Kategori Risale-i Nur Talebeliği Kategori

Ek Soru Soru

Hediye Kabul Etmemek

Üstadımız hediye kabul etmezmiş. Peki biz Risale-i Nur talebeleri bu noktada nasıl hareket etmeliyiz? Bizim kabul etmemizde ihlasımıza bir zarar var mı? İhlas Risalesinde kalben muntazır kalmamak şartıyla sanki kabul edilebileceğini söylüyor. Buna rağmen kabul etmemiz tebliğ vazifemizin istikameti açısından nasıl olur?

Cevap Cevap


Bediüzzaman Hazretleri’nin hayatı boyunca takib ettiği en önemli düsturlarından biri karşılıksız hediye kabul etmemek olmuştur. Mektubat’ın ikinci mektubunda buna dair altı sebebi izah eder.

Bu, yalnız Üstad’a mahsus bir âdet mi, yoksa talebeler de buna uymalı mı? Aslında aynı mektubun ifadelerine dikkat edilirse Üstad’ın ortaya koyduğu sakıncalar sadece kendisiyle alakadar değil, bütün hizmet edenler için olduğu anlaşılır. Fihrist mecmuasında ise, aynı mektubun fihristini yaparken bunu daha açık bir şekilde ifade ederek bütün hizmet edenlere şu ifadelerle teşmil ettiği görülür: 

İlim ve dini neşre (yaymaya) çalışan insanlar, mümkün olduğu kadar istiğna (ihtiyacını söylememek) ve kanaatla hareket etmezse; hem ehl-i dalaletin ithamına (suçlamasına) hedef olur, hem izzet-i ilmiyeyi (ilmin yüksek kıymetini) muhafaza edemez. Hem salahat (dindarlık) ve neşr-i din (dini yayma hizmeti) gibi umûr-ı uhreviyeye (ahret işlerine) mukâbil (karşılık) hediyeler almak, âhiret meyvelerini dünyada fâni bir surette yemek demektir.” (Mektubat’ın Fihristi, 2. Mektub)

Bu paragraftaki koyu renkle gösterdiğimiz son cümle işin özünü ve sınırını göstermektedir. Yani gelen hediye bizim dindarlığımız ve hizmetimizden dolayı geliyorsa bundan sakınmak ya da ona karşılık olabilecek başka bir hediye vererek almak gerekir.

Fakat samimi olduğumuz bir arkadaşımızdan, yakınımızdan veya akrabalarımızdan gelen hediyelerde durum değişebilir. Eğer bunların kazancı helal ise ve hizmetimiz için değil, dostluk ve yakınlığımız için gelen bir hediye ise alınabileceği anlaşılmaktadır.

Fakat hizmeti temsil mevkiinde bulunanların bu noktada daha bir hassas olması gerekir. Çünkü böyle kimselere gelen hediyelerde bulunduğu mevkiin tesirinin bulunmaması çok zordur.

Dikkat edilecek diğer bir nokta ise, kabul etmediğimiz anlarda çok dikkatli olmaktır. “İnsanları fark ettirmeden reddetmek maharettir.” düsturunu uygulamaya çalışmak ve kalp kırmamak çok önemlidir.

Sualin ikinci kısmındaki İhlâs Risalesi’ndeki ifadelere gelince, oradaki durum hususi gibi görünmektedir. Şöyle ki, baş tarafta diyor ki; “Onların hacat-ı maddiyelerinin tedarikiyle (maddi ihtiyaçlarını gidermekle) meşgul olup, vakitlerini zayi' etmemeleri için, sadaka ve hediye gibi maddî menfaatlerle yardım edip, hürmet etmişler.”

Yani bazı hizmet ehli olan kimseler maddi kazanç için hiç vakit ayırmayıp ömürlerini tamamen din hizmetine adayabilirler. İşte böyle kimselerin ihtiyaçları muhakkak ehl-i iman insanların yardımlarıyla giderilebilir. Bu yardımlarla geçinmek zorunda olan insanlar için bile Üstad özetle diyor ki, bu yardımı ne sözle istesinler, ne de bir beklenti içinde olsunlar. Onların beklemedikleri anlarda gelir.

Fakat geldiğinde de hizmetinin bir karşılığı olarak alınmaması gereğine 20. Lem’a’da şu cümleleriyle işaret eder:

“Hizmet-i diniyenin mukâbilinde (karşılığında) gelen menfaat-ı maddiyeyi istemeden ve kalben taleb etmeden, sırf bir ihsan-ı İlahî bilmek, nâstan (insanlardan) minnet almayarak ve hizmet-i diniyenin mukâbilinde de almamaktır. Çünki hizmet-i diniyenin mukâbilinde dünyada bir şey istenilmemeli ki, ihlâs kaçmasın. Çendan (gerçi) hakları var ümmet onların maişetlerini (geçimlerini) te’min etsin. Hem zekâta da müstehaktırlar. Fakat bu istenilmez, belki verilir. Verildiği vakitte de hizmetimin ücretidir denilmez.”

 
Yorum Yap
Yorum Gönder
Gönder