Kategori Takva ve Amel-i Salih Kategori Risale-i Nur Kategori Risale-i Nur Mütalaası Kategori Dünyadaki İmtihan Kategori

Ek Soru Soru

Bela Ve Musibetlerin Müslümanlara Gelmesi

Bela ve musibetlerin daha çok müslümanlara gelmesinin hikmeti nedir? Risale-i Nurda buna dair yerler var mı?

Cevap Cevap

"İkinci Suâl: “Ne için gâvurların memleketlerinde bu semâvî tokat başlarına gelmiyor, bu bîçâre müslümanlara iniyor?

Elcevab: Büyük hatalar ve cinâyetler te’hîr ile büyük mer­kezlerde; ve küçücük cinâyetler ta‘cîl ile küçük merkezlerde verildiği gibi; mühim bir hikmete binâen ehl-i küfrün cinâyetlerinin kısm-ı a‘zamı, mahkeme-i kübrâ-yı haşre te’hîr edilerek, ehl-i îmânın hataları kısmen bu dünyada cezâsı verilir. (Hâşiye)

Hâşiye: Hem Rus gibi olanların mensûh ve tahrîfedilmiş bir dini terk etmekle, hak ve ebedî ve kābil-i nesh olmayan bir dine ihanet etmek derecesinde gayretullâha dokunmadığından, zemin şimdilik onları bırakıp, bunlara hiddet ediyor."(14. Sözün Zeyli)


"Suâl: Hâs dostlarına gelen musibetleri, tokat eseri deyip, hizmet-i Kur’âniyedeki fütûrları cihetinde bir itâb telakkî ediyorsun. Halbuki, sizlere ve hizmet-i Kur’âniyeye hakîkî düşmanlık edenler, selâmette kalıyorlar. Neden dosta tokat oluyor da, düşmana olmuyor?

Elcevab: اَلظُّلْمُ لَايَدُومُ وَالْكُفْرُ يَدُومُ sırrınca; dostların hatâları, hizmetimizde bir nevi‘ zulüm hükmüne geçtiği için, çabuk çarpılıyorlar. Şefkatli tokat yerler, aklı varsa, intibâha gelirler. Düşmanın ise, hizmet-i Kur’âniyeye zıddıyeti ve mümânaatıdalâlet hesabına geçer. Bilerek veya bilmeyerek hizmetimize tecâvüzü, zındıka hesabına geçer. Küfür devam ettiği için, onlar ekseriyetle çabuk tokat yemiyorlar. Nasıl ki küçük kabahatleri işleyenlerin, nâhiyelerde cezâları verilir. Büyük kabahatliler de büyük mahkemelere gönderilir. Öyle de ehl-i îmânın ve hâs dostların hükmen küçük hatâları, onları çabuk temizlemek için cezâları kısmen dünyada ve hem sür‘atle verilir. Ehl-i dalâletin cinâyetleri, o kadar büyüktür ki; cezâları kısacık hayat-ı dünyeviyeye sığışmadığından, muktezâ-yı adâlet olarak âlem-i bekādaki mahkeme-i kübrâya havâle edildiği için, ekseriyetle burada cezâya çarpılmıyorlar. İşte hadîs-i şerîfte اَلدُّنْيَا سِجْنُ الْمُؤْمِنِ وَجَنَّةُ الْكَافِرِ buyurulması, mezkûrhakîkate dahi işaret ediyor. Yani, dünyadamü’min, kısmen kusurlarının cezâsını gördüğü için, dünya onun hakkında bir dâr-ı cezâdır. Dünya, onların saadetli âhiretlerine nisbeten bir zindan ve bir cehennemdir. Ve kâfirler ise, madem cehennemden çıkmayacaklar; hasenâtlarının mükâfâtlarını kısmen dünyada gördüklerinden ve büyük seyyiâtları da te’hîr edildiği cihetle, onların âhiretlerine nisbeten dünya, cennetleridir. Yoksa mü’min bu dünyada dahi ma‘nen ve hakîkat nokta-i nazarında kâfirden çok ziyâde mes‘uddur. Âdetâ mü’minin îmânı, mü’minin ruhunda bir cennet-i ma‘neviye hükmüne geçiyor; kâfirin küfrü, kâfirin mâhiyetinde ma‘nevî bir cehennemi ateşlendiriyor."(10. Lema)

Ayrıca şu linke de bakınız.

http://www.risaleonline.com/soru-cevap/acilarin-hikmeti