Kategori Hadis Kategori

Ek Soru Soru

Hadisleri Tenkid

Bazı zatlar hadis-i şerifler ile alakalı bu uydurmadır, zayıftır vesaire diyerek tenkid ediyorlar. Bunlara ne demek lazım? Hadislerin güvenirliği hakkında bilgi verir misiniz?

Cevap Cevap

Bu gibi haksız tenkidçilere Bediüzzaman Hazretleri şöyle der:

"Ey insafsız ve dikkatsiz ve imanı zaîf, felsefesi kavî, hodbîn (kendini beğenmiş), münekkid (tenkidçi) adam! Şu "(24.Söz'deki) On Asl"ı nazara al. Sonra sen hilaf-ı hakikat (gerçek dışı) ve kat'î muhalif-i vaki' (vukuata ters) gördüğün bir rivayeti bahane ederek ehadîs-i şerifeye ve dolayısıyla Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm'ın mertebe-i ismetine (günahsızlığına) halel (zarar) verecek itiraz parmağını uzatma!

Zira evvelâ o "On Asl"ın on dairesi, seni inkârdan vazgeçirir. "Hakikî bir kusur varsa bize aittir" derler, hadîse raci' (dönük) olamaz. "Eğer hakikî değilse, senin sû'-i fehmine (kötü anlayışına) aittir" derler. Elhasıl: İnkâr ve redde gitmek için, şu "On Asl"ı tekzib (yalanlamak) ve ibtal etmek lâzım gelir. Şimdi insafın varsa bu "On Usûl"ü kemal-i dikkatle düşündükten sonra, o aklın hilaf-ı hakikat gördüğü bir hadîsin inkârına kalkışma! "Ya bir tefsiri, ya bir tevili, ya bir tabiri vardır" de, ilişme." (24. Söz'ün 3. Dal)

Yukarıdaki ifadeleri daha derinlemesine anlamak için hadisler hakkındaki bahsi geçen, 24. Söz'ün 3. Dalındaki asılları okumanızı tavsiye ederiz.

Hadis imamlarının hadis ilmindeki otoritelerini, Üstad 19. Mektub'da şöyle anlatır:

"Evet muhaddisînin muhakkikîninden "El-Hâfız" tabir ettikleri zâtlar, lâakal (en az) yüzbin hadîsi hıfzına almış binler muhakkik muhaddisler, hem elli sene sabah namazını işa (yatsı) abdestiyle kılan müttaki muhaddisler ve başta Buharî ve Müslim olarak Kütüb-ü Sitte-i Hadîsiye sahibleri olan ilm-i hadîs dâhîleri, allâmeleri tashih (sahihtir dedikleri) ve kabul ettikleri haber-i vâhid (tek kişinin rivayeti), tevatür (bir topluluğun rivayetinin) kat'iyyetinden geri kalmaz.

Evet fenn-i hadîsin muhakkikleri, nekkadları (araştırıcıları) o derece hadîs ile hususiyet peyda etmişler ki, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm'ın tarz-ı ifadesine ve üslûb-u âlîsine ve suret-i ifadesine ünsiyet edip (alışıp) meleke kesbetmişler (kazanmışlar) ki; yüz hadîs içinde bir mevzu'u (uydurmayı) görse, "Mevzu'dur" der. "Bu, hadîs olmaz ve Peygamber'in sözü değildir" der, reddeder. Sarraf gibi hadîsin cevherini tanır, başka sözü ona iltibas edemez." (19. Mektub)

Hadislerin nasıl sağlam bir surette kayıtlara geçtiğini de şöyle anlatır:

“Sahabeler, Kur'anın ve âyetlerin hıfzından sonra en ziyade, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm'ın ef'al ve akvalinin (hareket ve sözlerinin) muhafazasına, bahusus ahkâma (hükümlere) ve mu'cizata dair ahvaline (hallerine) bütün kuvvetleriyle çalıştıklarını ve sıhhatlerine (doğru olmalarına) pek çok dikkat ettiklerini, Tarih ve Siyer şehadet ediyor.

Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm'a ait en küçük bir hareketi, bir sîreti (ahlakı), bir hali ihmal etmemişler. Ve etmediklerini ve kaydettiklerini, kütüb-ü ehadîsiye (hadis kitapları) şehadet ediyor.

Hem Asr-ı Saadette, mu'cizatı ve medar-ı ahkâm ehadîsi, kitabetle (yazıyla) çoklar kaydedip yazdılar. Hususan Abadile-i Seb'a (yedi Abdullahlar olarak bilinen sahabeler), kitabetle kaydettiler.

Hususan Tercüman-ül Kur'an olan Abdullah İbn-i Abbas ve Abdullah İbn-i Amr İbn-il Âs, bahusus otuz-kırk sene sonra, (sahabeden sonraki kuşak olan) Tâbiînin binler muhakkikleri (araştırmacı alimleri), ehadîsi (hadisleri) ve mu'cizatı yazı ile kaydettiler.

Daha ondan sonra, başta dört imam-ı müçtehid (mezheb imamları) ve binler muhakkik muhaddisler naklettiler; yazı ile muhafaza ettiler. Daha Hicretten ikiyüz sene sonra başta Buharî, Müslim, Kütüb-ü Sitte-i Makbule vazife-i hıfzı omuzlarına aldılar.

İbn-i Cevzî gibi şiddetli binler münekkidler (hadis tahlilcileri) çıkıp; bazı mülhidlerin (dinsizlerin) veya fikirsiz veya hıfızsız veya nâdânların (câhillerin) karıştırdıkları mevzu ehadîsi tefrik ettiler, gösterdiler.

Sonra ehl-i keşfin tasdikiyle; yetmiş defa Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm temessül edip (görünüp), yakaza (uyanık) halinde onun sohbetiyle müşerref olan Celaleddin-i Süyutî gibi allâmeler ve muhakkikler, ehadîs-i sahihanın elmaslarını, sair sözlerden ve mevzuattan (uydurmalardan) tefrik ettiler (ayırdılar)." (19. Mektub)


 
Yorum Yap
Yorum Gönder
Gönder