Kategori Risale-i Nur Kategori Üstad Bediüzzaman Kategori

Ek Soru Soru

Bediüzzaman Hazretlerine İlhamen Yazdırılması

Üstadımız Bediüzzaman hazreteleri için "bana yazdırıldı diyerek peygamberlik iddia ediyor" diyenlere nasıl cevap verilebilir?

Cevap Cevap

Günümüzde pek çok kimselerin üstad Bediüzzamana yerli yersiz hücum ettiklerini uzun zamandan beri görüp duyuyoruz.

Hücumda bulunanların bir kısmının garazkar olduğu, insaf ve edep sınırlarını tanımadığı, üstelik risaleleri doğru dürüst okumadıkları, bazen de okusalar bile üstadın kastettiği manayı değil de, anlamak istedikleri manayı anladıkları bir gerçek. Şairin “insanlar hangi dünyaya kulak kesilmişse öbürüne sağır” dediği gibi bu tip sağırlara sözümüzü duyuramıyacağımızı peşinen kabul ediyoruz ve lüzumsuz da görüyoruz. Bazan “sükut”ta bir cevaptır.

Fakat insaflı olmakla beraber, bizim gibi düşünmeyen hakperestlere bazı delillerimizi sunmak mecburiyetinde olduğumuzu da kabul ediyoruz.

Bu hücum ve tenkidlerden biri üstadın “bana ihtar edildi ki” “bana yazdırıldı” sözüyle ilgili. Bu ifadelerden yola çıkan bazıları üstad için “peygamberlik iddia ediyor” “kendisine vahiy geldiğini söylüyor” şeklinde cahil, kaba ve çirkin saldırılarda bulunuyorlar.

Risalelerde “kalbime ihtar edildi ki” “bana yazdırıldı” tarzında ifadelerin varlığı bir gerçek. Fakat üstad bununla ne kendine vahiy geldiğini, nede peygamber olduğunu ima ediyor. Bizzat kendisi bu hususta şöyle der “:Risalet-in-Nur vahiy değil ve olamaz. Ancak ilham ve istihractır” (Sikke-i Tasdik-i Gaybi) “Birden hatıra geldi ki: Bu üç farkın sırrı ise Risalet-ün-Nur'un mertebesi üçüncüde olmasıdır. Yani vahiy değil ve olamaz. Hem umumiyetle dahi ilham değil, belki ekseriyetle Kur'ân'ın feyziyle ve medediyle kalbe gelen sünühat ve istihracat-ı Kur'âniyedir.” (Sikke-i Tasdik-i Gaybi) 

Risaleleri ve üstadı tenkid etmek isteyenlere tavsiyemiz, önce oturup risaleleri önyargıyla değil insafla okumalarıdır. Okurken de kendi kafalarındaki ithamlar için  mesnet aramaktan ziyade müellifin kastettiği manayı anlamaya çalışsalar daha iyi ederler.

Şimdiye kadar pek çok İslam büyüğünün ilhamın hakikatından ve kendilerine ilham gelmesinden bahsettiği gibi, Üstadda kendine ilhamın geldiğinden bahsetmiştir. Bunda şaşılacak bir şey yok. Şimdiye kadar kendilerine ilham geldiğini söyleyen velilere kimse “bu adam peygamberlik iddia ediyor” demediğine göre üstada da “peygamberlik iddia ediyor” denemez.

İlhamın hakikatına dair Kuran'da pek çok ayet var. Bunları sırayla ele alalım:

1.  İlham yalnızca evliyalara gelmez her insana Allahın ilhamı vardır.

Nefse ve onu (insan şeklinde) düzenleyene, Sonra da ona günahını ve takvasını (itaat etmesi gerekeni) ilham edene yemin ederim ki, Nefsini (günahlardan) temizleyen felaha ermiştir. Onu (günahlarla) gömen ise, hüsrana uğramıştır. (Şems suresi: 7-10)

 Hatta ilham yalnızca insanlara değil hayvanlarada gelir:“Rabbin bal arısına şöyle ilham etti: Dağlardan, ağaçlardan ve (insanların) kurdukları çardaklardan evler edin.“Sonra her çeşit meyvelerden ye de (bal yapmak için) Rabbinin (sana) kolaylaştırdığı yaylım yollarına gir.” Onların karınlarından, renkleri muhtelif bir içecek çıkar ki, onda insanlar için bir şifa vardır. Şüphe yok ki bunda, düşünen bir kavim için bir delil vardır.” (Nahl: 68-69)

2.  Allah makbul kulları olan seçkin evliyasına hususi ilhamlarda bulunur:

Peygamber olmayanlara Allahın ilhamda bulunduğu Kuranda şöyle zikredilir:

“Havârîlere de "Bana ve peygamberime iman edin" diye ilham etmiştim. Onlar "İman ettik, şâhit ol ki, biz müslümanlarız" demişlerdi.” (Maide: 111)

Ayette (evhaytü) ibaresi, (Vahyettim) manasına gelir. İmam Nesefi tefsirinde bunu (elhemtü) manasında olduğunu söyler. İsa as’ın havarilerine ilhamda bulunan Allahın  ümmetler içerisinde en hayırlı ümmet olan ümmeti Muhammed’in seçkinlerinede ilham etmesine şaşmamalı.

Ehli sünnetin cumhuruna göre kadınlardan peygamber gelmemiştir. Kur’an’da iki peygamber annesine Allahın ilham ettiği zikredilir.

a.      “Musa’nın annesine “Çocuğu emzir; başına bir şey gelmesinden korktuğun zaman onu denize (Nil’e) bırak; korkma ve üzülme. Çünkü muhakkak biz onu sana geri vereceğiz ve onu peygamberlerden yapacağız” diye ilham ettik. (Kasas:7) (AYRICA BKZ. TAHA.38)

b.      (Meryem) “Rabbim! Bana bir insan dokunmadığı halde nasıl bir çocuğum olur?” dedi. (Rabbi de) “Böyledir, Allah dilediğini yaratır. Bir işi yapmak istediğinde, ona sadece  “Ol” der, o da oluverir” dedi. (Ali İmran.47)

Bu ayette Meryem validemizle konuşanın cibril veya Allah olabileceğine Beyzavi işaret eder.

3. Peygamberimiz (asv)’da Allahın bazı kullarına ilhamda bulunduğunu haber vermiştir:

قد كان يكون في الأمم قبلكم   محدثون  فإن يكن في أمتي منهم أحد فإن عمر بن الخطاب منهم

 قال بن وهب تفسير   محدثون  ملهمون

“Sizden önceki ümmetlerde kendilerine (Allah tarafından ) söz söylenen (ilham edilen) kimseler vardı. Eğer ümmetimden de biri varsa o mutlaka Ömerdir”

Müslim : C.2.S.1864. Hn.2398.(Çağrı yayınları)

Buhari : C.4.S.149. .(Çağrı yayınları)

Tirmizi: C.5.S.622.Hn.3693. .(Çağrı yayınları)

Buharinin başka bir rivayetinde hadis şöyledir:

لقد كان فيمن كان قبلكم من بني إسرائيل   رجال يكلمون من غير  أن يكونوا أنبياء فإن يكن من أمتي منهم أحد فعمر

“Sizden önce İsrail oğulları içinde bazı kimseler vardı ki, peygamber olmadıkları halde kendilerine (Allah tarafından) söz söylenir, konuşulurdu. Onlardan ümmetimden biri varsa o muhakkak Ömer’dir.”

Tecridi Sarihi terceme ve şerheden Kamil Miras hadisin şerhinde şu açıklamalarda bulunur: Hadisin son fıkrasındaki (bulunursa) şartı, şek için değildir. Bilakis bu fıkranın mazmununu te’kid içindir. Çünkü İslam ümmeti, öbür ümmetlerin efdali olduğundan, öbürlerinde bulunan ilham ile müeyyed kimselerin İslam ümmetinde de bulunması muhakkaktır. Bu cihetle şartın tekide delalet ettiğine kavis içindeki kayıt ile işaret ettik.

Bu hadiste peygamber olmadıkları halde kendilerine Allah tarafından haber ilham olunduğu bildirilen zevata Muhaddesun deniliyor. (..) İbni Abbas Hac suresinin 52. ayetine bu muhaddes lafzını ziyade ederek  و ما ارسلنا من قبلك من رسول ولا نبي ولا محدث suretinde okumuştur. İbni Abbas bu hususta mevzuumuz olan hadise istinad etmiş olsa gerek. Şu halde muhaddes nubüvvetin dununda bir vahiy ve ilham mertebesi demek oluyor. Ve bu yüksek paye hazreti Ömere tevcih buyurularak taltif ediliyor. ( Tecrid-i Sarih Terceme ve Şerhi. C.9. s.352.)

4. ilhamla vahiy arasında ne fark var?

Vahiy peygamberlere gelir ve hususidir. İlham ise hayvanlardan meleklere varıncaya kadar herkese şumülü vardır.

Üstad Bediüzzaman ilhamla vahiy arasındaki farkı şöyle izah eder:

Sadık ilhamlar, gerçi bir cihette vahye benzerler ve bir nevi mükâleme-i Rabbaniyedir, fakat (iki fark) var:

(Birincisi): İlhamdan çok yüksek olan vahyin ekserisi melaike vasıtasıyla ve ilhamın ekserisi vasıtasız olmasıdır. Meselâ: Nasılki bir padişahın iki suretle konuşması ve emirleri var. Birisi: Haşmet-i saltanat ve hâkimiyet-i umumiye haysiyetiyle bir yaverini bir valiye gönderir. O hâkimiyetin ihtişamını ve emrin ehemmiyetinigöstermek için bazen vasıta ile beraber bir içtima yapar. Sonra ferman tebliğ edilir. İkincisi: Sultanlık ünvanı ile ve padişahlık umumî ismiyle değil, belki kendi şahsıyla hususî bir münasebeti ve cüz'î bir muamelesi bulunan has bir hizmetçisi ile veya bir âmi raiyetiyle ve hususî telefonuyla hususî konuşmasıdır. Öyle de Padişah-ı Ezelî'nin umum âlemlerin Rabbi ismiyle ve kâinat hâlıkı ünvanıyla vahiy ile ve vahyin hizmetini gören şümullü ilhamlar ile mükâlemesi olduğu gibi, her bir ferdin ve her bir zîhayatın Rabbi ve Hâlıkı olmak haysiyetiyle hususî bir surette fakat perde arkasında onların kabiliyetine göre bir tarz-ı mükâlemesi var.

(İkinci fark): Vahiy gölgesizdir, safidir, havassa hastır. İlham ise gölgelidir, renkler karışır, umumîdir. Melaike ilhamları ve insan ilhamları ve hayvanat ilhamları gibi çeşit çeşit hem pekçok enva'larıyla denizlerin katreleri kadar kelimat-ı Rabbaniyenin teksirine medar bir zemin teşkil ediyor. Ve ( لو كان البحر مدادا لكلمات ربي   لنفد  البحر قبل أن تنفد كلمات ربي ) âyetinin bir vechini tefsir ediyor anladı. (Ayetel kübradan)

 5. İlham dinde hüccetmidir?

Mücerret ilham dinde hüccet değildir. ( Taftazani. Şerhül Akaid Tercümesi: s.121. Dergah yayınları). Çünkü mücerret ilham şarlatanlar tarafından suistimal edilebileceği gibi şeytanında insanı kandırması mümkündür.

Dinde, delil ve hüccet esastır. Delilde ya nakli (kuran ve sünnet) yada akli olur.

Kurana, sünnete ve akla uygun dinin esaslarına ters düşmeyip, bilakis dini mevzuları takviye eden ilhamlar hüccet olurlar. Hüccet oluşları mücerret ilham oluşlarından değil hakikat oluşlarındandır.

Risale-i Nurlara verilen kıymet hem akli delillerle teyid edilmiş olması, hemde ilham olmasından kaynaklanmaktadır. Yalnız mücerret ilham oluşundan değil.

 

EtiketlerEtiketler: ilham , vahiy , üstad , bediüzzaman , Said Nursi , risale-i nur

Alakalı SorularAlâkalı Sorular:

Yorum Yap
Yorum Gönder
Gönder
 
Yorumlar

Yorumkadir kılınç demiş ki:

valla abi haşa kafir diyenlerle bile karşılaştım(bunlarda şahış değil bi cemaat)ALLAH sonumuzu hayreylesin....