Kategori Husrev Efendi Kategori

Ek Soru Soru

Husrev Efendi ve Üstadlık

Husrev Efendiye neden üstad deniliyor?

Cevap Cevap

Bu meseleyi ele alırken Üstad tabirinin lügat anlamı ile Nur hizmetinde kazandığı hususi anlamını ayrı ayrı zikretmek gerekir. Üstad  tabiri hakkında lügatte; “İlim veya sanatta üstün olan kimse. Usta, sanatkâr, muallim. Bilgide veya sanatta veya amelde maharetli zat.” denilmektedir.

 Lügat anlamı cihetiyle “Üstad” tabirini Bediüzzaman Hazretleri de Nur Talebeleri içinde onlara hocalık yapma makamında bulunanlar için çok defalar kullanmıştır. Mesela:

“Nur ve Gül fabrikalarının heyetlerini ve medrese-i nuriye şakirdlerinin ve üstadlarının ve Barla sıddıklarının ve masumların ve ümmi ihtiyarların, ricalen ve nisaen umumunun birer birer bayramlarını tebrik ediyoruz.”

İşte bu mana itibariyle Husrev Efendi, Bediüzzaman Hazretleri’nin Isparta’ya geldiği ilk yıllarda kendisine talebe olup otuz sene Üstadıyla omuz omuza Nur hizmetinde büyük bir azim, fedakârlık ve dirayetle çalışarak ellili yıllara gelindiğinde Nur Talebeleri içinde gayet mümtaz bir mevkie ulaşmıştı. Hazret-i Üstad’ın, “Husrev'in kalemi gibi; fikri, kalbi de o nisbette hârika diyebiliriz. Risale-i Nur'a karşı irtibat ve iştiyakı ve kanaati gittikçe terakki ve inkişaf ediyor. Hiçbir hâdise onu sarsmıyor, fütur vermiyor”  dediği gibi, harika fikir ve kalbiyle hiç sarsılmaksızın gittikçe terakki ederek Nur Talebeleri’nin gözünde Bediüzzaman’dan sonra ikinci bir Üstad durumuna gelmişti. Nur hizmetinde gösterdiği bu fevkalâde istikamet ve muvaffakiyetiyle, canından aziz bildiği Üstad’ının izinde Nur cemaatinin müstakim bir rehberi vasfını kazanmıştı.

Üstad Bediüzzaman Hazretleri de talebelerini, “Husrev’le beraber bu büyük ve ağır ve kıymetdar hizmet-i Kur’aniyeye kemal-i tesanüdle çalışmak lâzımdır”  gibi çok beyanlarla onunla dayanışmaya ve istişare etmeye teşvik ediyordu.

İşte bu sebeblerle, daha Bediüzzaman Hazretleri hayatta iken Husrev Efendi’ye, talebeler arasında “Üstad-ı Sânî” yani “İkinci Üstad” denilmeye başlanmıştır. Kendisine mektub yazan talebeler daha Hazret-i Üstad hayatta iken ona, “Kahraman Nur Üstad-ı Sânîmiz Husrev Ağabeyimiz!” gibi cümlelerle hitab ediyorlardı.

Bu o kadar bilinen bir hal almıştı ki, 1956’daki Isparta Mahkemesi’nde Husrev Efendi’nin bu vasfı öne çıkarılarak şöyle denilmekteydi.

Saîd-i Nursî’nin en mutemet adamı bulunması dolayısıyla Üstad-ı Sânî olarak tanındığı hususlarında maznunun ikrarı ve şâhitlerin şehâdeti ve aramada elde edilen vesikalar gibi deliller mevcuttur.

Yani zannedildiği gibi Husrev Efendi'ye Üstad ya da Üstad-ı Sâni denilmesi Bediüzzaman Hazretleri'nin vefatından sonra değil daha hayatta iken başlamış bir uygulamadır. Bu anlamıyla Nur Talebeleri'nin içinden yetişmiş onların büyük bir muallimi, bir hocası bir rehberleri olduğunu ifade etmektedir.

Üstad tabirinin diğer bir anlamı ise Nur Cemaatinin başı demektir. Bediüzzaman Hazretleri bu anlama İhlas Risalesi’nde işaret ederek şöyle der:

Mesleğimizin esası uhuvvettir (kardeşliktir). Peder ile evlad, şeyh ile mürid mabeynindeki vasıta (arasındaki bağ) değildir. Belki hakikî kardeşlik vasıtalarıdır. Olsa olsa bir üstadlık ortaya girer.

Yine İhlas Risalesi ardında yer alan meşhur Yazı Mektubunda: “Kendi nokta-i nazarımda liyakatsız olduğum halde, haydi hüsn-ü zannınıza binaen bu fakire bir üstadlık ve tebaiyet noktasında bir âlim vaziyetini verdiğinizden bağlanmışsınız”  ifadeleriyle üstadlık makamının  kendisine tabi olunan ve sözü dinlenen kişi anlamları verilmiştir.

İşte Husrev Efendi Bediüzzaman Hazretleri'nin vefatından sonra onun tayini ile Nur Camiasının başına geçerek ikinci Üstadları olmuştur. Bu tayin Bediüzzaman Hazretleri’nin, “Husrev gibi Nur kahramanından -benim yerimde ve Nur'un şahs-ı manevisinin (manevi şahsiyetinin) çok ehemmiyetli bir mümessili (temsilcisi) olmasından- hiç bir cihetle gücenmemek elzemdir (en lazımdır)gibi yazılı ve sözlü çok beyanlarıyla gerçekleşmiştir.

Nasıl ki Resul-ü Ekrem (asm)’ın ahireti teşrifinden sonra sahabeler başsız kalmamış ve sırayla dört halife başa geçmiştir, onun gibi Risale-i Nur cemaatinin de başsız kalmaması ve birlik ve beraberliğin sağlanması, ihtilafın önlenmesi, istikametin muhafazası için Bediüzzaman Hazretleri’nden sonra cemaati onun yolunda sevk ve idare etmek üzere Üstadlık makamının boş kalmaması gerekiyordu. İşte bu idarecilik makamını doldurmak vazifesi Husrev Efendi tarafından yerine getirilmiş ve bu cihetle de Nur Talebelerinin ikinci bir Üstadları olmuştur.

 

EtiketlerEtiketler: Hüsrev , üstad

Alakalı SorularAlâkalı Sorular:

Yorum Yap
Yorum Gönder
Gönder
 
Yorumlar

Yorummuhammed numan demiş ki:

ewet bu vasiyeti biliyorum. benim merak ettiğim vekile varise üstad demek bir nevi Üstadın makamına koymak sebebini merak ettim.