Kategori Allah Kategori Allah’ın İsim ve Sıfatları - Marifetullah Kategori Risale-i Nur Mütalaası Kategori

Ek Soru Soru

Cenabı Hakk'ın Yaratması

Cenabı Hak, ilk başta yarattı nizamı kurdu. Sonra (haşa) çekildi diyenler var. Nasıl cevap vermemiz icap ediyor?

Cevap Cevap

Bunu söyleyenler Allah'ın sıfatlarını tam olarak bilmiyorlar. Ya eksik görüyorlar. Ya da kendilerine göre "Allah, küçük işlerle uğraşmaz" diyorlar. Fakat büyük veya küçük herşeyle bizzat meşgul olmak ve idare etmek, büyüklüğün ve haşmetin göstergesidir. Hem Allah cüziyat ile meşgul olup idare etmese bu O'nun için bir noksan olurdu.

Allah'ın bütün isim ve sıfatları mutlaktır. Yani nihayetsiz ve sınırsızdır. O'nun ilmini, iradesini ve kudretini sınırlayacak hiçbir şey yoktur. Bir anda sayısız işleri yapar. Bir iş bir işe mani ve engel olmaz. Her hangi bir zorluk ve güçlük de olmaz. Küçük-büyük, az-çok fark etmez. Böyle bir Zat neden işleri kendi haline bırkasın? Bizzat tasarruf etmesin?

Hem Allah'ın iradesini ve meşietini gösteren bütün deliller, her şeyi bizzat idaresinde tuttuğunu isbat eder. Eğer nizamı kurup haşa geri çekilse idi, şuzuzat denilen hiçbir istisna olmazdı. Yani her kanunun bir istisnası vardır. Bu istisnalar Allah'ın iradesini ve meşietini gösterir. Mesela İsa (as) babasız dünyaya gelmesi Allah'ın bizzat tasarruf ettiğini gösterir. Hem bazı kimselerin beş parmak yerine altı parmağı olabiliyor. İkizler birbirine yapışık doğabiliyor. Bunun gibi bitikilerde ve hayvanlarda da istisnai haller vuku buluyor. Eğer Cenabı Hak nizamı kurup kenara çekilmiş olsa idi, bu tarz istisnalar olmazdı. Bütün hepsi kanuna uygun olup aykırılık olmayacaktı. 

Hem bütün insanlar birbirine tamamen benzemez. Eğer Allah kanunlara bıraksa idi hepsi birbirine benzerdi Farlılık olmazdı. Bu da Allah'ın iradesini gösterir. Çünki Her bir insanın simasını diğerlerinden ayırt etmek için geçmiş ve gelecek bütün insanların simasını bilecek ve ona göre tercih edecek birisi olması lazımdır. Yoksa birbirine benzeyebilir. Bütün bunlar Allah'ın cüz'i-külli herşeyi bizzat idare ettiğini bizlere isbat eder.

Hem bir usta bir makinenin bütün parçalarını yaptıktan sonra, makinenin yapılmasını ve işlemesini o parçalar havale etse mi daha kolaydır. Yoksa o parçalarla makineyi yaparak makineyi kendi işletmesi mi daha kolay ve akla uygundur.

Bediüzzaman Hazretleri Tabiat Risalesinde bu konuya şöyle işaret etmiştir:

"Ey esbâbperest ve tabiata saplanan bîçâre adam! Madem her şeyin tabiatı, her şey gibi mahlûktur; çünki san‘atlıdır ve yeniden oluyor. Hem her müsebbeb(sebeble vücuda gelen) gibi, zâhirî sebebi dahi masnû‘dur. Ve madem her şeyin vücûdu, pek çok cihâzât ve âletlere muhtaçtır. O halde, tabiatı îcâd eden ve o sebebi halkeden(yaratan) bir Kadîr-i Mutlak var. Ve o Kadîr-i Mutlak’ın ne ihtiyâcı var ki, âciz vesâiti(vasıtaları), rubûbiyetine ve îcâdına teşrîk(ortak) etsin? Hâşâ! Belki doğrudan doğruya müsebbebi(sebeble vücuda gelen şeyi), sebeble beraber halkederek, cilve-i esmâsını ve hikmetini göstermek için, bir tertîb ve tanzîm ile ve zâhir bir sebebiyet ve mukārenet(yakınlık) vermekle, eşyâdaki zâhirî kusurlara ve merhametsizliklere ve noksâniyetlere merci‘ olmak için, esbâb ve tabiatı, dest-i kudretine perde etmiş ve izzetini o sûretle muhâfaza etmiş.

Acaba bir saatçi, saatin çarklarını yapsın; sonra saati çarklarla tertîb edip tanzîm etsin, daha mı kolaydır? Yoksa hârika bir makineyi, o çarkların içinde yapsın; sonra saatin yapılmasını o makinenin câmid(cansız) ellerine versin, tâ saati yapsınlar, daha mı kolaydır? Bu hâl imkân hâricinde değil midir? Haydi o insâfsız aklınla sen söyle. Sen hâkim ol!

Veyahud bir kâtib; kalem, kâğıt, mürekkeb getirdi. Onunla kendi bizzât o kitabı yazsa, daha mı kolaydır? Yoksa o kâğıt, mürekkeb, kalem içinde o kitaptan daha san‘atlı ve daha zahmetli, yalnız o tek kitaba mahsûs olarak bir yazı makinesi îcâd etsin; sonra o şuûrsuz makineye “Haydi sen yaz!” desin de, kendisi karışmasın, daha mı kolaydır? Acaba yüz def‘a yazıdan daha müşkil değil midir?

 Eğer desen: “Evet bir kitabı yazan makinenin îcâdı, o kitaptan yüz def‘a daha müşkildir. Fakat o makine, aynı kitabın bir çok nüshalarını yazmasına vâsıta olmak cihetiyle, yalnız bir kolaylık var?”

Elcevab: Nakkāş-ı Ezelî, hadsiz kudretiyle nihâyetsiz cilve-i esmâsını her vakit tazelendirmekle, ayrı ayrı şekilde göstermek için, eşyâdaki teşahhusları ve hususî sîmâları öyle bir sûrette halketmiştir ki; hiçbir mektûb-u Samedânî ve hiçbir kitâb-ı Rabbânî, diğer kitapların aynı aynına olamıyor. Alâ küll-i hâl, ayrı ma‘nâları ifade etmek için, ayrı bir sîmâsı bulunacak. Eğer gözün varsa, insanın sîmâsına bak, gör ki; zaman-ı Âdem’den şimdiye kadar, belki ebede kadar, bu küçük sîmâda, a‘zâ-yı esâsiyede ittifâkla beraber, herbir sîmâ, umum sîmâlara nisbeten, herbirisine karşı birer alâmet-i fârikası var olduğu kat‘iyen sâbittir. Bunun için herbir sîmâ, ayrı bir kitaptır. Yalnız san‘atın tanzîmi için ayrı bir yazı takımı ve ayrı bir tertîb ve te’lîf ister; ve maddelerini hem getirmek, hem yerleştirmek, hem de vücûda lâzım olan her şeyi dercetmek için, bütün bütün başka bir tezgâh ister. Haydi, farz-ı muhâl olarak tabiata bir matbaa nazarıyla baktık. Fakat bir matbaaya âit olan tanzîm ve basmak, yani muayyen intizâmını kalıba sokmaktan başka, o tanzîmin îcâdında, îcâdları yüz derece daha müşkil bir zîhayatın cismindeki maddeleri, aktâr-ı âlemden mîzân-ı mahsûs ile ve hâs bir intizâm ile îcâd etmek ve getirmek ve matbaa eline vermek için, yine o matbaayı îcâd eden Kadîr-i Mutlak’ın kudret ve irâdesine muhtaçtır. Demek bu matbaalık ihtimâli ve farazîsi, bütün bütün ma‘nâsız bir hurâfedir."