Kategori İman Kategori

Ek Soru Soru

Hidayet Allah'tan İse Kulun Suçu Ne?

Çokça kullanılan "hidayet Allah'tan sözünü açıklar mısınız? Birisine bir hakikati anlatıyoruz. Karşımızdaki seçiyor ya da seçmiyor. Adama tebliğ ulaştı ama Allah hidayet nasip etmedi mi diyeceğiz? Allah hidayet etmedi ise neden ahirette suçlu oluyor? Hidayet etmemesinde adamın rolü nedir?

Cevap Cevap

Öncelikle şunu belirtelim ki, iradesinin karışmadığı hiçbir şeyden insanın mesuliyeti yoktur ve bu yüzden, mesuliyet ve mükellefiyet şartı olarak dinimizce, “âkil ve bâliğ olmak” esas kılınmıştır.

Üstad Bediüzzaman, Bakara suresinin ilk sayfasındaki, “İşte onlar Rablerinden bir hidayet üzeredirler” ayetinin izahında şöyle der:

“Hidayetin Allah'tan olduğunu ifade eden (Rablerinden) kelimesinden burada bir cebir (zorla hidayet etme) hissedilmekte ise de, hakikatte cebir değildir. Çünki onların cüz'-i ihtiyarlarıyla hasıl-ı bil'masdar (iradelerinin neticesinde yaratılacak) olan hidayete yürümeleri üzerine, Cenab-ı Hak o sıfat-ı sabite olan hidayeti halk (yaratmış) ve ihsan etmiştir. Demek ihtida, yani hidayete doğru yürümek, onların kesb ve ihtiyarları (iradeleri) dâhilindedir. Fakat sıfat-ı sabite olan hidayet, Allah'tandır.” (İşaratü’l-İ‘caz Tefsiri)

Yine aynı tefsirde Ehl-i Sünnet’in en büyük bir kaç kelam otoritesinden biri olan Sadeddin-i Taftazani Hazretleri’nden nakille imanı şöyle tarif eder:

“İman, Sa'd-ı Taftazanî'nin tefsirine göre: "Cenab-ı Hakk'ın istediği kulunun kalbine, cüz'-i ihtiyarının sarfından (iradesini kullanmasından) sonra ilka ettiği (bıraktığı) bir nurdur." (İşaratü’l-İ‘caz Tefsiri)

Bu iki iktibasımız da gösteriyor ki, “hidayet Allah’tandır” sözünün anlamı, kulun bunu istemesi ve ona layık olması üzerine Allah’ın hidayeti kuluna ihsan etmesi demektir.

Diğer bir büyük kelam otoritesi olan Fahreddin-i Razi Hazretleri, Tefsir-i Kebir’de bu manayı destekleyen şu ayetleri zikreder:

1-“Allah hidayete erenlerin hidayetini artırır” (Meryem, 76)

2-"Allah zalimler kavmine (zulümleri sebebiyle)  hidayet etmez "(Bakara, 258)

3-“Allah îmân edenlere, dünya hayâtında da, âhirette de sağlam sözle (kelime-i şehâdetle) sebat verir. Allah, zâlimleri ise (kendi zulümleri sebebiyle) dalâlete atar ve Allah, dilediğini yapar.” (İbrahim, 27)

4-"İman ettikten, Resulün hak olduğuna şahidlik ettikten ve kendilerine açıklamalar geldikten sonra yeniden küfre dönen bir kavme Allah nasıl hidayet eder? Allah zalimler kavmine hidayet etmez”(Al-i İmran, 86)

5-“Kim Allah'a iman ederse, Allah onun kalbini hidayete erdirir" (Tegabun, 11)

Görüldüğü gibi bu ayetlerde de hidayetin, onu elde etmek isteyen insanların irade etmelerinden sonra verildiği; ehl-i dalaletin de orada kalmak istemeleri ve zulümleri üzerine dalalete atıldıkları ifade ediliyor.

Kısacası, insanın iradesi olmadan ne küfür, ne günah, ne hidayet ne de sevab olmaz. Dünyadaki imtihanımızın ve ahrette ceza ya da mükâfatı hak etmemizin dayandığı, nokta cüz-i irademizle bunlara sebeb olmamızdır.

İrademiz dışında gelişen hiçbir şeyden de mesul değiliz. Âmenerrasulü’de okuduğumuz, “Allah, kimseyi gücünün yetmeyeceği bir şeyle mükellef (sorumlu) tutmaz. Kazandığı (iyilik) kendi lehine, işlediği (kötülük) de kendi aleyhinedir.” (Bakara, 286) ayet-i kerimesi de insanın imtihanındaki bu temel kaideyi açıkça ifade eder.