Kategori Dua Kategori

Ek Soru Soru

Ayetel Kürsi - Cevşen

Ayetel Kürsi okuduğumuzda veya cevşen takdığımızda bizi belelardan müsibetlerden hastalıklardan koruyacağına kesin olarak mı yoksa umut ederek mi bakacağız?

Cevap Cevap

Bu gibi faydaların görünmesi o mübarek duaların kendisinden değil, bütün hayırların kaynağı Allah’ın ihsanındandır. Öncelikle bunun dikkate alınması gerekir. Onları okumak ya da taşımak ise birer vesiledir.

Durum böyle olduğuna göre, bakış açımızın da Allah’a karşı kulluğumuzun icabı olan edeb duygusunun gerektirdiği şekilde olmalıdır.

Allah’a karşı edeb ise onun rahmetinden ümid etmek fakat onun iradesine saygılı olmayı gerektirir. Yani “Ben falan duayı okudum. Öyleyse muhakkak arzum yerine gelecektir.” Düşüncesi onun iradesine karşı hürmetsizlik manasına gelir. Peygamber Efendimiz (asm)’ın müşriklere, “bu sualinizin cevabını yarın veriririm” demesi üzerine, Kehf Sûresi 23-24’deki, “Ben bunu yarın yaparım deme. Ancak Allah dilerse de” ayeti nazil olmuştur.

Kendi yapacağımız işlerde bile, inşallah, Allah dilerse dememiz gerekiyor ise, elbette Allah’tan beklediğimiz hayırlarda, O’nun dilerse bunu vereceği düşüncesi kalbimizde sağlam bir şekilde bulunmalıdır.

Ayrıca bu gibi duaların maddi hasiyetlerinin elde edilmesi için doğru bir niyet de şarttır. Bu niyetin nasıl olması gerektiğine dair şu izahları yapar:

“Dünyaya ait faideler ve menfaatlar; o ubudiyete (ibadete), o virde veya o zikre illet (hakiki sebeb) veya illetin bir cüz'ü olsa; o ubudiyeti kısmen ibtal eder. Belki o hasiyetli virdi akîm bırakır, netice vermez.

İşte bu sırrı anlamayanlar, meselâ yüz hasiyeti (özelliği) ve faidesi bulunan Evrad-ı Kudsiye-i Şah-ı Nakşibendî'yi veya bin hasiyeti bulunan Cevşen-ül Kebir'i, o faidelerin bazılarını maksud-u bizzât (asıl gaye) niyet ederek okuyorlar. O faideleri göremiyorlar ve göremeyecekler ve görmeye de hakları yoktur.

Çünki o faideler, o evradların illeti (gerçek sebebi) olamaz ve ondan, onlar kasden ve bizzât istenilmeyecek. Çünki onlar fazlî bir surette, o hâlis (ihlasla okunan) virde talebsiz terettüb eder (oluşur). Onları niyet etse, ihlası bir derece bozulur. Belki ubudiyetten (ibadetten) çıkar ve kıymetten düşer.

Yalnız bu kadar var ki; böyle hasiyetli evradı okumak için zaîf insanlar bir müşevvik ve müreccihe (teşvik edici ve tercih ettiriciye) muhtaçtırlar. O faideleri düşünüp, şevke gelip; evradı sırf rıza-yı İlahî için, âhiret için okusa zarar vermez. Hem de makbuldür. Bu hikmet anlaşılmadığından; çoklar, aktabdan (kutub evliyalardan) ve selef-i sâlihînden (geçmiş büyüklerden) mervî olan (rivayet edilen) faideleri görmediklerinden şübheye düşer, hattâ inkâr da eder.” (13. Nota)

Demek ki, böyle duaları okurken birinci gaye ibadet etmek ve Allah’ın rızasını kazanmak olacak, diğer gayeler esas maksad yapılmadan bir ümitle beklenecek.

 
Yorum Yap
Yorum Gönder
Gönder