Kategori Aile Kategori

Ek Soru Soru

Kadının Çalışması

Kadının Çalışması caiz midir? Şayet caiz ise hangi durumlarda caizdir?

Cevap Cevap

KADINLARIN ÇALIŞMASI

Kadınların çalışması meselesine girmeden önce bazı esasları bilmemiz icab eder. Şöyle ki:

“Kadınlarınızın üstünde sizin hakkınız, fakat sizin üzerinizde de onların hakları vardır. Onlar, sizin haklarınızı gözetmelidirler. Siz de onlara güzel davranmalısınız. Ey insanlar! Ben size gerekli olan din hükümlerini tebliğ ettim ve size bir şey bıraktım ki, ona sarıldıkça hiç bir zaman sapıklığa düşmezsiniz. O da, Allah'ın kitabı ile Peygamberinin sünnetidir." (Veda Hutbesi)

“Hem Allah’ın bazınızı bazınızdan kendisiyle üstün kıldığı(onu, o üstünlük yaptığı) şeyleri temenni etmeyin. Erkeklere kazandıklarından bir nasib vardır. Kadınlara da kazandıklarından bir nasib vardır. O halde Allah’tan lütfünü isteyin. Muhakkak ki Allah her şeyi hakkıyla bilendir.”(Nisa,32)

Ayet ve hadislerde ifade edildiği gibi aile hayatının düzeni için, Cenab-ı Hakk, hikmet-i ilahinin iktizasıyla, erkeklere bir kısım vasıf ve üstünlükler, kadınlara da, bir kısım özellikler ve üstünlükler vermiştir. Ailevi hayatın düzeni, bu vasıflara göre yapılan iş taksimatı ile şekillenir. Bu husustaki en güzel örneği Peygamberimiz (asm) uygulamıştır. Bize düşen ona uymaktır. Çünki ayet-i kerimede: “ (Habibim ya Muhammed!) De ki:‘Eğer Allah’ı seviyorsanız, o halde bana tabi’ olun ki Allah(da) sizi sevsin’” (Âl-i İmran,31) buyrulmuştur.

“Hz. Peygamber (asm), Hz. Ali ve Hz. Fâtıma (r.a.) arasında iş bölümü yapmış; Hz. Ali'ye ev dışındaki işleri, Hz. Fâtıma'ya da ev içindeki işleri yüklemişti. Peygamber (s.a.s.) ve O'nun aile efradı, bütün insanlık için örnek teşkil etmektedir. O'nun söz ve davranışları, bizler için uyulması gereken ebedî kurallardır. İnsanların ona uymaları gerekir. O'nun davranışları, umumî bir düsturdur. Bu düstur şunu açıklıyor ki: (Kocasıyla evlenmeden önce) Evinin hizmetlerini ifâ etmeyi adet edinen kadının; kocasının ev hizmetlerini ifâ etmesi vaciptir.”(El-Cezirî)

Malumdur ki, kâinatta atomdan ta güneşe kadar her çalışma ortamı için bir sistem vardır. Ve o sistemin de bir merkezi vardır. Atomun çekirdeği o sistemin bir merkezi olduğu gibi, güneş de kendi sisteminin bir merkezi ve çekirdeğidir. Güneş kendi etrafındaki gezegenlerden, cazibe, büyüklük, kuvvet gibi, birçok cihette üstündür. Güneşe bağlı olan küre-i arz ise, büyüklük ve güç noktasında küçük ve zayıf olduğu halde, bütün bitki, hayvan ve insanların yaratılmasının ve yaşamasının bir merkezi olduğundan, güneşten daha üstün bir hale gelmiştir.

Aile sistemi de yukarıdakinden farklı bir sistem değildir. Erkek, güçlü ve kuvvetli olmasına binaen idareyi, dış işleri ve ev ihtiyaçlarını görmek gibi vazifeleri yapar. Erkekteki fıtri olan bu üstünlük, aile hayatının devamı için gereken bu vazifeleri yerine getirmek hikmetine binaen verilmiştir. Yoksa onları zayıf ve merhamete muhtaç kadınlara karşı, baskı ve zulüm yapmak için verilmemiştir. Bunları su-i istimal edenler, insanlığa ve yaratılışlarına uygun hareket etmeyenlerdir.

Kadınları ise Cenab-ı Hakk,  erkeklerde bulunmayan üstün bir şefkat ve ince bir ruh ile yaratmıştır ki, beşerî hayatın devamı için en mühim mesele olan, çocuk besleyip büyütmek ve evin iç işlerini idare etmek gibi vazifeleri yaptırmakla, bu hususlarda onları erkeklerden üstün kılmıştır. Demek erkeğin kadından üstün yönleri olduğu gibi, kadının da erkekten üstün yönleri vardır. Allah katındaki mutlak üstünlük ise takva iledir. Takvayı yaşamakta ise erkek kadın eşittir.

Kâinatta merkeziyeti bulunan sistemler esas olduğu gibi,  Cenab-ı Hakk hayvanlar âleminde de yaşamanın devamı için bu şekilde merkezi sistemleri esas yapmıştır. Mesela karıncaların bir emîri, arıların bir beyi vardır. Onların düzenli olan hayatları bu idarecileri sayesindedir. İdarecilerinin olmadığı yerde onların hayatından söz etmek mümkün değildir. Sürü halindeki bütün kuşlar ile sularda annelerinden ayrı yaşayan yavru balıklar gibi başka çeşitleri de bunlara kıyas edebiliriz. Demek merkeziyetçi bir sistemle çalışmak âlemde fıtri bir esastır. Hiç mümkün müdür ki insan nev’i bunun dışında kalsın?

Zaten Peygamberlerin gönderilmesi, kitapların indirilmesi, devletlerin teşekkülü gibi merkeziyetçi idareler,  böyle bir sistemin insanlar için de geçerli olduğunu isbat eder. Hâlbuki devletlerin temelini teşkil eden âilelerdir. Öyleyse âilede de esas olan bu sistemin uygulanmasıdır. Yani âilede idarenin ve huzurun devamı için tek bir idareciye ihtiyaç vardır. Çoğunluk itibarıyla, fıtri olarak güç sahibi olan ve hissiyata kapılmadan karar veren erkektir. Kadın ve erkeğe aynı şartlar dâhilinde idareyi taksim etmek,  bütün âlemde esas olan ve yaratılıştan gelen sisteme muhalefet etmektir.     

Hâlbuki beşeri sistemler dahi bir mahallede bir muhtar, bir ilde bir vali ve bir devlette bir başkan kabul ediyorlar. Bunlardan daha önemli ve bunların temelini teşkil eden âile için de, âilenin dolayısıyla milletin huzurunun devamı için, bu sistemi esas yapmaktan başka çare yoktur.

İslamiyet erkeğe,  hanımının ve çocuklarının yiyecek -içecek ve içinde oturabilecekleri mesken gibi nafakasını temin etmeyi şart koşmuştur.  Kadın zayıf ve nazik olduğundan, ona bakmak ve muhafaza etmek hizmetini erkeğe vermiştir. Bu muamele ile kadının hakkını çiğnemek değil, bilakis beyini ona hizmetkâr yapmıştır. İslamiyet âile idaresinin devamı, gereken hizmetlerin yapılması ve herhangi bir sıkıntı durumunda, hiçbirinin hakkı çiğnenmesin diye, bazı tedbirler almıştır.

Mesela, miras olarak erkeğe iki, kadına bir hisse veriliyor. Bunun iki cihette faydası vardır. Birincisi: erkek; kadına da bakmak mecburiyetinde olduğundan, aldığı fazla hisse ile hanımına da bakmak imkânına da sahip olur. Üstelik kadın, kendi ihtiyacını temin etmeye bile mecbur değildir. Bu noktadan baktığımızda kadına bir hisse verilmekle haksızlık yapılmadığı gibi, daha fazla değer verilmiştir.

İkincisi: Kadın; ailesinin ve erkek kardeşinin şefkat ve himayesine ihtiyaç duyuyor. Eğer erkek kardeşine düşen malının yarısını alıp beyine götürmüş olsa, âilesinin ve kardeşinin o kadına karşı olan şefkatleri zedelenebilir. Maalesef evlilik bazen arızalarla bozuluyor. Şayet o kadın beyinden bir sıkıntı görürse kardeşi diyebilir ki: “Zaten sen malımızın yarısını götürüp kocana verdin. Ne halin varsa gör.” Şu halde o kadının,  miras olarak erkek kardeşinin malının yarısını almasıyla kazandığı bir ise, kardeşinin ve âilesinin şefkat ve himayelerinden mahrum olmak noktasında kaybettiği bindir. Demek İslamiyet insanın fıtratına uygun bir sistemdir. Şu an boşanma davalarına bakan mahkemelere baktığımızda, boşanma davası açan kişilerin %90 hakkıyla İslamî hayatı hakkıyla öğrenip yaşamayanlar olduklarını görmekteyiz.

Kadınların çalışması meselesine gelince:

Eğer bir kadının, nafakasını temin edecek kimsesi yoksa veyahut geçim sıkıntısı varsa, İslamiyet’çe o kadına devlet tarafından maaş bağlanır. Zekât ve sadaka gibi hayırlarla sıkıntısı giderilir. Eğer bu imkânları da bulamazsa, bakmak mecburiyetinde olduğu anne- babası, çocukları olursa, zarurete binaen, çalışma şartları İslamî ölçülere uygun bir iş yerinde çalışabilir. Yani harama girmeden, birkaç kadınla beraber veyahut kendi mahremleriyle beraber çalışabilir. “Bir kadınla erkek yalnız başına kalırsa üçüncüsü şeytandır” hadis-i şerifinin emrince, yabancı bir erkekle yalnız başına kalmadan, tesettürüne dikkat ederek, başka erkekleri tahrik edecek durumlara sebeb olmadan, günaha girmeden, dinini, izzetini, namusunu muhafaza ederek çalışabilir.

Çalışmak mecburiyeti bulunmayan bir kadının da yukarıda saydığımız ölçüler dâhilinde çalışmasında bir beis yoktur. Fakat evli olan kadınlar için, beylerinin izin vermesi şarttır.

Bu hususta Bediüzzaman Hazretleri İslamiyeti ne güzel tarif etmiştir: “İslâmiyet ve şeriat, öyle bir tarzda muhit (kuşatıcı) ve mükemmeldir ve öyle bir surette kâinatı kendiyle beraber tarif eder ki, onun mahiyetine dikkat eden elbette anlar ki; o din, bu güzel kâinatı yapan Zâtın, o kâinatı kendiyle beraber tarif edecek bir beyannamesidir ve bir tarifesidir. Nasıl ki bir sarayın ustası, o saraya münasib bir tarife yapar. Kendini vasıflarıyla göstermek için, bir tarife kaleme alır; öyle de: Din ve şeriat-ı Muhammediye’de (asm) öyle bir ihata (kuşatıcılık), bir ulviyet (yücelik), bir hakkaniyet görünüyor ki; kâinatı halk (yaratan) ve tedbir edenin kaleminden çıktığını gösterir. Ve o kâinatı güzelce tanzim eden kim ise, şu dini güzelce tanzim eden yine odur” (Zülfikar Mecmuası,92)

Cenab-ı Erhamürrahimin bizleri, islamî ölçüleri hakkıyla hayatına tatbik ederek, rızasını kazanan kullarından eylesin. Âmin.


 
Yorum Yap
Yorum Gönder
Gönder
 
Yorumlar

YorumALİ ERR demiş ki:

Güzel îzahatlarınızdan dolayı sizlerden Allah (c.c.)Râzı olsun.(Âmin)

Yorumabdül melik demiş ki:

ALLAH RAZI OLSUN..TATMİN EDİCİ OLMUŞ...