Kategori Allah Kategori Allah’ın İsim ve Sıfatları - Marifetullah Kategori

Ek Soru Soru

Azamet ve Kibriya

Azamet ve kibriya arasındaki fark nedir?

Cevap Cevap

Sebepler, ilahi kudretin tasarrufuna bir perdedir. Çünkü büyüklük, yücelik, kudret sahibi olmak anlamlarına gelen izzet ve azamet perdeyi ister. Zira aklın nazarında ilahi kudretin saygınlığının korunması gerekmektedir. Evet, akıl meydana gelen her şeyin hakiki yönünü tamamıyla kavramaktan acizdir. Nihayetsiz ilim, irade, hikmet ve kudret sahibi olan Cenab-ı Hakkın icraatını tam manasıyla akılla idrak etmek mümkün değildir. Bundan dolayı özellikle gafillerin nazarı, olayların güzelliğini, hikmetini anlayamaz. Haksız olarak şikâyete başlar. Bilmeden itiraz eder. İşte bu şikâyetlerin Yüce Allah’a değil de, vasıtalara yönelmesi için esbap konulmuştur. Eğer insanlar hakikati bulsalar, hikmeti anlasalar onların nazarında sebepler kalkmış olur.

Kısacası batıl olan şikâyetleri reddetmek ve görünüre göre hüküm vermeye alışan aklın nazarında ilahi kudreti kusurdan, zulümden tenzih etmek için sebepler birer perde olmuştur.

Bu konuda son derece sakıncalı olan bir taraf bulunmaktadır. O da, Cenab-ı Hakkı perdelenmiş, perdelerle sınırlandırılmış, varlık ile Onun arasında gerçek bir perde hayal edip inanmaktır. Böyle bir düşünce İmanın esaslarına zıttır. Hiçbir sebep Yüce Allah’ı perdelemekle sınırlandıramaz. Bu perde tabirinin anlamı ise gaflet ve günahlardan kaynaklanan ve kalp körlüğü gibi nedenlerden dolayı insanın nazarında, algısında, düşüncesinde, bakış açısında Allah’ı tanımaya engel olan sebepler demektir. Yani sebepler varlıkların nazarındadır. Varlıklardadır. Onlara aittir.

Azamet ve kibriya akıl ve kalp ile ihata edilemez. Çünkü akıl da kalp te mahluktur. Özellikleri de mahluktur. Bundan dolayı sınırlıdır. Her yönüyle sınırlı olan bir varlık sonsuzu nasıl ihata edebilir ki? Fiil, isim, sıfatları sonsuz olan bir zat hakkında nasıl nihayetsiz marifet mertebeleri bulunmasın ki? Kendisinden başka gerçek fâil olmayan, her şeyi yaratan ve sonsuz hikmetle donatan, herşeyin hakikati esma-yı Hüsnası olan zatın marifeti nasıl kudsi bir cazibe olmasın ki? Evet, şiddeti zuhuru perdelenmesine bir sebeptir. Zira her yeri nurlandıran güneşin siddetli zuhurundan zatını göremediğimiz gibi..

 

Ayrıca bakınız.

http://www.risaleonline.com/soru-cevap/siddet-i-zuhurdan-gizlenme

 

 

EtiketlerEtiketler: azamet , kibriya , büyüklük , ululuk , tecebbür

Alakalı SorularAlâkalı Sorular:

Yorum Yap
Yorum Gönder
Gönder
 
Yorumlar

Yorumberhak demir demiş ki:

Sınırsız büyüklük ve ululuk anlamına gelen azamet, Allah’ın bir sıfatıdır. Azamet-i İlâhiye (Allah’ın büyüklüğü), kudret-i İlâhiyenin azameti (Allah’ın kudretinin büyüklüğü)” demektir.

Kibriya ise, Cenab-ı Allah'ın azameti ve kudreti, her cihetle büyüklüğü demektir.

Azamet, Allah hakkında kullanılırsa O’nun büyüklüğünü ifade eder, ancak insan hakkında kullanılırsa “kibir, gurur, büyüklük taslama, görkem” gibi anlamlara gelir.

Perde-i azamet, büyüklük perdesi demektir. İnsanın görmesi, işitmesi sınırlı olduğu gibi, düşünmesi, kavraması ve çeşitli duygularla algılaması da sınırlıdır. Bu yüzden bir şey çok çok büyük ve sınırsız olursa, algılama sınırlarının dışına çıkar ve büyüklük bir perde gibi gizleyici bir unsur hâlini alır.

İnsan, maddî şeylerde, uzunluk, derinlik ve yükseklik gibi şeyler açısından “Bu büyüktür” veya “Küçüktür” diye görüş belirtir. “Büyük âlim” dediğimizde ise büyüklük madde sınırlarını aşar, sıfat alemine girer. Yani “O şahsın ilmi çok yücedir.” demiş oluruz. Maddeden münezzeh olan Allah’ın büyüklüğü ve azameti sıfatlarının sonsuzluğu, bütün madde âlemini o İlahi sıfatlarıyla gayet kolay yaratması, idare etmesi, değiştirmesi bakımındandır. Yani, “Allah Azîm’dir.” dediğimizde “O’nun şânı o kadar yüce, zât ve sıfatları o kadar büyüktür ki, akıllar kavrayamaz.” manasını kasd ederiz.

Cenâb-ı Hakkın isimlerinden olan Kebîr de “büyük ve ulu” anlamındadır. Ancak Kebîr ismi ile Azîm ismi, çok ince bir farkla birbirinden ayrılmaktadır. Çünkü kebîr kavramının kullanıldığı bazı yerlerde azîm kavramı kullanılmaz:

Kebîr, “sonsuz büyüklük (kibriyâ) sahibi olan Allah”, diğer bir deyişle, “varlığının ve zâtının kemâli sınırsız olan Allah” demektir.

Buna göre, Kebîr daha çok zâtın büyüklüğü için, Azîm ise çoğunlukla sıfatların büyüklüğü için kullanılır.

Azîm, Kebîr ve Aliyy isimleri arasındaki ince farkı bir derece anlamak için bunların karşılığı olarak kullanılan ‘yüce, büyük ve yüksek’ kelimelerine bakmak gerekir. Bu kelimeler, o isimlerin mânâlarını tam ifade etmeseler de, aralarındaki fark hususunda bize fikir verebilirler. Yani, bu üç kelime aynı mânâya gelmedikleri gibi, bu isimler de aynı değildirler.

Bir de bu isimlerin zıtlarına baktığımızda, azîm kelimesinin zıddı hakîr, kebîrin zıddı küçük, âlînin zıddı aşağı veya alçaktır.

Bir kudsi hadiste Allah buyuruyor ki:

"Azamet gömleğim, Kibriyâ ise kaftanımdır."

"Kibriya benim ridâm (belden yukarı giyilen elbise, bir anlamda gömlek), azamet ise benim ızârım (belden aşağı giyilen elbise) dir. Bunlardan biri konusunda bana ters düşen kimseye azab ederim." (bk. Müslim, Birr: 136; Ebû Dâvud, Libâs: 25; İbn-i Mâce, Zühd: 16; Müsned: 2/248, 376, 414, 427, 442, 4/416; Alâuddin el-Hindî, Kenzü'l-Ummâl: 3/534)

Hadiste "azamet" izara, "kibriya" ise ridaya benzetilmiştir.

Buradaki gömlek ve kaftan benzetmeleri vücudun her tarafını istisnasız kaplamaya işaret ediyor ki, manası kibriya ve azamet Allah’ın bütün Zat-ı Akdes ve sıfatlarını kuşatan genel bir kavramdır. Yani onun Zatı da sıfatları da isimleri de mutlak kibriya ve azamet içindedir.

Bu ifade, hiç kimse Allah’ın Zatını kuşatan bu sıfatlara ortak ve hissedar olamaz demektir. "Kim bu hususta kibirlenir ve büyüklük taslarsa, onu cezalandırırım." demek sureti ile kibir ve büyüklük taslama hastalığından insanları sakındırıyor ve yasaklıyor.

Allah’a ait bir elbiseyi, yani kibriya ve azameti insanın giymeye kalkışması çok komik ve çok büyük bir dalalettir.