Kategori Risale-i Nur Mütalaası Kategori

Ek Soru Soru

Dinsizlerin Galibiyetlerinin Sebebi

Gençlik Rehberindeki, "Hem senin dünyaca muvaffakıyetin, elmasçı ve divane olmuş bir Yahudinin cam parçalarını elmas fiatiyle aldığı gibi; sen de küçücük, kısacık bir zamana, bir hayata, uzun ve daimî ve geniş bir hayatın fiatını verdiğin için, elbette o had dairesinde galebe edersin. Bir dakikaya bir sene kadar şiddetli hırs, muhabbet, intikam gibi hissiyatla müteveccih olduğun için, ehl-i diyanete muvakkaten tefevvuk edersin." cümlesini izah eder misiniz?

Cevap Cevap

Allahu Teala Hazretleri, insanları hem ahiretlerini kazanmaları, hem de dünya hayatlarını idare etmelerine kâfi gelecek duygu ve kabiliyetlerle donatarak yaratır. İnsan ruhundaki bu duyguların bir kısmı şiddetli, bir kısmı nisbeten daha zayıf hislerdir. Bunların nasıl kullanılması gerektiğini Bediüzzaman Said Nursî Hazretleri şöyle ifade eder:

"İnsanlar, insana verilen manevî cihazları, eğer nefsin ve dünyanın hesabıyla istimal etse ve dünyada ebedî kalacak gibi gafilane davransa, ahlâk-ı rezileye ve israfat ve abesiyete medar olur. Eğer hafiflerini dünya işlerine ve şiddetlilerini ahirete ve manevi vazifelere sarfetse, güzel ahlâka hamîdeye menşe', hikmet ve hakikata muvafık olarak iki dünya saadetine medar olur." (9. Mektub)

Hayatı, dünya hayatından ibaret gibi telakki eden insanlar ise, kendilerindeki zayıf veya şiddetli bütün cihazları yalnız dünyaya sarf ettikleri için ehl-i imana nisbetle daha büyük bir aşk, himmet ve kararlılıkla dünya hayatına sarılırlar. Bu esnada karşılarına çıkan dindar insanlarla aynı hedefler için yarıştıklarında o şiddetli hisler sebebiyle onlara üstün gelebilirler. Tabi ki bu ifadeler ferdî anlamda bir başarının analizidir. Yoksa küfür toplumu ile İslam toplumunun analizi değildir. Çünkü tarih boyunca İslam toplumunun küfre galib olduğu asırlar bin seneyi buluyorken, mağlub sayılabilecek asırlar ise son iki-üç asırla sınırlıdır.

Bediüzzaman Hazretleri İslam Toplumunun ilerlemesi veya gerilemesi hakkındaki asıl tesbitini meşhur Hutbe-i Şamiye'sinde şu cümlelerle ifade etmiştir:

"Biliniz! Hakikî vukuatı kaydeden tarih, hakikata en doğru şahiddir. İşte tarih bize gösteriyor. Hattâ Rus'u mağlub eden Japon başkumandanının İslâmiyetin hakkaniyetine şehadeti de şudur ki: Hakikat-ı İslâmiyetin kuvveti nisbetinde, Müslümanlar o kuvvete göre hareket etmeleri derecesinde ehl-i İslâm medenileşip terakki ettiğini tarih gösteriyor. Ve ehl-i İslâm'ın hakikat-ı İslâmiye'de za'fiyeti derecesinde medeniyetten uzaklaşıp gerilediklerini ve karışıklıklar içinde belalara, mağlubiyetlere düştüklerini tarih gösteriyor. Sair dinler ise bilakistir. Yani salabet ve taassublarının za'fiyeti nisbetinde medenileşip terakki ettikleri gibi, dinlerine salabet ve taassublarının kuvveti derecesinde de alçalıp ihtilallere maruz kaldıklarını tarih gösteriyor. Şimdiye kadar zaman böyle geçmiş."

Dünya işlerinde kâfirlerin fıtraten daha büyük bir azim ve hırsla çalıştıkları da bir gerçektir. Üstad'ın yukarıdaki sualde geçen  cümlelerinin daha izahlı bir şekli bu mevzuyu bir parça daha açmaktadır. Yirminci Lem'da geçen bu cümleler şöyledir:

"Ehl-i hakkın ekseriyetle âhirete ait olan faideleri düşünmekle, o ehemmiyetli ve kesretli mes'elelere hamiyeti, himmeti, merdliği bölünür. Hakikî sermaye olan vaktini bir mes'eleye sarfetmediği için, meslekdaşlarıyla ittifakı muhkemleşmiyor. Çünki mes'eleler çok, daire dahi geniştir.

Gafletli ehl-i dünya ise, yalnız hayat-ı dünyeviyeyi düşündüklerinden, bütün hissiyatıyla ve ruh ve kalbiyle şiddetli bir surette hayat-ı dünyeviyeye ait mes'elelere sarılır. Ve o mes'elede ona yardım edene kuvvetli yapışır. Ve hakikat nokta-i nazarında beş paraya değmeyen ve ehl-i hak ona on para kıymet vermeyen mes'elelere, divane olmuş elmasçı bir yahudinin beş paralık cam parçasına beş lira fiat verdiği gibi, beşyüz lira kıymetindeki vaktini o mes'eleye hasreder. Elbette bu kadar fiat verip ve şiddetli hissiyat ile sarılmak, bâtıl yolunda dahi olsa samimî bir ihlas olduğundan, o mes'elede muvaffak olur ve ehl-i hakka galebe eder. Bu galebe neticesinde ehl-i hak zillete ve mahkûmiyete ve tasannua ve riyaya düşüp, ihlası kaybeder. O nâmerd, himmetsiz, hamiyetsiz bir kısım ehl-i dünyaya dalkavukluk etmeğe mecbur olur."