ihtimali olan cümlede, bu ihtimali kaldırmak için yapılan ifadeyi uzatmadır.

12.    "Zalimler" kelimesinde “İzah” vardır. Buradaki “zalimler” aynı surenin 38. ayetinde “kavminin ileri gelenleri ona her uğradıklarında...” cümlesinde bahsi geçen kimselerdir. Bura¬daki "el-Kavm" kelimesindeki "el" ahd için yani daha önce bahsi geçen kavim olduğunu belirtmek içindir.

13.    Yine bu “Zalimler” kelimesinde zem ve tahzir (kötüleme ve sakındırma) vardır.

Buraya kadar saydıklarımız ayetin parçalarında geçen güzelliklerdir. Ayetin bütününde görülen edebi sanatlar ise şunlardır:

14.    Bu ayette “Hüsnü nesk” sanatı vardır. Hüsn-ü Nesk; mütekellimin uygun bir uslüp dahilinde atıflarla birbirini takip eden, birbirine lafız ve mana yönünden yakın olan kelimeleri, ayrı cümlelerde başlı başına bir mana teşkil edecek, manası lafzıyla müstakil olacak şekilde kullanmasına denir. Buna en güzel örnek bu ayettir.

15.    Mana ile beraber lafzın “İtilafı” sanatı vardır. Buna Muvafakat da denmiştir. İtilaf lafızların manaya uygun olması demektir. Mesela savaşla ilgili sözlerde şiddet ifade eden, gazel gibi şiirlerde de yumuşaklık, incelik ifade eden kelimelerin kullanılması gibi.

16.    Ayette “İcaz” vardır. Çünkü  Allah-ü Teâlâ hâdiseyi şümûllü bir şekilde en kısa ibârelerle anlattı. İcaz, az sözle çok manaları ifade etmek veya maksudu en az kelime ile ifade etme sanatıdır.

17.    “Teshim” vardır. Çünkü âyetin evveli, âyetin sonuna işaret ediyor. Teshim, sözün başlangıcının sonuna işaret etmesidir.

18.    “Tehzib” yani süsleme vardır. Çünkü kelimeleri güzel vasıflara sahip, her kelimede harflerin çıkış yerleri kolay; kabalık ve birleştirme zorluğundan uzak olmakla beraber, üzerlerinde parlaklık ve güzellik vardır.

19.    “Hüsnü beyan” yani güzel anlatım vardır. Çünkü dinleyen, sözün manasını anlamak için duraklamaz. Ondan bir şeyi anlamak ona zor gelmez. 

20.    “Temkin” yani yerleşme vardır. Çünkü fâsıla kendi mahallinde karar bulmuş ve cümle tamamlanmış. Başka cümlenin yardımına ihtiyaç yok.

21.    “İnsicam” vardır. Yani lâfızda düzgünlükle beraber, sözün kolaylık, tatlılık ve yumuşaklıkla hızlıca akıp gitmesidir. Tıpkı havadan azıcık suyun akıp gitmesi gibi.

22.    Bu ayette “İtiraz” sanatı da vardır. İtiraz sanatı, bir veya birkaç cümleden meydana gelen, arasında irabdan mahalli olmayan bir veya birkaç cümle giren, müphemliği kaldırmaktan ziyade, bir nükteden dolayı mana yakınlığı taşıyan cümledir. Bu ayette üç itirazi cümle vardır. Bunlar “su çekildi”, “iş bitirildi” ve “(gemi) cudi’ye oturdu” cümleleridir.

23.    Ayrıca bu ayette tıbak sanatının bir çeşiti olan “Mukabele”de vardır. Mukabele cümlede iki veya daha fazla kelimenin zıtlarıyla birlikte bir tertib üzere zikredilmesidir. Bu ayette Emir, nehiy, İhbar, nida, Sıfat, isim, Helak ve ibka, Mesut etme, şaki kılma yönüyle mukabele vardır.

24.    Bu ayette “Müsavat” vardır. Lafız ile mananın birbirine eşit olması, ne az ne de çok olmaması.

İmam-ı Kurtubî bu âyet hakkında, “eğer Arap ve Arap olmayanların sözleri araştırılsa nazmının güzelliği, belâgatinin mükemmelliği, mânâlarının genişliği itibarıyla bu âyet gibi bir söz bulunmaz der.

İmam-ı Zerkeşî ise: “Eğer bu cümlenin lâfızlarındaki bedâat, belâgat, îcaz ve fesâhat şerhedilecek olsa, kalemler kurur, eller yorulur” der.

Bu ayet denizden bir damla sayılır. Kuranın pek çok ayetinde bu tür özellikler çoklukla vardır. Mesela alimlerden İbnül Esir “Kısasda sizin için hayat vardır” (Bakara: 179) ayetinin, “ölüm öldürmeyi önler” aynı manaya gelen deyiminden yirmi kat üstünlüğe sahip olduğunu delilleriyle ortaya koyar . Fahrettin Razi “Kafirun” suresinin başındaki “De ki” kelimesinde 40 nükteyi  tefsirinde tafsilatıyla zikreder . İmam Suyuti “Allah iman edenlerin velisi, dostudur. Onları karanlıklardan nura çıkarır” (Bakara:257) ayetinde 120 çeşit belagat nüktesini küçük bir risalede toplamıştır .

Kurtubî, c.9, s.37
Elburhan Fî Ulûmi’l-Kur’ân, c.3, s.227
Ruhu’l-maanî, c.12, s.63-68, Mahmut Âlûsî, Daru İhyaüt-türasil Arabi, Beyrut.
İbn Ebi’l-Esba, “Ben Allahın “Ey arz suyunu yut …” kelâmı gibi bir kelâm görmedim. Zirâ bu kelâm 17 kelime olduğu hâlde bedi’ ilmine dair 20 sanat vardır” der. Bkz. El-İtkan, c.2, s.258, Celaleddin Suyûtî.
Safvetü’t-Tefasir.c.2.s.18. Muhammed Ali Es-Sâbûnî