Kategori Risale-i Nur Mütalaası Kategori

Ek Soru Soru

Kalbdeki Mercimek Kadar Sandukça

11. Lema'da, "evet kalbin mercimek kadar bir sandukcası olan kuvve-i hafızada..." cümlesinden ne anlamalıyız?

Cevap Cevap

Cümlenin tamamı şöyle geçiyor:

"Bu küçük insanın küçücük kalbinde, kâinat kadar bir aşk yerleşir. Evet kalbin mercimek kadar bir sandukçası olan kuvve-i hâfıza, bir kütübhane hükmünde binler kitab kadar yazı, içinde yazılması gösteriyor ki: Kalb-i insan, kâinatı içine alabilir ve o kadar muhabbet taşıyabilir." (11. Lema)

Üstad Bediüzzaman insan hafızasının beyinde kapladığı yerin mercimek büyüklüğünde olduğunu söyler. Buna 22. Söz'de de şöyle temas eder:

"Küçücük "incir çekirdeği"nde koca incir ağacının proğramını dercetmek ve bir harfte meselâ "kalb-i beşer"de şu âlem-i kebirin safahatında tecelli ve ihata eden bütün esmanın âsârını göstermek ve bir mercimek tanesi kadar mevki tutan "kuvve-i hâfıza-i insaniyede" bir kütübhane kadar yazı yazdırmak ve bütün hâdisat-ı kevniyenin mufassal fihristesini o kuvvecikte dercetmek, elbette ve elbette Hâlık-ı Küll-i Şey'e has ve bu kâinatın Rabb-i Zülcelal'ine mahsus bir hâtemdir." (22. Söz)

Hafıza, bilgisyar tabiriyle, adeta insanın hard diski gibi olup insanın hayatı boyunca edindiği bütün bilgileri ve hatıralarının görüntüleri oraya kaydedilmektedir.

Bu küçük maddi hafızanın ruhta da bir karşılığı vardır ve asıl kayıtlar ruha yapılır. İnsan ruhunun asıl merkezi manevi kalb latifesidir. Burada bahsi geçen kalb, insanın cismindeki çam kozalağına benzeyen et parçası değil, ruhtaki kalbdir.

"Kalbden maksad; sanevberî (çam kozalağı) gibi bir et parçası değildir. .... (manevi kalbin) insanın maneviyatına yaptığı hizmet, cism-i sanevberînin (maddî kalbin) cesede yaptığı hizmet gibidir. Evet nasılki bütün aktar-ı bedene mâ-ül hayatı (kanı) neşreden o cism-i sanevberî bir makine-i hayattır ve maddî hayat onun işlemesi ile kaimdir. Sekteye uğradığı zaman cesed de sukuta uğrar. Bunu gibi, o latife-i Rabbaniye, (manevî kalb) emeller ve haller ve maneviyatın tamamını hakikî bir hayat nuru ile canlandırır, ışıklandırır; nur-u imanın sönmesiyle mahiyeti, hareketsiz bir cenaze gibi bir heykelden ibaret kalır." (İşaratü'l-İ'caz)

Ruhtaki bütün manevi duygu ve cihazları kalb latifesine hizmet eder. Ruhtaki hafızamız da manen kendisinden çok daha büyük olan kalb latifesinin hizmetinde olduğu için, Hz. Üstad hafızaya kalbin küçük bir sandığı demiştir.

Yani kalbe lazım olan bilgiler hem beyindeki mercimek kadar sandıkta, hem de ruhun kuvve-i hafıza denen hafıza kabiliyetinde saklanır.

Ruhun hafızası kalbden küçük olduğu halde ona bu kadar şey sığabildiğine göre, kalbe de kainat kadar bir sevgi sığabilir. İşte Hz. Üstad'ın yukrıdaki izahları şu kudsi hadisin izahı manasındadır:

"Beni ne sema, ne de gök almadı. Ancak mümin kulumun kalbi aldı" (Suyuti, Camiü's-Sağır, No: 2375)

Yani mümin bir kul kainat kadar hatta daha büyük bir sevgi ile Allah'ı sevebilir...