Kategori Fıkıh Kategori İman Kategori İbadet Kategori Dünyadaki İmtihan Kategori Takva ve Amel-i Salih Kategori

Ek Soru Soru

Çalışmak, İş ve İbadetler

Bir kimse çalıştığı işten veya işin ağırlığından dolayı ibadetlerini aksatabilir mi? Yani işi ibadetlerine engel olsa ne olur? Bu noktada ölçü nedir?

Cevap Cevap

Bu noktada ölçü: Kişi, işini yaparken Allah'a karşı sorumluluklarını da yerine getirmesidir. İşten dolayı farzları aksatmak veya bazı günahları işlemek çok yanlış bir tutum olur. Sonra hesabı da zor olur. Allah'a karşı ne mazeret söyleyecek. Ya Rabbi işim vardı mı diyecek?

İslamiyet kimseye çalışma demez. Helalinden kazanmak helale harcamak şartıyla çalışmasını ister. Bununla birlikte iş, hiçbir zaman Allah'ın emirlerini yapmamak için mazeret olamaz. Bu kişinin kendi elinde olan bir meseledir. 

Unutmayalım ki Allah bizi kendisine iman ve ibadet etmemiz için yaratmıştır. Zariyat Suresinde bu gerçek şöyle izah edilmiştir:

"(Ben) cinleri ve insanları, ancak bana ibâdet etsinler diye yarattım!

(Ben) onlardan bir rızık istemiyorum; beni doyurmalarını da istemiyorum.

Şübhesiz ki Rezzâk (çokça rızık veren), kuvvet sâhibi, Metîn (aslâ sarsılmaz) olan ancak Allah’dır." (Zariyat, 56, 57, 58)

 

Bu ayetlerin tefsirinde üstat Bediüzzaman hazretleri şöyle der:

“İnsan rızka çok mübtelâ (düşkün) olduğu için, rızka çalışmak bahânesini, ubûdiyete (kulluğa)mâni‘ tevehhüm edip (zannedip), kendine bir özür bulmamak için âyet-i kerîme diyor ki: Sizler ubûdiyet için halk olunmuşsunuz! Sizin netîce-i hılkatiniz (yaratılışınızın netîcesi) ubûdiyettir! Rızka çalışmak ise emr-i İlâhî noktasında bir nevi‘ ubûdiyettir. Benim mahlûkātımın ve rızıklarını der‘uhde ettiğim (üstlendiğim)nefislerinizin ve ıyâlinizin (âilenizin) ve hayvanâtınızın rızkını tedârik etmek, güyâ bana âiddir. Sizler bana âid rızık ve it‘âmı (beslemeyi) ihzâr etmek (hazırlamak) için yaratılmamışsınız. Çünki Rezzâk (rızkı veren)benim! Sizin ve müteallikātınız (yakınlarınız) olan ibâdımın (kullarımın) rızkını ben veriyorum. Siz bunu bahâne edip ubûdiyeti terk etmeyiniz!” (Lem‘alar, 28. Lem‘a, 309)