Kategori Allah’ın İsim ve Sıfatları - Marifetullah Kategori

Ek Soru Soru (!! Bu konuya ait ek sorular için tıklayın)

Kemal ve Cemalini Göstermek

Risale-i Nur'da geçen, "Her kemal ve cemal sahibi kendi kemal ve cemalini görmek ve göstermek ister" ifadesini nasıl anlamalıyız?

Cevap Cevap

Bu bütün insanlarda olan ortak bir duygudur. Yaptığı güzel resimleri kimseye göstermeyen bir ressam düşünebilir miyiz? Bu duyguyu insanlarda yaratan ise Allah'dır.

Peki bu ortak duygunun insanlara verilmesinden gaye nedir? Elbette insanın diğer bütün duygularında olduğu gibi Allah'ı tanımak ve onun yaratmasındaki maksadları anlayabilmektir.

Allahu Teâlâ bir kusi hadiste, "Ben gizli bir hazine idim, bilinmek istedim ve mahlukatı yaratttım" buyuruyor. Yani kâinatı, manevi bir hazine hükmünde olan nihayetsiz güzellikteki sıfat ve isimlerinin bilinmesi ve âhirette cemalinin görülmesi için yaratmıştır.

Allahu Teâlâ, Ahzab suresi 72. ayette, "Muhakkak ki biz emâneti göklere, yere ve dağlara arz ettik de (onlar) onu yüklenmekten çekindiler ve ondan korktular; insan ise onu yükleniverdi." buyurarak insana bir emanet verildiğini bildiriyor.

Bu emanetin ne olduğunu izah ederken Üstad Bediüzzaman onun insanın enesi, yani benliği olduğunu söylüyor. Bununla kasdedilen ise insanın yaratılışında var olan bütün özelliklerin toplamı, yani kısaca insan kimliğidir.

Şöyle açıklar: "Bütün sıfât ve şuunat-ı İlahiyeyi (ilâhî haller) bir derece bildirecek, gösterecek binler esrarlı ahval (haller) ve sıfât ve hissiyat (duygular), ene'de (insanın yaratılışında) münderiçtir (konulmuştur)."

İnsanın taşıdığı bütün sıfatlar ve duygular aslında Allah'ın bir isim ve sıfatını, hatta bir gayesini anlaması için verilmiştir.

Dolayısıyla insanda var olan, kendindeki güzel sıfatları başkasıyla paylaşma duygusu, Allah'ın kâinatı neden yarattığını anlamamız için verilmiştir.

Yani kısaca özetlersek; Allahu Teala, kendi nihayetsiz güzel sıfatlarını bildirmek için kâinatı yaratmıştır. Bu gayesinin anlaşılması için insana da aynı duyguyu vermiştir.

 

Ek Soru Ek Soru

1-    Mevla'nın cemal ve kemalini göstermek ve beğenilmek istemesi -haşa- bir kusur olmaz mı?
2-    Ayrıca bilinmek için aynalar yaratması, -haşa-  aynalara muhtac oluyor manasına gelmez mi?
3-    Esma ve sıfatlarının tezahürü için aynalar halk etmek zamanla kayıtlı şeylerdir. Bu kainatı yaratmazdan önce görünmek istemiyor muydu? Öyleyse daha önce neden yaratmadı?

Cevap Cevap

Sualinize sıra ile cevap vermeye çalışalım.

1-    İnsanların kendini beğendirmek istemesi çok defa bir kusurdur ve noksan bir sıfattır. Fakat Allahu Teala’nın -kendine yakışır bir tarzda anlamamız şartıyla- bilinmek ve beğenilmek istemesi kusur olmaz. Çünkü bütün beğenme ve sevgilerin kaynağı, güzellik, kusursuzluk ve ikram sıfatlarıdır. Bu üç sıfat nerede görülse beğenme ve takdirleri üzerine çeker. Bu üçünün gerçek ve sonsuz kaynağı da Allahu Teâlâ’dır. Zatında bulunan ve âlemde tecelli eden bu sıfatlarını kendi de sever, mahlûkatı da sever.

Fakat insanların kendilerini beğenmeleri ve beğendirmeye çalışmaları çok defa kusur olur. Çünkü;

a-    Onun yaratılış gayesi, kendi üzerinde ve âlemde tecelli eden harikalıkları görerek Allah’ı beğenmektir, kendini değil. Eğer kendindeki güzellikleri görerek kendini beğenmeye kalksa emanete hıyanet etmiş olur. “Hevasını ilah edineni gördün mü?”(1) mealindeki ayet bu yanlışa dikkat çeker.

b-    İnsanın vazifesi, iman, ibadet ve ahlakla kendini Allah’a beğendirmektir. İnsanlara kendini beğendirmeye çalışmak bir yönden Allah’a ortak koşmak sayılır. Dinimiz buna riyakârlık adını vermiş ve hadiste gizli şirk olduğu bildirilmiştir.

Yani özetle insan kendini beğenirken veya beğendirmeye çalışırken kendi malı olmayan sıfatlara sahip çıkmakta ve yaratılış gayesinin tersine çalışmaktadır. Bu sebeble insan için bu kusurdur. Allahu Teala Hazretleri ise, kendi zatına ait nihayetsiz bir sevgi ile sevilmeye layık sıfatlarını sevip sevdirmektedir. Bunda ise hiç bir kusurlu mana bulunmaz. Bilakis sevmemesi bir kusur olurdu.

2-    Allahu Teala hiçbir şeye muhtaç değildir. Burada ihtiyaç kavramı ile iktiza kavramını ayırdetmek gerekir. Bir varlığın kendi zatı dışından bir yardım ve desteğe muhtaç olması ihtiyaç halini anlatır. İktiza ise bir sıfatın kendinden kaynaklanan gereklerini anlatır. Bu gereklerin dışarıdan kaynaklanmaması ve dışarıdan giderilmemiş olması onu ihtiyaç olmaktan çıkarır. İşte Allahu Teala Hazretlerinin isim ve sıfatları görünmeyi iktiza etmiştir. Bu iktizanın neticesi olarak hariçte mevcut olan bir şeye müracaat edilmemiş, ilm-i ezelide programları bulunan varlık aynaları yaratılarak vücut sahasına çıkarılmıştır. Dolayısıyla ortada bir ihtiyaç durumu yoktur.

3-    Sualin bu kısmının insan idrakinin ötesinde olduğunu düşünüyoruz. Çünkü insan zamanla bağlı bir varlıktır. Zamansızlığı anlaması mümkün değildir. Allah’ın daha önce neden yaratmadığını sormak, onu zamansız düşünememekten kaynaklanıyor. İnsanın bu gibi, idrakinin ötesindeki konularda Allah’a teslim olmaktan başka çaresi yoktur. Madem bütün kâinat Allah’ın varlığını aklen zaruri kılıyor. İnkârı mümkün değil. Öyleyse yaratılışın sırlarını anlamak için vahiy yoluyla bize bildirdiklerine tabi olmamız ve anlayamayacağımız için bildirilmeyen konuların üzerine lüzumsuz ve zararlı bir şekilde gitmememiz gerekiyor. Şu hadis-i şerif de bu gerçeğe işaret ediyor diyebiliriz:

“Allah-u Teâlâ’nın zatını düşünmeyin. O’nun nimetlerini ve yarattığı varlıkları düşünün. Çünkü siz Allah’ın zatını düşünmeye güç yetiremezsiniz.” (2)

(1)    Furkan, 43

(2)    Albani, Sahihu’l-Cami

Yorum Yap
Yorum Gönder
Gönder