Kategori Ahlak Kategori Güzel Huylar ve Güzel Ahlak Kategori

Ek Soru Soru

Güzel Ahlakın Faydaları

Güzel ahlakın faydaları nelerdir?

Cevap Cevap

GÜZEL AHLÂKIN DÜNYEVÎ VE UHREVÎ FAYDALARI

Güzel ahlâk, hem dünya hem de ahiret saadetini netice verir. Çünkü güzel ahlâklı insanları Allah sever. Güzel ahlâk sahibi insanlar Allah’ın sevgisini kazandıkları için, dünya ve ahirette mutlu olurlar. Bununla beraber, toplum tarafından da sevilirler. Bu yüzden dünya hayatında da rahat ederler.

Cenabı Hak, kullarına merhamet olarak iyilik içinde acil bir mükâfat; kötülük içinde de acil bir ceza yerleştirmiştir. Kişi kalbine ve yaşadıklarına dikkat ederse bunu anlayabilir. Mesela müminler arasında muhabbet ve sevgi bir iyilik ve güzelliktir. O hasene içinde ahiretin sevabını andıracak manevi bir lezzet, bir zevk ve kalb ferahlığı vardır.

Dünyada bu şekilde faydaları olan insanları sevmek duygusu, ahirette de müminler için büyük bir mükâfat sebebidir. Birbirlerini Allah için sevenler hakkında Sevgili Peygamberimiz (asm), şöyle buyurmuştur: “Allah'ın kulları içinde bir kısım insanlar var ki, onlar ne peygamberlerdir ne de şehidlerdir. Üstelik kıyamet günü Allah katındaki makamlarının yüceliği sebebiyle peygamberler de, şehidler de onlara gıpta ederler.” Orada bulunanlar “Ey Allah'ın Resulü! Onlar kim, bize haber ver!” dediler. Peygamber as’da şöyle buyurdu: “Onlar aralarında ne kan bağı, ne de birbirlerine bağışladıkları bir mal olmadığı halde, Allah'ın ruhu (Kur'ân) ile birbirlerini sevenlerdir. Allah'a yemin ederim, onların yüzleri mutlaka nurdur. Onlar bir nur üzeredirler. Halk korkarken,  onlar korkmazlar. İnsanlar üzülürken, onlar üzülmezler.”[1] Ve şu âyeti okudu: "Haberiniz olsun Allah'ın dostları var ya! Onlara ne korku var ne de onlar üzülecekler" [2]

Buna karşılık müminler arasında düşmanlık bir kötülüktür. O kötülük içinde kalp ve ruhu sıkıntılarla boğacak bir vicdan azabını iyilik ve güzel ahlâk sahibi zatlar hissederler.

Mesela hürmete layık zatlara hürmet ve merhamete layık olanlara merhamet ve hizmet, bir hasenedir, bir iyiliktir. Bu iyilikte ahiret sevabını andıracak derecede öyle bir zevk ve lezzet vardır ki, o merhamet ve hürmeti hayatını feda edecek kadar ileri götürür. Annenin çocuğuna merhametindeki şefkat vasıtasıyla kazandığı zevk ve mükâfat için, hayatını o merhamet yolunda fedâ etmek derecesine gelir. Yavrusunu kurtarmak için aslana saldıran bir tavuk, hayvân milletinde bu hakikate bir misaldir. Demek merhamet ve hürmette acil bir mükâfat var ki, iyilik ve gayret sahibi insanlar bunu hisseder ki, kahramancasına bir vaziyet alıyorlar.

Hem, meselâ, hırs ve israfta öyle bir cezâ var ki, hırslı insanlar sürekli hayatlarından şikâyet ederek bir türlü kalp huzuru bulamazlar. Hem hasedde ve çekememezlikte öyle acil bir ceza var ki, o hased, hased edeni ızdırap içinde bırakır. Hem tevekkül ve kanaatte öyle bir mükâfat var ki, o lezzetli acil sevapla o insan fakirlik ve muhtaçlık belasını ve acısını çekmez.

Hem meselâ, gurur ve kibirde öyle ağır bir yük var ki, mağrur adam herkesten hürmet ister. O istemek sebebiyle soğuk muamele gördüğünden, dâimâ azap çeker. Evet, hürmet verilir, istenilmez. Hem, meselâ, tevâzuda yani alçakgönüllülükte ve benliği terk etmede öyle lezzetli bir mükâfat var ki, ağır bir yükten ve kendini soğuk beğendirmekten kurtarır.

Hem, meselâ, sû-i zan ve kötüye yormakta, bu dünyada acil bir cezâ var. "Men dakka dukka" [Sen birisinin kapısını çalarsan, senin de kapın çalınır] kaidesiyle, sû-i zan eden, sû-i zanna mâruz olur. Mü'min kardeşinin hareketlerini kötüye yoranların hareketleri, yakın bir zamanda kötüye yorumlanır, cezâsını çeker.

İnsanda bulunması gereken güzel ahlaklardan birisi de başkalarını düşünmek, onların dertleriyle dertlenmektir. Sevgili Peygamberimiz “İnsanların en hayırlısı, insanlara faydalı olandır.”[3] buyurmuştur. İhtiyaç sahibinin yardımına koşmak güzel bir davranıştır. Yardım ettiğimiz insanın ihtiyacını gidermek onu sevindirdiği gibi bizi de sevindirir ve mutlu eder.

Dinimiz bencil olmayı hoş karşılamaz. Sevgili Peygamberimiz bir hadisinde “Komşusu açken, kendisi tok olarak uyuyan bizden değildir.”[4] buyurmuştur. Çevresindeki insanları düşünmeyen kişiler, toplum içinde yalnız kalırlar. Bencilliklerinin cezasını ilk önce kendileri çekerler. Ve bunlar gibi, bütün güzel ve kötü ahlâk bu mukayeseye göre ölçülmeli.

İnsan, dünyada arzu ve istekleriyle beraber duygu ve davranışlarını Cenab-ı Hak yolunda kullanmalıdır. Bunun neticesinde içerisinde sonsuz nimetleriyle birlikte ebedi cenneti kazanır. Kısa olan dünya hayatını güzel ahlakla yaşarsa sonsuz bir ahiret hayatına çevirir.

Bu noktada Üstad Bediüzzaman hazretlerinin güzel ahlakın muhteşem etkisine temas eden bir ifadesini mealen burada zikrediyoruz: “Eğer bizler İslam ahlâkının güzelliğini ve iman hakikatlerinin mükemmelliğini davranışlarımızla ve yaşantımızla göstersek, diğer dinlerin mensupları elbette topluluklar halinde İslamiyet’e gireceklerdir. Belki dünyadaki bazı devletler ve kıtalar da İslam’a gireceklerdir.”



[1] Ebu Davud

[2] Yunus Suresi, 62

[3]Kenzü’l-Ummâl, s.777

[4]Hâkim