Kategori Risale-i Nur Yazısı ve Kur’an Harfleri Kategori

Ek Soru Soru

Kur'an Harflerinin Kıymeti

Kur'an harflerinin mahiyet ve kıymetini açıklar mısınız?

Cevap Cevap


Kur’an harflerinin kıymeti, Allah kelâmına hizmet etmesinden kaynaklanır. Allahu Teâlâ dilemedikçe hiçbir şey olamaz ve o yaratmadıkça hiçbir şey vücuda gelemez. Öyleyse, bu harflerin Kur’an’a hizmetini elbette Allah dilemiş ve takdir etmiştir ve Kur’an’a en münasib harfler de bunlardır. Bu yüzden İslam âlimleri Kur’an’ın bu harflerle yazılmasının farz olduğunu bildirmişlerdir.

Mukaddes Kur’an’a yaptığı hizmet sebebiyle, bu harfler de bir kudsiyet ve büyük bir manevî değer kazanmıştır.

Her şeyin aslı Levh-i Mahfuz’da olduğuna göre, Kur’an’ın da aslı, Levh-i Mahfuz’da bu harflerle yazılmış durumdadır.

Kur’an-ı Kerîm, harflerine dikkat çekmek için, 28 aded suresine “yâ-sîn”, “elif-lâm-mîm” gibi harflerle başlamıştır.

Yine Kur’an’da, bir sure “Kalem Suresi” adını alarak, kaleme ve kalemin yazdıklarına yeminle başlamıştır. “Nûn. Kaleme ve yazmakta oldukları şeylere yemin olsun.”

İlk inen sure olan “İkra” suresi oku emri ile başladığı gibi, hemen ardından “O, kalemle (yazmayı) öğretendir” diyerek, yazmayı dahi insana Allah’ın öğrettiğine vurgu yapılmaktadır.

Peygamber (sav) efendimiz bir hadis-i şeriflerinde Kur’an’ın her bir harfine on sevab verildiğini haber vermiştir.

Diğer bir hadiste de, “Mahşer günü âlimlerin mürekkebleri, şehidlerin kanıyla tartılır” buyurarak, ilim yolunda yazı yazmanın kıymetine işaret etmiştir.

Bu kudsiyetlerinden dolayı Üstad Bediüzzaman da, Risale-i Nur’un muhtelif yerlerinde, Kur’an harflerinin kıymetine işaret eden cümleler kullanmıştır. Meselâ Ramazan Risalesi’nde,

“Kur'ân-ı Hakîmin, nass-ı hadisle, herbir harfinin on sevabı var; on hasene sayılır, on meyve-i Cennet getirir. Ramazan-ı Şerifte herbir harfin on değil, bin; ve Âyetü'l-Kürsî gibi âyetlerin herbir harfi binler; ve Ramazan-ı Şerifin Cumalarında daha ziyadedir. Ve Leyle-i Kadirde otuz bin hasene (iyilik) sayılır.

Evet, herbir harfi otuz bin bâki meyveler veren Kur'ân-ı Hakîm, öyle bir nuranî şecere-i tûbâ hükmüne geçiyor ki, milyonlarla o bâki meyveleri Ramazan-ı Şerifte mü'minlere kazandırır. İşte, gel, bu kudsî, ebedî, kârlı ticarete bak, seyret ve düşün ki, bu hurufâtın kıymetini takdir etmeyenler ne derece hadsiz bir hasârette olduğunu anla.” (Mektubat, Ramazan Risalesi)

Üstad, Yirmi Sekizinci Lem’a’da “Kün fe yekün” ayetini tefsir eden “Kâf-Nun” bahsinde kudsî Kur’an harflerinin maddî tesirlere de Allah’ın izniyle sahib olabildiğini derin tahkikat içerisinde anlatır ve mevzuyu şöyle bitirir:

“Mevcudât-ı havâiye (hava varlıkları) olan hurûfât (harfler), kudsiyet kesb ettikçe (kazandıkça); yani; âhizelik (alıcılık) vaziyetini aldıkça, yani, Kur'ân hurûfâtı olmakla âhizelik vaziyetini aldığından ve düğmeler hükmüne geçtiğinden ve sûrelerin başlarındaki hurûfat daha ziyade o münâsebât-ı hafiyenin (gizli münasebetlerin) uçlarının merkezî ukdeleri (düğümleri), ve düğümleri ve hassas düğmeleri olduğundan; vücud-ı havâîleri bu hâsiyete (özelliğe) mâlik olduğu gibi, vücud-ı zihnilerinin (zihindeki harflerin) dahi, hattâ vücud-ı nakşiyelerinin (yazılmış harflerin) dahi bu hâsiyetten hassaları (bu özellikleri) vardır. Demek o hurufların okunmasıyla ve yazılmasıyla, maddî ilâç gibi şifâ ve başkâ maksadlar hâsıl olabilir. ” (28. Lem’a)

Yani harfler, ne kadar kudsî ise o kadar çok faydası oluyor demektir. İşte bütümn İslam milletleri, İslamla müşerref olduktan sonra, eski alfabelerini bırakarak bu kudsî Kur’an harfleri ile yazıp okumaya başlamışlardır. Arabların yanında, Türkler, İranlılar, Hintli Müslümanlar, Endonezyalılar gibi büyük küçük bütün İslam milletleri, kendi dillerini Kurân harfleriyle yazmaya başlamışlardır. Bu harfleri kullanmaları sebebiyle, daha çok küçük yaşta bir milletin bütün ferdleri Kur’an harfleriyle tanışmakta ve harfleri vasıtasıyla, bir ömür boyunca Kur’an’la olan bağlantısını canlı tutmaktadır. Çok nadiren Kur’an harfleriyle karşılaşan birisi ile; ömrü boyunca, her gün defalarca bu harfleri gören okuyan ve yazan birisinin, Kur’an’a muhabbet ve bağlılığı elbette bir olmayacaktır.

İşte, Kur’an harflerinin bu kudsiyeti ve insanların imanını doğrudan alakadar eden faevkalade ehemmiyeti sebebiyle Üstad Bediüzzaman Hazretleri, Hatt-ı Kur’an denilen Kur’an yazısının korunmasına, okunup yazılmasına çok büyük önem vermiş ve talebelerini de sürekli bu konuda eğitmiştir. Risale-i Nur hizmetinin çok önemli bir başlığını Kur’an yazısını koruma olarak ortaya koymuştur. Nur Talebelerine talebelik şartı olarak Osmanlıca dediğimiz, Kur’an harfleriyle yazılmış risaleleri elle yazarak çoğaltmalarını isterken iki gayeyi hedef edinmiştir.

1- Risalelerdeki iman hakikatlerinin bütün engellemelere rağmen elle çoğaltılarak memlekette yayılması. 2- Bu sayede her Nur Talebesi’nin Kur’an yazısını okuyup yazmasını öğrenmesi ve bu yolla Kur’an yazısının muhafaza edilip korunması.

Hazret-i Üstadın, Kur’an harflerini koruma hedefini ortaya koyduğu bazı cümlelerini aşağıya alıyoruz:

“Risale-i Nur zındıkaya (dinsizliğe) karşı hakaik-i imaniyeyi (iman hakikatlerini) muhafazaya çalışması gibi, bid'ata (yeni harflere) karşı da huruf ve hatt-ı Kur'an'ı (Kur’an harflerini ve yazısını) muhafaza etmek bir vazifesi (dir)...” (Kastamonu Lahikası)

“Risale-i Nur şakirdleri bütün kuvvetleriyle hatt-ı Kur'âniyi (Kur’an yazısını) harika bir surette neşir ve tamim (yayıp umumîleştirmek) ile muhafazasına çalıştıkları bir zamanda….” (Sikke-i Tasdik, 18. Lem’a)

“Risale-i Nur kendi şakirdleri ile lâakal (en az) yüzer kalemle yüzer parça Risale-i Nur'un eczalarıyla ve intişar eden yirmi bin nüshasıyla lâakal yüz bin âdemi huruf-ı Kur'âniye (Kur’an harfleri) lehine ve sünnet-i seniyeye ittibaa ve imanlarının takviyesine ve Hazret-i Ali Radıyallahü Anh'ın hiddet ettiği iki cereyana (dinsizler ve onlara yardım eden kötü âlimlere) karşı tamamıyla mukavemet ettiklerinden (direndiklerinden) elbette Hazret-i Ali Radıyallahü Anh'ın (Ey Kardeşlerim) tabir ettiği ihvanları (kardeşleri) içinde hususî bir surette onlara bakıyor.” (Sikke-i Tasdik, 18. Lem’a)

"Sual: En mühim hakaik-i Kur'aniye ve imaniye ile meşgul olduğun halde neden onu muvakkaten (geçici olarak) bırakıp en ziyade manadan uzak olan huruf-u hecaiyenin (Kur'an'daki harflerin) adedlerinden bahs ediyorsun?

Elcevap: Çünkü: Bu meş'um (uğursuz) zamanda Kur'an'ın bir temel taşı olan hurufuna (harflerine) hücum edilir. Ve onların tebdiline (değiştirmeye) çalışıyorlar.
Said Nursi" (Rumuzat-ı Semaniye)

 
Yorum Yap
Yorum Gönder
Gönder
 
Yorumlar

Yorumalp kah demiş ki:

maaşallah barekallah. bu güzel ali hakikatlere artık nasıl daha yorum yapılır, hadde gelmez. fakat ancak teşekkür ve tebrik ediyoruz, böylesine güzel bir tarzda izah etmiş hazırlamışsınız. inşallah her sayfayı tıklamakla hattı kuranla yazılmış halini de okumak ve her sayfada bir biri arasında (yani mukayeseli gibi tıklayınca latince tıklayınca hattı kuran) geçebilmek de mümkün olur. bu güzel malumatı hattı kuranla okuyarak kendimize bir ders de yapmış ve sevabına öyle de ermiş oluruz. allah c.c. gayret ve teknolojimizi artırsın. amin.