Kategori Risale-i Nur Kategori Husrev Efendi Kategori

Ek Soru Soru

Hüsrev'in Bakanlara Yazdığı İstida

Hüsrev'in bakanlara yazdığı istida, pek mükemmel bir vesika-i tarihiye hükmündedir. (Emirdağ Lahikası-2 ( 39 ) Bu istida elinizde var mı acaba?

Cevap Cevap

"Bediüzzaman Said Nursî ve Hayru'l-Halefi Ahmed Hüsrev Altınbaşak" isimli kitabın 3. cildi sh. 1085'de bu mevzu şöyle anlatılmaktadır:

 ASAYI MUSA VE ZÜLFİKAR’IN İMHA EDİLECEĞİ HABERİ

Afyon Hapsi öncesinde Hüsrev Efendi’nin evine yapılan bir baskınla, kendilerinin şirin kaleminin mahsulü olan ve teksir makinesiyle çoğaltılmış yüz yetmiş cild Asâyı Musa ve Zülfikar mecmualarına el konulmuş, Isparta adliyesinin deposunda bekletiliyordu. Afyon hapsinden tahliye olduklarından bir sene sonra, depoda bekleyen bu mecmuaların imha edileceğine dair Hazret-i Üstad’a endişe verici bir haber ulaştı. Bu haberden gayet rahatsız olan Bediüzzaman Hazretleri, buna mâni olmak için harekete geçti. Onun isteği üzerine yanındaki genç talebelere şu mektubu yazdırarak Hüsrev Efendi’ye gönderdi:

“Aziz, kahraman ağabeyimiz!

Gayet derecede bir ehemmiyetli mes’eleyi arz ediyoruz ki, büyük mecmualarımızın imhasına sakın sakın meydan verilmeyecektir. Ne bahasına olursa olsun kurtarılacaktır. Yalnız imha kararı şimdi mi, yoksa eskiden mi verilmiştir ve sizce bu imha kararı resmen sabit midir? Bu ciheti olduğu gibi öğrenerek bize acele ve derhal bildiriniz. … Binler selam ve hürmetle ellerinizden öperiz.  Ziya, Zübeyr”

Bu haber üzerine derhal harekete geçen Hüsrev Efendi, Ankara’daki resmi makamlarda bulunan bazı Demokratlara hitaben, bu eserlerin kıymetini ve onları imha etmenin ne kadar büyük bir zarar olduğunu izah eden şu mektubu kaleme aldı:

“Muazzam ve hârika Risale-i Nur külliyatından iki büyük mecmuanın imha edileceği hakkında dehşetli bir haber işittik. Gayet hak ve hakikatli ve feylesofları ilzam eden o mecmualar, Risale-i Nur’un diğer eczalarıyla beraber Denizli ve Ankara Mahkemelerinde beraat verilip kaziye-i muhkeme haline gelerek iade edildiği ve iki defa Temyiz Mahkemesi beraat ettirdiği halde ve Mısır, Şam, Haleb, Mekke-i Mükerreme ve Medine-i Münevvere gibi Âlem-i İslâm’ın mühim merkezlerinde fevkalâde bir takdir ve tahsine mazhar olan ve makbuliyetine hürmeten Hazret-i Peygamber Aleyhissalâtü Vesselam’ın kabr-i şerifi ve Hacer-ül Esved üzerine konulan bu eserler hakkındaki bu müdhiş muamele, Halk Partisi’nin yaptığı diğer azîm cürümleri gibi tarihte emsali görülmemiş bir cinayettir. 

Biz Nur Talebeleri o cebbar gaddarlardan hakkımızı kolayca alabilirdik. Fakat İslâmiyet’in asırlardır bayraktarlığını yapan kahraman Türk milletinin masum çoluk-çocuk ve ihtiyarlarına karşı Risale-i Nur’un bizlerde husule getirdiği kuvvetli şefkat itibariyle ve Kur’ân-ı Hakîm’in bizleri maddî mücadeleden men edip elimizde topuz yerinde Nur olması haysiyetiyle ve bütün kuvvetimizle mesleğimizin îcabı olan asayişi temin etmek esasıyla, o zalimlere maddeten mukabele edemedik. Yoksa Allah göstermesin, bir mecburiyet-i kat’iyye olursa komünist ve masonlar hesabına ona sebebiyet verenler bin defa pişman olacaklardır. Hem biz müşahedatımızla kat’î bir kanaattayız ki:

Risale-i Nur’a ilhad ve zındıka namına ilişildiği zaman, umumî bir musibet geliyor. Taarruzun aynı vaktinde dört defa büyük zelzelenin vukuu ve çok hâdisatın aynı vakitte zuhuru, bu kanaatimizi tasdik etmiş. Bu itibarla öyle bir kararın infazından ehl-i imanın titrediği, o hârikulâde ve kıymetdâr, mübarek mecmualar hakkında imha cinayetinin işlenmesi; bu millet ve memleket içinde mânevî zelzeleler, fırtınalar, taun ve tufanlar kopacak kuvvetli ihtimalinden telaş ediyoruz. Zira Risale-i Nur’a dört defa taarruz ve hücum zamanında şiddetli zelzelelerin tevâfuku, bu hakikati kör gözlere dahi göstermiştir. 

Hatta mahkemede dava ettik. Hem müfessirlerin üç yüz elli bin tefsirlerine ittibaen iki sahifede iki âyât-ı Kur’âniye’yi tefsir ettiği bahanesiyle, yüz binler kimselerin imanına pek ziyade bir ehemmiyet ve tesirle hizmet eden dört yüz sahifelik Zülfikar mecmuasını müsadere ve imha etmek; dünyada hiçbir kanunda olmadığından, sırf dinsizliğe âlet olarak yapılan bu fecî garazkârlık fâillerinin hak, hakikat ve adaletten ne derece uzak olduğunun zahir bir delili bulunduğunu zerre mikdar vicdanı olanlar anlayacak ve yüzsüz yüzlerine lanet ve nefretler savuracaktır. 

Halk Parti’li müstebid, mürteci cebbarların zamanında yapılmış olan bu korkunç muameleye kahraman Demokratlar Hükümeti mâni olup,   Afyon Mahkemesi’nde üç senedir hapsedilen ve zerre kadar bir suç mevzuu bulunamayan eserleri ve en başta altun yaldızlı ve tevâfuk mucizeli Kur’ân’ımızı derhal iade ettireceklerini kuvvetli ümid edip, alâkalı makamlardan rica ediyoruz.”

Bediüzzaman Hazretleri’nin, “Hüsrev’in bakanlara yazdığı istid’â (dilekçe), pek mükemmel bir tarihî vesika hükmündedir” diye medhettiği bu dilekçeden sonra adliyede bekleyen risaleleri imha planı Allahü Teala’nın hıfz ve inayetiyle gerçekleştirilememiş, beş sene daha süren mahkemelerden sonra, önce Afyon Mahkemesi’nin, ardından Isparta Mahkemesi’nin kararlarıyla 1956 senesinde beraat kazanarak Nur Talebeleri’ne iade edilmiştir.