Kategori Risale-i Nur Kategori Risale-i Nur Mütalaası Kategori İman Kategori Dünyadaki İmtihan Kategori Allah Kategori

Ek Soru Soru

İnkar Neden Kaynaklanır

Allah'ı ve diğer iman hakikatlerini inkar neden kaynaklanır, sebebi nedir?

Cevap Cevap

İnkar etmenin veya iman etmemenin birçok sebebleri olabilir. Ancak en önemli sebebi cehalettir. 

İNKÂR CEHALETTEN KAYNAKLANIR

            Allah’ın varlığına ve birliğine dair birçok deliller vardır. Bu delilleri, hem kâinat kitabında hem Peygamberimiz(sav)’de hem Kur’a-ı Kerimde hem de vicdanımızda görmekte ve öğrenmekteyiz.

            Kâinat kitabındaki bir kaç misal şöyledir:

            Mesela bir kitap düşünelim, her kelimesinde bir sayfa, her sayfasında bir kitabı dolduracak kadar manalar bulunur. Böyle bir kitabın kâtipsiz olduğunu söylemek, ilimden uzak bir cahilliktir.

            Hem mesela harika san ‘atlarla ve nakışlarla süslenmiş bir saray düşünelim. Böyle harika bir sarayın ustasız olması, hiçbir akıl sahibi tarafından kabul edilemez.

            Kâinat da, mükemmel bir kitap ve muhteşem bir saray gibidir. Elbette bu mükemmel kitabın bir kâtibi ve bu muhteşem sarayın bir sanatkârı olması gerekir. O da Cenab-ı Hakk’tır.

            Cenab-ı Hakk’ın varlığı ve birliği bu kadar açık olduğu halde, insanların bir kısmı cehaletlerinden dolayı inkâra saparlar. Onların bu inkârlarını ispat edecek akli, ilmi, mantıki, hiçbir delilleri yoktur. Bununla birlikte bu inkârlarının hiçbir değeri ve kıymeti de yoktur.

            Meselâ Ramazân-ı Şerîf’in başında iki şahit “Gökte ay vardır.” diye parmağı ile işaret ederek gökteki hilali gösterip, ispat etseler o iddiaları kuvvet kazanır. İspat edenler gerçeğe göre hüküm ettiklerinden birbirine kuvvet verir.  Buna mukabil birçok insan “biz hilali görmedik” deyip inkâr etseler, onların bu inkârları kıymetsiz ve kuvvetsizdir. Bunlar bir kişi de olsa, bin kişi de olsa, farkları yoktur.

            İşte ispatta netice birdir, dayanışma vardır. İnkârda ise, bir değildir, farklıdır ve iddiaları birbirine destek vermez.

            Çünkü gökteki Ramazân hilâlini görmeyen “benim yanımda görünmüyor” der. Başkası da “hava bulutlu olduğu için görmedim” der. Daha başkası da “ bakmadığım için görmedim ”der. Başka birisi de “gözüm rahatsızdı o yüzden görmedim” der. Neticede her biri farklı sebeplerden dolayı görememiştir. Göremeyenlerin sayısının çok olması hilalin olmadığını göstermez. Hâlbuki hilali gören iki tane ispat edici, binlerle inkâr edenlere üstün gelir. Burada inkârcıların sayılarının çokluğuna bakılmaz. 

            İşte bunun gibi kâfirlerin ve inkârcıların görünüşteki çokluğunun bir kıymeti yoktur. Bunun içindir ki onların çokluğu mü’minlerin imanına hiçbir tereddüt ve şüphe vermemesi gerekir. Bu konuda Avrupa filozoflarının nefiy ve inkârlarının hiçbir kıymeti yoktur.

            Bir fennin veya bir san'atın tartışmaya sebep olmuş bir meselesinde, o fennin ve o san'atın haricindeki insanlar makamca ne kadar büyük olsalar da sözleri o konuda geçersizdir. Hükümleri delil olmaz.

             Meselâ; büyük bir edebiyat profesörünün veya bir makine mühendisinin, bir hastalığın teşhisinde ve tedavisinde küçük bir doktor kadar hükmü geçmez. Ve bilhâssa pozitif ilimlerle çok meşgul olan ve gittikçe maneviyattan uzaklaşan, kabalaşan ve aklı gözüne inen en büyük bir filozofun inkârcı sözü, maneviyatta nazara alınmaz ve kıymetsizdir.

            Acaba iman hakikatleri noktasında ilmiyle, maneviyatıyla, yaşantısıyla her biri birer otorite olan başta peygamberler ve onların yolunda giden Abdulkadir Geylanî, İmam-ı Gazali, İmam-ı Rabbani ve Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri gibi zatların sözleri mi itibara alınır? Yoksa inkârcı filozofların sözleri mi dikkate alınır?  Bu inkârcıların sözleri bu zatların sözleri yanında gök gürültüsüne mukabil sinek vızıltısı gibi olmaz mı?

            İnkârın ispatı zordur. Çünkü “Hususî olmayan ve has bir yere bakmayan bir inkâr, ispat edilmez” meşhur bir kaidedir.  

            Mesela bir odada veya bir evde Hindistan Cevizinin yokluğu ispat edilebilir. Çünkü sınırları belli olduğundan bütün odayı veya evi arayarak hiçbir yerinde Hindistan Cevizinin olmadığı gösterilebilir.

            Fakat birisi Hindistan Cevizinin dünyada olmadığını iddia etse, inkârını ispat edebilmesi için dünyanın her tarafını arayıp tarayarak yokluğunu göstermesi gerekir. Belki geçmiş ve gelecek zamana giderek olmadığını ispat etmesi lazımdır. Bu da çok zordur, hatta imkânsızdır.

            Buna karşılık Hindistan Cevizinin varlığını ispat etmek çok kolaydır. Bir Hindistan Cevizini göstermekle bütün Hindistan Cevizlerinin varlığı ispat edilmiş olur.

            Bunun gibi inanca dair umumi meselelerde inkâr ispat edilemez. Mesela ahiret gibi iman hakikatlerinin varlığını inkâr eden bir kimse bu davasını ispat edemez. İnkâr ettiği şeyi ispat edebilmesi için bütün kâinatı ve âlemleri gezip dolaşması, arayıp tarayarak olmadığını göstermesi lazımdır. Belki bütün geçmiş ve gelecek zamana giderek bakması gereklidir. Bu ise imkânsızdır.

            Buna karşılık ahiret gibi iman hakikatlerinin varlığını ispat etmek çok kolaydır. Mesela düşmanlarının tasdikiyle dahi hiç yalan söylememiş olan Peygamberimiz (s.a.v) ahiret ve âlemlerini bizzat görerek bizlere haber vermiştir. Peygamberimizin bu davasını 124 bin peygamber ve 124 milyon âlim ve evliyalar tasdik etmişlerdir. Diğer iman hakikatleri de buna kıyas edilebilir.