Kategori Üstad Bediüzzaman Kategori

Ek Soru Soru (!! Bu konuya ait ek sorular için tıklayın)

Bedüzzaman'ın Ben Seyyid Değilim Demesi

Bediüzzaman Hazretleri, Afyon Mahkemesi Müdafaası'nda seyid olmadığını söylüyor: "Said itiraznamesinde demiş ki, "Ben seyyid değilim..." (Şualar, 14. Şua) Üstad seyyid değil mi?

Cevap Cevap

Öncelikle Bediüzzaman Hazretleri katiyyen seyyiddir. Yani Peygamber sav.in mübarek neslindendir. Çünkü 22. Lem'anın sonundaki haşiyede bunu açıkça ifade eden şu cümleler var:

“… Bizce Üstadımız Saîd Nursînin birinci Âl'den (Al-i Beyt’ten ve seyyid) olduğu kat'idir. Çünki, sinek gibi bir mahlukun Üstadımızı taciz etmemesi, nesl-i mübarekinden (dedelerinden) olan (Seyyid) Abdülkadir Geylaniden bu hali Üstadımız irsiyet (miras) olarak almıştır. …  Küçük Ali” (Lemalar, 22. Lema)                                                    

Seyyid Abdulkadir Geylani (ks)’nun bu hali peygamberimizden aldığını Mucizat-ı Ahmediye Risalesinde Hz. Üstad şöyle anlatır:

Sinek onu (Peygamberimizi sav.) taciz etmezdi, onun cesed-i mübarekine ve libasına konmazdı. Nasılki evlâdından olan Seyyid Abdülkadir-i Geylanî (ks) dahi, ceddinden o hali irsiyet almıştı; sinek ona da konmazdı.” (19. Mektub)

Üstad Bediüzzaman’ın talebelerinden olan ve seyyidliği şeceresiyle ve bütün köy halkının şecereleriyle seyyid olarak bilinmesi ile sabit olan Urfalı Seyyid Salih Özcan Abi, Bediüzzaman Hazretleri’nin kendi dilinden duyduğu bir itirafı şöyle anlatmıştır:

“Ben kendilerinden seyyid olup olmadıklarını sordum. ‘Evet ben de seyyidim. Ama sakın kimseye söyleme. Annem Hüseyni (Hz. Hüseyin'in soyundan), babam Haseni’dir (Hz. Hasan'ın soyundandır)." dedi.” (Son Şahidler, 3. Cild, sh. 238)

Öyleyse şunu anlamak lazım: Seyyid olduğu halde Üstad Mahkemede neden ben seyyid değilim dedi?

Çünkü mahkemede savcılık Üstad hakkında, "gizli siyasi emeller taşıyor" manasını kasd ederek "Eğer mehdilik iddia etse herkes arkasına düşecek ve devlete başkaldıracaklar" mealinde bir iddiada bulunarak Üstad'ı ve talebelerini mahkum etmeye çalışıyor.

Hz. Üstad da onların bu evhamlarını dağıtmak için mahkemede tevriye yapıyor. Yani iki anlama gelen bir sözün diğer anlamını kasdederek onların iftiralarını suya düşürüyor. Suya düşüyor, çünkü seyyid olmadığını söyleyen bir insanın, "Ben mehdiyim diye dava etmesi mümkün değildir." Zaten bu sözüyle mahkemeyi de o noktada ikna ediyor.

Peki tevriyeyi nasıl yapıyor?

Seyyid'in asıl lügat manası "efendi" demektir. Diğer manası ise, Hz. Peygamber'in (sav) neslinden olan demektir.

Yani Üstad diyor ki, ben efendi değilim.

Peki "Ben efendi değilim" demesi doğru mu?

Evet doğrudur. Çünkü bütün insanlığın efendisi olan Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav) de sahih bir hadiste, "Ben kıyamet günü insanların efendisiyim" (1) derken, diğer bir hadiste de "Ben efendi (seyyid) değilim. Asıl Seyyid Allah'tır" (2) buyurmuştur. Yani gerçek efendi Allah'tır. İnsanların efendi olması hakiki değil mecazidir.

Peki Üstad'a böyle bir tevriye yapması yakışır mı?

Elbette yakışır. Çünkü Üstad'ın ve İslam'ın düşmanları mahkemeleri alet ederek onun ve talebelerinin idamına ve hizmetinin söndürülmesine çalışırken yalan bile söylese dinen caiz iken, o yalan değil, iki anlama da gelecek bir söz söyleyerek düşmanlarının planlarını akim bırakıyor.

Ayrıca mahkemelerde bu gibi tevriyeleri olduğunu 27. Lem'a Eskişehir Müdafaasının başında açıkça şöyle ifade ediyor:

"Bütün müdafaatımda ara-sıra görünen mülâyimane ve musalâhakârane tabirler ise; tevriye nev’inden olarak mahza masum kardeşlerimi kurtarmak içindir. Yoksa, masumiyetim ve mazlumiyetim beni çok şiddetli konuşturacaktı."(3)

(1) Buhari, Müslim, Tirmizi

(2) Bkz. Elmalılı Tefsiri, İhlas Suresi

(3) Mustafa Gül hattı el yazması Osmanlıca Lem'alar, 27. Lem'a

 

Ek Soru Ek Soru

Üstad, "Ben, kendimi seyyid bilemiyorum. Bu zamanda nesiller bilinmiyor." diyor. Şu manayı anlayabilir miyiz? Bu zamanda nesillerin kayıtları tahrif edildiğinden ve karmaşık bir zaman olmasından dolayı resmi olarak bilinemiyor manasında olabilir mi? Ayrıca, "yalan bile söylese dinen caiz iken," diyorsunuz. Halbuki Üstad, "Bu zaman, yalanının caiz olması hükmünü kaldırmıştır" demiyor mu?

Cevap Cevap

Birinci sualinizde yazdığınız yorum Üstad'ın oradaki beyanlarına uygundur. Fakat bize sorulan yerde "bilemiyorum" demiyor. "Seyyid değilim" diyor ve nesillerin karışmasından falan bahsetmiyor. Dolayısıyla yukarıdaki izahlar oraya göredir. Daha iyi anlaşılması için ayen aşağı alıyoruz:

İddianamede benim hakkımda dört esas var:
Birinci Esas: Güya bende tefahur ve hodfüruşluk var ve kendimi müceddid biliyorum.
Ben bütün kuvvetimle bunu reddederim. Hem Mehdilik isnadını hiç kabul etmediğime bütün kardeşlerim şehadet ederler. Hattâ Denizli'deki ehl-i vukuf, "Eğer Said mehdiliğini ortaya atsa bütün şakirdleri kabul edecek" dediklerine mukabil, Said itiraznamesinde demiş ki: "Ben seyyid değilim. Mehdi seyyid olacak." diye onları reddetmiş.
İkinci Esas: Neşriyatı gizlemesi.

İkinci yorumunuza cevab ise: Zamanın hükmünü kaldırdığı yalan üstadın tabiriyle "maslahat için yalandır" yani bir fayda getirip zarar vermeyecekse yalan caiz olabilir diye bazı alimler muvakkat (vakte bağlı) fetva vermişler. Üstadın vakti geçti dediği bu fetva...

Halbuki Peygamber Efendimizin (sav) verdiği üç maddelik, harbde, hanımına karşı ve küsleri barıştırırken yalana müsaade etmesi bundan farklıdır.

Hem onun sünneti daimidir ve ondan başkası sınırlayamaz ve kaldıramaz.

Mesela, harbde yalan söylemenin zamanı geçmiş olabilir mi? Üstad yalana hiç fetva yok derken bunu da kasd etmiş olabilir mi? Asla!

Meselenin bir daha, bu açıdan mütalaa edilmesi için Üstad'ın beyanlarını buraya alıyoruz:

"Amma maslahat için kizb ise, zaman onu neshetmiş. Maslahat ve zaruret için bazı âlim "muvakkat" fetvası vermişler. Bu zamanda o fetva verilmez. Çünki o kadar sû'-i istimal edilmiş ki, yüz zararı içinde bir menfaatı olabilir. Onun için hüküm maslahata bina edilmez." (Hutbe-i Şamiye)

Bakın hadisin fetvası ile bu fetvanın hiç alakası yok. Çünkü Üstad'ın kaldırdığı fetva için çizdiği sınırlar belli.

1-(Genel anlamda) Maslahat ve zaruret için yalan. Yani nerde hayırlı bir fayda görse ve tam ihtiyaç varsa orada yalan söyleyebilir.

2- Bazı alimlerin verdiği bir fetva. Yani bütün alimler caiz dememiş.

3- Muvakkat, yani zamanın şartlarına bağlı.

Halbuki hadisin fetvası bu üç noktadan da farklıdır.

1- Hadis genel bir fayda değil üç noktada faydayla sınırlamış: Harbde, hanımına karşı ve küsleri barıştırırken.

2- Bu fetvayı veren bazı alimler değil, bizzat Peygamberimiz sav.

3- Onun fetvası zamanla sınırlı olmaz bütün asırlara hitab eder dinin temeli olur.

Yorum Yap
Yorum Gönder
Gönder
 
Yorumlar

YorumYaşar Gürt demiş ki:

Maahaza, birşeyin zararı menfaatine galebe ederse, o şey mensuh ve gayr-ı muteber olur. Sual: Bir maslahata binaen kizbin caiz olduğu söylenilmektedir. Öyle midir? Cevap: Evet, kat'i ve zaruri bir maslahat için mesağ-ı şer'i vardır. Fakat hakikate bakılırsa, maslahat dedikleri şey batıl bir özürdür. Zira usul-i şeriatta takarrur ettiği veçhile, mazbut ve miktarı muayyen olmayan birşey, hükümlere illet ve medar olamaz; çünkü, miktarı bir had altına alınmadığından suistimale uğrar. Maahaza, birşeyin zararı menfaatine galebe ederse, o şey mensuh ve gayr-ı muteber olur. Maslahat, o şeyi terk etmekte olur. Evet, alemde görünen bu kadar inkılaplar ve karışıklıklar, zararın, özür telakki edilen maslahata galebe etmesine bir şahittir. Fakat kinaye veya tariz suretiyle, yani gayr-ı sarih bir kelimeyle söylenilen yalan, kizbden sayılmaz. Hülasa, yol ikidir: Ya sükut etmektir; çünkü söylenilen her sözün doğru olması lazımdır. Veya sıdktır; çünkü İslamiyetin esası, sıdktır. İmanın hassası, sıdktır. Bütün kemalata isal edici, sıdktır. Ahlak-ı aliyenin hayatı, sıdktır. Terakkiyatın mihveri sıdktır. alem-i İslamın nizamı, sıdktır. Nev-i beşeri kabe-i kemalata isal eden sıdktır. Ashab-ı Kiramı bütün insanlara tefevvuk ettiren, sıdktır. Muhammed-i Haşimi Aleyhissalatü Vesselamı meratib-i beşeriyenin en yükseğine çıkaran, sıdktır.