Kategori Risale-i Nur Mütalaası Kategori

Ek Soru Soru

İman-İslamiyet

İman ve İslamiyet hakkında bilgi verir misiniz? Farkları nelerdir?

Cevap Cevap

İman dinimizin bildirdiği bütün gaybî hakikatlara inanmak demektir. İman kalbde parlayan mânevî bir nurdur. İman bir intisabdır, yani kalbdeki Allah’a bağlılık duygusudur. Bu bağlılık duygusu içinde Allah sevgisi ve O’na itaat hissi vardır. Eğer intisab, yani bağlılık duygusu olmaksızın Allah’ın varlığına inanıyorsa bu iman değildir. Çünkü içinde Allah sevgisi ve itaati barındırmayan bir kabulden ve reddedememekten ibarettir.

İslamiyet ise bir bütün olarak dinimizin adıdır. İçinde iman, ibadet, ahlak, muamelat gibi çok başlıklar vardır.

Eğer insanın sahip olduğu iman ve islâmiyet sıfatlarının farkını kasdediyorsanız, bu farkı Üstad Bediüzzaman 9. Mektub’da şöyle açıklıyor:  

İslâmiyet, hakka tarafgirlik ve teslim ve inkıyaddır; iman ise, hakkı kabul ve tasdiktir.” Yâni iman, iman hakikatlerinin doğruluğunu anlamak ve kabul etmektir. İslamiyet ise, o hakikatler taraftarlık, bağlılık ve sahiplenme duygusudur.

Toplamda ise bu iki duygunun bir arada olması ile insan gerçek bir imana sahip olup hakiki müslüman olabilir. Yani yukarıdaki iman ve islam tarifleri onların dar manadaki izahlarıdır. Çünkü burada farkları ele alınıyor. Daha çok bilinen geniş manaları düşünülünce manaları birbirine yaklaştığı içindir ki bir kısım İslam âlimleri ikisi birdir demişlerdir. Netice olarak bu iki sıfatın birleşmesi ile ortaya çıkan sıfata biz yine iman diyoruz. Gerçek ve doğru iman da bu sonuncusudur.

Buna işaretle, yani dar anlamıyla iman ve islam sıfatlarından biriyle insanın gerçek bir imana sahip olamayacağına ve âhirette kurtulmasına sebep olamayacağına işaretle aynı mektubda Üstad şöyle der:

İmansız İslâmiyet, sebeb-i necat (kurtuluş sebebi) olmadığı gibi; İslâmiyetsiz iman da medar-ı necat (kurtuluş sebebi)  olamaz.” Yani imanın iman olabilmesi için, içinde islamiyet sıfatını da taşıyor olması lazımdır. Burada İslâmiyeti onu yaşamak olarak anlamak yanlıştır ve bizi “imanı olan fakat amel işlemeyen insanlar kurtulamazmış” gibi yanlış neticelere götürür. Hâlbuki ehli sünnet itikadına göre amel imanın bir cüzü değildir. Yani sırf amel işlememekle iman gitmez. İman ancak inkâr etmekle ve kalbi bağlılığı terk etmekle gider.

Kâfirler büyük ekseriyetle bu iki sıfattan da mahrumdurlar. Lâkin Üstadın beyanlarından bir kısım kâfirlerin bu sıfatlardan birine dar manalarıyla sahip olabildiklerini fakat bunun dahi onları kurtarmaya yetecek bir kemâlât olamayacağı anlaşılıyor.  Eskide bazı dinsizleri gördüm ki: Ahkâm-ı Kur'aniyeye (şeriata) şiddetli tarafgirlik gösteriyorlardı. Demek o dinsiz, bir cihette hakkın iltizamıyla (taraftar olmakla) İslâmiyete mazhardı; ‘dinsiz bir müslümandenilirdi. Sonra bazı mü'minleri gördüm ki; ahkâm-ı Kur'aniyeye (şeriata) tarafgirlik göstermiyorlar, iltizam etmiyorlar.. ‘gayr-ı müslim bir mü'min’ tabirine mazhar oluyorlar.”[1]

 

Özellikle son iki satırda anlatılan tipte insanların bu asırda ne kadar çok olduğu dikkate şayandır. Hem ‘ben müslümanım Allah’a, ahirete ve peygambere inanıyorum’ diyor ve onların doğruluğunu kabulediyorlar, hem de Allah’ın hükümlerinin uygulanmasına karşı çıkıyorlar. Yani o hükümlerin doğruluğunu bile bile karşı çıkıyorlar. Demek ki bu insanlarda doğruluğunu bilmek manasında bir iman sıfatı var. Fakat taraftar olmak ve bağlanmak manasındaki İslamiyet sıfatı yok. Bu da âhirette, insanın kurtulmasına yetecek bir durum değildir. Bu kimseler zahirde müslüman ve mümin olarak bilinebilirler hakikatte ise gayr-ı müslim bir mümin olurlar.

Doğruluğuna inanmadığı halde inanıyorum diyenler ise bahsimizden hariçtir. Onların sahip olduğu sıfat münafıklıktır. Bu kimseler ise insanların en kötüleridir. Allah onların ahiretteki hâllerini şöyle haber verir: “Şüphe yok ki münafıklar ateşin en aşağı tabakasındadırlar[2]

  



[1] Bkz. Mektubat, 9. Mektub, Rabian başlığı.

[2] Nisa Sûresi, 145

 

 
Yorum Yap
Yorum Gönder
Gönder